believerinlife

Yaşama, sevgiye ve dönüşüme dair derin bir yolculuk

  • Kadınlar Günü

    Bugün içinden geçmekte olduğumuz Corono virüsü salgını sanırım bizlere istisnasız hepimizin bu dünyada yaşayan insanlar olduğumuzu hatırlatıyor. Kadın erkek ayırmaksızın dünyada bulunan hepimizi etkisi altına almış durumda. Hastalık cinsiyet seçmiyor. Sanki hepimizin eşit derinlikte güzellikler katmaya gelmiş, büyük bir dengenin iki ana eksenini oluşturduğumuzu hatırlatıyor. Belki de böylesine zorlu zamanlar bizlere sınırların ötesinde insan olduğumuzu ve insanlığımızı koruma niyetimizi anımsatıyor. Halbuki küresel ısınma kapımızı çalarken nedense “bana dokunmaz” deyip kendi konfor alanımızda yaşamamıza devam ediyorduk. Ve bugün, içinde bulunduğumuz gerçeklik, arzu edersek her şeyi dönüştürebileceğimizi anımsatıyor bizlere. Çin’de üretimin durması karbon salınım oranlarında yoğun bir düşüşe vesile oluyor ve belki de bizlere neyi niye tükettiğimizi, ihtiyacın üzerinde yapılan üretimleri ve kendi içsel bütünlüğümüzdeki eksiklikleri tüketim vesilesi ile uyuşturduğumuzu anımsatmak istiyor. Ama bugün konumuz Corona değil, bir gün için dünyadaki virüs salgınından öte kadınların varlığını kutladığımız gün.  

    Benim için kadınlar günü erkekler günün olması kadar enteresan. Gerçi bu kız çocukları günü, anneler günü, sevgililer günü için de geçerli. Sevginin, sevgilinin günü olmaz! Kadın olarak doğmuş bir bireyin “günü” diye bir şey olamaz. Anneler günü olmaz! Karnında atan o minik kalbi hissettiğin andan itibaren ölene kadar annesin sen, bunu kimse senin içinden çıkaramaz. Kız çocukları günü olmaz! Kız ve erkek evlat candır, kalbinin her atışında hissettiğin en yüce sevgidir. Lütfen beni af edin ama kadınlara dair böylesine günleri kutlamayı ben oldukça üzücü buluyorum… senede bir gün böylesine kıymetli hazineleri raftan çıkarılıp sonra tozlanmak üzere bir sene boyunca unutulmasını sindiremiyorum.

    Ben, tüm bunların ötesinde her birimizin içinde yer alan yin ve yang, eril ve dişi dengesini onurlandırmayı tercih ediyorum. Bir erkek olarak doğmuş olmasına rağmen, zihnindeki düşüncelerin ötesinde sezgisini uyandırmayı seçenleri kutlamak istiyorum. Kadını onurlandıran, gözlerinde ışıltı ile kadın erkek ayırtmaksızın karşısındakinin ışığını yücelten o özel erkekleri kucaklamak istiyorum. Bizleri sadece bir cinsel organımız neticesinde ayıran öğretilmiş kalıpları, yargıları kırıp dünyadaki yol arkadaşları olarak tanımlayan erkekleri alkışlıyorum. İçlerinde bulunan dişi olguları, içsel farkındalığı, dünyaya geniş bakma kabiliyetini, sezgilerini uyandırma yetisini ve kelimelerinde şefkatli bir lisanı seçen yaşamımızdaki herkesi kutlamak istiyorum.

    Bu yaşamda en zor olan basit yargılarımızı ve öğretilen kalıpları kırmak belki de. Büyüklerimizin ayrımcı ve kayırıcı öğretileri içimizde öylesine derin izler bırakmışlar ki, bu yüzyılda bile, hala kadın ve erkek ayrımından ve eşitsizliğinden bahsetmeye devam edebiliyoruz. Ben bugünü hepimizin içinde bulunan, güvende duran, yaratan, şefkatle iletişimde olan, üst bilinçle algılamamıza vesile olan dişi enerjimizi kutlama günü olarak anmak istiyorum. Hepimizin içinde var olan ve yaratanın en erdemli olgularını taşıyan dişi enerjiyi kutlamak istiyorum. Kendini seçen, kendini gerçekleştiren ve bütüne değer katan herkesi kutluyorum.

  • Ütopya

    Sanırım gelişmenin, kendini gerçekleştirmenin en etkili yollarından biri daha önce hiç yapmadığın ve belki de hiç yapılmamış olana adım atmaktan, “hoş geldin” deyip gelene gönülden değer katmaktan geçiyor. Belki de bizlere bahşedilmiş yaşamın dışa vurumu cesaretle yeniye, yeniden yenide adım atmak.

    Bazen insanlar soruyor bana, neden yapıyorsun bunları diye. Neden akıntıya karşı kürek çekme sevdan? Neden Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışıyorsun? diye… tek diyebildiğim şey ise; ben yapmasam kim yapacak! Şükür ki sevgi dolu bir yaşama doğma imkanım olmuş bu boyutta, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yaşam bana şefkatli davranmış. İşte böylesine ayrıcalıklı bir hikaye ile dünyaya gelme şansına eriştiysek değer katma yolunun seçilmesinin, benin üstünde bize dair yatırımlarda bulunmanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

    Ana var oluş ihtiyaçlarımız karşılandığı noktada inanıyorum ki, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma programı kapsamında da ifade edildiği gibi, bolluk ve bereket çağına geçerken kimseyi geride bırakmamaya özen göstererek yol almalıyız. Varlık seviyesi günü kurtarmanın ötesinde olanları bir üst bilince davet ederek ileride yaşamak istediğimiz dünyanın aktif yaratıcıları olmalarına teşvik etmeliyiz. Bu bilinç içerisinde beraber yaratmakta olduğumuz ürünleri, hizmetleri, iş modellerimizi ise bütünün gelişimine ve refaha ulaşmasında fayda sağlayacak şekilde tasarlamalıyız ki gün geldiğinde, ki ben bugünün gelmesinin hepimiz için kaçınılmaz ve zaruri olduğunu düşünüyorum, bir dünya üzerinde yaşayan dünyalılar olarak bir’lik içinde birlikte yaratabilelim. İnsanoğlunun haritalar üzerinde çizdiği sınırların ötesinde dünya vatandaşları olarak var olabilelim.

    İçimde bu ütopyaya dair duyduğum heyecan ve inançla yaratımına iştirak ettiğim tüm iş birliklerde bu amacın gerçekleşmesi önceliğim. Biliyorum, bizlere öğretilen ve aktarılan, ütopyanın bir hayal ürünü olduğu ve ayakları yere basan, gerçek diye algıladığımız bu illüzyonun içinde yer almadığına dair.

    Hadi gelin kelime manasına bakalım. Cambridge Sözlüğü ütopyayı herkesin birbiri ile ahenk içinde çalıştığı ve mutlu olduğu mükemmel bir topluluk olarak tanımlıyor. Şimdi siz söyleyin… çok mu zor böylesine bir birlikteliği insanlığımız için arzu etmek ve yaratımına iştirak etmek istemek. İnsanlığımızın potansiyeli öylesine düşük mü geliyor sizlere ki bunun ancak hayal olduğunu düşünmemizi isteyenlere hak veriyorsunuz? Evet, haklısınız, çok iş var, yoğun bir dönüşüm yolculuğu bekliyor bizleri – hem bireysel hem de toplumsal olarak… ve fakat sizce, yeniden yenide insanlığımızı tanımlamamız böylesine imkansız mı? Ben mümkün olduğuna gönülden inanıyorum. Açıkçası inanmasam zaten bu illüzyonun- mayanın- içinde yaşamımı sürdürme arzum da olmazdı sanırım.

    Başka bir gerçek arzuluyorum bizler için, sürdürülebilir bir dünyada üstel insanlığımıza adım adım daldığımız, öğretilenleri sorguladığımız ve üst bilinç süzgecinden geçirdiğimiz, bizlere bahşedilen yaşamın hakkını verdiğimiz, bireysel katabileceğimiz değerleri uyandırdığımız, yaratımlarımızı bütünün hayrı için şekillendirdiğimiz, sözlerimizle değer kattığımız, kelimelerin ve dogmaların içini boşaltıp üst farkındalık ile yeniden doldurduğumuz, ben’den biz’e geçtiğimiz, işbirliği kelimesinin tanımını yenide yeniden tasarladığımız bir gerçek arzuluyorum. Belki de yüzyıllar boyunca ilk defa, hakkı ile insan olmayı keşfettiğimiz yepyeni bir insanlık….

    Gönlümde bu inançla gelene peki diyerek ve değer katarak yol alıyorum. Ve belki de bunun sayesinde, dünyada ilklere imza atma imkanımız oluyor. Bunlardan biri de bu sene 23 Ocak’ta Kanyon Macro Center’da MacroTalks kapsamında bir Türk ve bir Kanadalı dünya vatandaşları olarak ütopya üzerine yaptığımız sohbetimizdi. Sanırım dünyada ilk defa bir alışveriş merkezinde yer alan bir süpermarkette Ütopya’nın mümkünlüğünü katılımcılarla birlikte araştırdık, o kocaman kalplere başka bir dünyanın varlığına dair küçük tohumlar serptik, beraber hayal ettik, arzuladık. Bu konuşmaya dair kısa bir videoyu ekte paylaşmak, sohbete sizleri de dahil etmek istedim.

    Ütopya mümkün mü?

    İnsanlığımızı genişletme ve hakkı ile var olma imkanımız var mı?

    Bu gerçeğe dair bireysel olarak neler yapabiliriz?

    Kurban psikolojisinden çıkıp geleceğimizin aktif tasarımcıları olabilme ihtimalimiz var mı?

    Uzaydan baktığımızda gördüğümüz bu tek dünya üzerinde, bizlerden önce gelen nesillerin çizdiği fiziksel, duygusal, zihinsel, ruhsal ve bilgisel kalıpların ötesinde bir gerçek tasarlamamız mümkün mü?

    Hiçbir şeyi bilmediğimizin farkındalığı ve kabulü ile öğrenime, gelişime açık olup yeniden yenide yepyeni bir yaşam yaratmamız mümkün olur mu?

    Birlikte bir’liği yaratacağımıza dair inancımla, değer katma yolculuğumuza devam edeceğimizi ve sizleri de aramızda görmeyi arzuladığımızı tekrar hatırlatmak istiyorum… Evet, biz yapmazsak kim yapacak? Ne şirketler ne hükümetler insanlığımıza dair böyle bir geleceği tasarlayamayacak kadar büyük ve hantallar… geleceğe dair kullandığımız en moda terimler esneklik, gelişim, değişime adaptasyon ancak biz insanlar için mümkün olabilir. Biz değiştikçe içinde bulunduğumuz kurumları, organizasyonları, söylemlerini ve faaliyetlerini değiştirebiliriz.

    Birlik içinde bir’liğe dair yolculuğa bekliyoruz. Bir Utopian olarak sizleri aramızda görmeyi ve birlikte yaratıma geçmeyi arzuluyoruz…

    Sevgiyle sevgide kalın.

  • 2020

    15 years ago, when I was in the ashram for silence, the guru has said something that resonated with me: that we are so lucky to be in a body, to be experiencing humanity during this period in history. And that there were lots of souls who is coming to earth to experience this massive shift in humanity. By then, yes, I did feel the essence of his words, however possibly had no idea of the context the shift he was mentioning (and possibly he had no idea either).

    Today, I feel this massive shift in my life, every day. Here are some examples from my simple life in one year that I have encountered;

    • Today I can’t define my job title, what I do. And I acknowledge the fact that I have no idea what it could be even tomorrow. I welcome this ambiguity in my life and curios to see what life will reveal to me – day by day.
    • Today I am a contributor and co-creator of a collaboration platform Joint Idea, lifelong experimental learning platform Life Works Labs and our corporate programs “Unblocked and Unchained” and “Exponential Humanity”
    • Today I know that we are in an ever-evolving world and may be first time in the history of humanity, common consciousness is the active creator of our future.
    • Today I get to collaborate with such inspiring organizations and individuals whose mission is much bigger them themselves – to add value to this planet we all call home.
    • Today I am a proud collaborator of House of Beautiful Business, Katapult Future Fest, Burning Man, Mindvalley Academy, Tact Agora, Bonjuk, Free Flow Nation, Three Fold Token, Veda, Başlangıç Noktası and UNDP SDGIA.
    • Today I am a human being in the making, practicing becoming and creating new terms for my existence.
    • Today my meetings involve love language and heartfelt communication.
    • Today I have a new understanding of myself and what I can add to life.
    • Today I am courageous enough to say that I am a utopian – that I can see and touch beauty and this is not a daydream… it’s a reality!
    • Today I am me, as naked as I could be.

    And yes, I am excited for this season of humanity. Regardless of the growing pains, I am grateful to be in this body, embodying this journey and giving my 100% to create a utopian reality – day by day.

    Today I am grateful, and humbly thanking you all. For guiding me, for helping me grow, for accepting me, for hearing me and opening a space in your heart. For letting me drop seeds of hope, belief and trust in your hearts. I see you and I honor the being I see in you. Thank you.

  • Ve şimdi uçakta oturdum sana yazıyorum tontonum, seninle içimde vedalaşmak üzere. Sana uçuyorum bir tanem, sana elvada demek üzere, sevdiklerimize senin adına sarılmak üzere … seni anmak üzere.

    Belki de kelimelerimi en çok sen sevdin. İlk blogumu yazmaya başladığımda, İngilizce anlamıyorsun diye, senin için Türkçe de yazmaya başladım. Her seferinde, okuduktan sonra beni aradın. Çoğunda gözlerinde yaşlar, sözlerin titrek… “Edam, güzel kalpli kızım, sen bir başkasın” dedin.

    Başka olmanın dayanılmaz hafifliğini hissettirdin bana. Başka olmanın kabulüne, onayına öylesine çok ihtiyacım varken, senin sözlerin serin sular gibi serpildi yüreğime… kendi yoluma, kendi kalbime, kendi sesime inancımı körükledi adeta. Sana bunu hiç söylemedim ama sanırım çok açtı yüreğim anneannem… kayıtsız kabule ve sevgiye… olduğumu ve inandığımı dile getirmeye… ve şimdi de o çok sevdiğin kelimelerimle veda etmek istiyorum sana… bana seni anlatarak.

    Sen benim hep çok kıymetlim oldun, bende hep senin ilk göz ağrın. Yaşama olan o sımsıkı bağın bana zamansızlığın teyidi oldu. Daima arzuladığın bir şeyler vardı senin. Mutlu bir kutlamamızın ardından heyecanla torunlarına dair beklediğin bir “inşallah” ın vardı. İnşallah onun da mürüvvetini görürüm, inşallah bunun da cocuklarını görürüm dilekleriyle bitirdin her birlikteliğimizi. Ruhun yaşama aç, merakla tutundun zamana.

    Bizlerin yaşamına dahil olma arzundu tüm ürkekliğine rağmen sosyal medyada var olmana sebep. Görmek istediğin ve göremediğin yerleri, bizlerden dinledin. Bizler, 3 kızın, 7 torunun, 6 torun çocuğun senin dışarıya açılan kapın olduk son senelerinde. Senin gözlerindeki heyecandı belki bizleri devamlı sana çeken. Kapının ardında her daim bizi bekleyen, gönlünden daha fazlası geçse de verdiğimiz , geldiğimiz kadarı ile yetinen o koskocaman kalbindi bizi sana çeken.

    Bugün sosyal medyada sana veda ederken dostlarımdan gelen mesajlarda ortak bir ifade vardi “anneanne başkadır”. Evet, başkadır anneanne. Anneanne şefkattir. Anneanne özgürce şımarmak için yumuşacık bir yuvadır. Sorgusuz kabuldür. Anneanne sana dünyadaki en kıymetli hazinen, sırdaşın, yol arkadaşın anneni hediye edendir. Anne olunca anlarsın ancak, nesiller boyu gelen kadınların sana aktardığı gücü ve belki de ondan sonra daha da sımsıkı sarılırsın onlara.

    Anneannem…

    Yaşamdan en büyük dileğindi bizlere yük olmadan, el ayaktan kesilmeden, dedem gibi sessizce bu yaşama veda etmek. Ne kadar şanslı kullarmışsınız ki ikinizde aynı sessizlikte, aynı sakinlikle gittiniz. Bizlere yaşamın hiç bir aşamasında yük olmadığınız gibi vedanızda da aynı erdemle, aynı hafiflikte oldu. Dolu dolu yaşamın ardında kalbi sizlerle dolu bizleri bırakarak ışıklara, bir’liğe tekrar dahil oldunuz.

    Yolun açık ve aydınlık anneannem… gönülden biliyorum bunu. Belki de o yüzden herşeye rağmen yüzümdeki tebessüm, gönlümdeki hafiflik. Gittiğin yerin güzelliğinin yüreğindeki güzelliklere eş olacağını bilmemden.

    Bendeki seni yüceltmeye söz veriyorum. Her daim bir çocuğum merakı ile bakacağım yaşama. Her yeni gittiğim yerde senin gözlerin olacağım. Hiç susturmayacağım içimdeki sesi, “başka” olmayı gururla giyeceğim üzerime. Sevgiyi seçeceğim her daim ve o sevgiyi nesillere akıtacağım.

    Seni çok seviyorum sultanım. Bir daha görüşene dek, ışıklarla sarmalan, sevgide kal.

  • Tonight is the new moon following a very long, very deep, very educative mercury retrograde and a full moon.

    We have not only survived this period but indeed, came out of much bigger than what we were before. If the lessons have been learned, life has been embraced with grace, words very spoken with caution and respect… it means that you have grown, became a bigger version of your self, your perception and understanding has broadened. Nevertheless, you have changed and its ok and beautiful to change once you embrace it.

    And after this precious period, this new moon is very powerful, baring fruits for manifestation from that broader perspective which is more free and truthful to our existence.

    This new moon is important for embracing that growth and catching the next curve of sigmound curve… catching the next wave and surfing through life just above duality. Believe me, which I kindly advice you to do, its a precious day.

    And it carries an opportunity to manifest today… of what we want our lives to be. To envision beyond limitations of how we want to thrive, what is the picture, our interaction in life with life. Its the day to define and re define, go deeper to what we can be, what we were meant to be … above duality.

    Here is a little tool for you, a magic for potential manifestation. Take paper and pen. Sit down. Take a deep breath, and start writing down of what you want your life to be, explain the world you want to live in and how it makes you feel. Be free and go deep. Explore your potential. And kindly write these words in the present tense, as if its the reality now, in the moment you live in.

    Fill two pages back and forth filled with beauty and with manifestation, in the present.

    And then… and then trust the system that it shall be, when the time is right, in its own pace, with respect to life and your growth through it.

    Hadi, do it… its the least you can do to contribute to the world you want to live in, and its doable. What do you have to loose? Just two pages, fill it with your heart and your expanded truth.

    May it be that way and it always is.

    Namaste

  • What’s your excuse?

    When this one of a kind universe is thriving, living, adopting, growing, changing everyday, what is our excuse for being stagnant, holding onto our limited perception of reality, of dreading change? 

    These days I find refuge in a new documentary on Netflix by National Geographic, “One Strange Rock”. When I doubt my path, when I fall and question the system, when I feel slightly lost, this documentary pulls me out of my current state of mind and guides me to perceive life in a bigger perspective. Yes, we all get lost. And one thing I know, after 45 years in this body, is that the path to growth is paved with many glitches in life.

    Every challenge, every hardship comes to teach us something, aid us to grow. And unless we respect life for its system, which is very tough and honestly – highly silly, and be thankful for its teachings, growth will be a very long and a painful journey. It involves a system called karma which we can never truly comprehend. I know, I will never know why I came to this universe as Eda, why we all reincarnate with such different combinations of reality, how that algorithm works. But, I know one thing, whatever our consequences are, those are given, no matter how much we fight them, we can never undo them. And yet still, from one simple example of life – my life – I believe and know that we have the power to become what we were destined to be. Little by little, day by day we can re-write our codes, become something totally different and change our path if we wish, believe and manifest it be. 

    4 years a go, I was a housewife, a mother, a daughter, a sibling, a wife, a real estate development consultant and highly enthusiastic yoga and life student. I have had small achievements like fitting into society even though my soul was yearning for a bigger picture. Like choosing to see the beauty in everything and using the words that nurture the other. I had false beliefs of defined terms like relationship, work, success, life and me. I had dreams of going to Burning Man, of building an ashram, of expressing my voice, of completing my bucket list. And with age and acceptance, I have chosen to settle down with the fact that those dreams might remain as wishes and may not be realized within this lifetime. 

    Today, I am still many of those things but I am so much more than I have ever imagined. Today, I am entrepreneur, I am a courageous human being following her own path. Every word, every conversation I am a part of aims to create an impact and value. Today, I am a yoga teacher, co-founder of Joint Idea, Life Works Labs and Love Mafia. I am a believer in life collaborating with many inspiring beings and institutions. I am a public speaker in the making. Today I do not dream of building an ashram, I am a proud co-founder of a modern day city ashram. Today Burning Man doesn’t seem like a distant land but a collaborator. Today I am more “me” than I have ever been. 

    I have always dreaded competitions, I never understood why one has to loose for the other to win. Today I have inspiring collaborators all around the world who believe in joint ideas that could blossom with co-creation. Today technology and science excites me, I am a part of an ever growing ecosystem through the magic of human algorithm. 

    And today, among all other days, I am a 45 years old version of me, ever growing, ever expanding. I believe in this magic called “soul” that hosts our body and that it is capable of such beauty. 

    Let this be an inspiration for us all. Blind and autistic born Kodi Lee on America’s Got Talent is an inspirational example of the fact that the story we are born into does not dictate the path of our lives. We can choose to see, to hear, to grow, to become. Every moment that we breathe is an opportunity for us to manifest ourselves and the world we hope to live in. 

    I believe we can possibly have no excuse not to grow, not to let go and not to become! This journey called life is meant to be lived fully! And that can only happen once we decide to dive in and let our truth find voice and life! So, lovely 45 – welcome! I greet you with open arms and wonder! I am so happy that I was born as me!

    ever growing community of believers… #iamlovemafia
    Midori – home for my 45th!

  • 2019

    Yeniliklerle dolu yepyeni bir yıl olsun

    (scroll down for English version)

    Hayata yepyeni gözlerle bakalım bu sene.

    Öğrendiklerimizi, öğretilenleri unutalım.

    Bir çocuğun merakla bakan gözlerine içimizdeki en derin bilgelik eşlik etsin,

    Hayata sıfırdan, heyecanla sarılalım.


    Uymamız gerektiği aktarılan kalıplardan adım adım arınırken

    Soralım, araştıralım, arınalım, öğrenelim, hatırlayalım…

    Yeniden yenide yaratalım hayatımızı,

    İnsanlığımızı kutladığımız bir yaşamı.


    Dış görünüşümüze, maskelerimize gösterdiğimiz özeni

    Yaşamın sunmakta olduğu en yüce varlığa, kendi yaradılışımıza gösterelim.

    Dalalım en derinlere, var oluş amacımızı yaşama geçirmek niyetiyle,

    Önce kendimizi yeniden keşfedelim.

    Cesur olalım bu sene

    Tüm -meli, -malı’ların ötesinde,

    Önce “ben” deme cesaretini gösterelim.


    Kendimizi yeniden tanıdıkça, tanımladıkça …

    Yaşamın sunduklarına da aynı hevesle kucak açalım.

    Yeni sohbetlere, yol arkadaşlıklarına, yeni yollara, yepyeni yolculuklara vesile olsun.


    Dinlerken tüm benliğimizle, yargısız dinleyelim.

    Sözlerimiz içten, yapıcı, yaratıcı olsun.

    Gülümsememiz dudaklarımızdan öte gözlerimizde olsun.

    Bakış açımız kalıplardan arınmış, ruhumuz şahlanmış olsun.


    Yeni tanımlar sokalım hayatımıza,

    Kelimelerimizi sorgulayalım.

    Dost kavramını genişletelim, yoldaşlarla donatalım hayatımızı.

    Yaşam amacımızı hayata geçirmek üzere bir araya geldiğimiz

    Kabilemizle buluşalım.


    Hiç inanmadığımız kadar inanalım…

    Yaşamın sistemine

    İçgüdümüze,

    Sevgiye,

    Başka bir gerçeğin mümkünlüğüne,

    Ve her şeyden önce; kendimize.


    Yeniden yenide insan olmanın anlamını,

    Bahşedilen yaşamı,

    Yaşamın erdemini keşfedelim.

    Unutalım öğretilenleri ve yeniye alan açalım.


    Bu sene hepimize “yeni”likler diliyorum.

    Yeniliklere açık yüreklilikle bakmamızı ve geleni onurlandırmamızı diliyorum.

    Sevgide kalmamızı ve tüm değerlerimizi bunun üzerine oturtmamızı diliyorum.

    Ve her şeyden öte, hayatımızda -iş ve özel hayatlarımızda- kendi gerçeğimizi şükranla dile getirdiğimiz ve bütüne değer kattığımız bir sistem tanımlamamızı diliyorum.

    Hepimizin yeni yılını kutluyorum…


    May it be a new year filled with newness

    May we perceive life with a fresh clarity,

    And forget what we have been told and taught.

    May profound wisdom accompany the curious child within.


    May we embrace life, from scratch, filled with enthusiasm.

    While stripping down from all those learned patterns,

    May we question, un-learn, re-learn and remember.

    In the new with newness may we re-create our lives,

    Design a life of celebration of our humanity.


    May we display the same attention we show to our appearance and masks,

    To the supreme creation of life, to our own presence.

    May we dive in with intention – to realize our purpose,

    To explore our essence once again.


    May we be more bold this year,

    Surpass our “should”s and “could”s,

    And display the courage to utter “me” first.


    While we reveal and identify our truth,

    May we embrace all that life has to offer.

    May those experiences be a vessel to new dialogs, new partnerships, and new paths.


    May we listen with our whole being, with the absence of an inner dialogue.

    May our words be sincere, creative and constructive.

    May our eyes twinkle when we smile.

    May our perception be patternless and our soul thrive.


    May we…

    Create new terms in our lives,

    Question everyday words we consume.

    Expand our term of friendship and adorn our lives with life partners.

    May we meet our tribe and accompany each other to reveal our life purposes.


    May we believe like never before.

    To creations magic, our human algorithm, intuition, love.

    To a possibility of a different reality, and above all,

    May we believe in ourselves.


    May we explore once again, within newness,

    The wisdom of the life bestowed upon us.

    To be a true human.

    May we shed all those that do not serve us anymore,

    And create space for the new to blossom.


    This year, I wish “newness” to us all.

    To perceive novelty with an open heart and honor the new.

    For us to remain with love and base all our values on love.

    To embody our essense with grace and gratefulness in all aspects of our lives -business and personal.

    I wish us all a “new” year!

  • Letting go or re-defining terms

    Türkçe versiyonu

    I think we all are shedding our skin these days. We all are facing a fear, if not all fears, within ourselves. This last month has especially been a roller coaster of changing perspectives, of our darkest fears crashing into our face as possible realities in the universe. And we all are trying to find a way to make a sense, and little by little, to free ourselves from all the norms, patterns and expectations of life.

    In my case, today, the biggest reality that I need to make peace with, is my daughter leaving Turkey to purse her education in UK. Everybody is asking me how I came in terms with this decision of sending my 13 years old daughter away and how I am coping up with it? Let me tell you a secret. I am not! I have no will nor desire to be away from her. My perception of life’s game has been based on what the past generations has passed to us. That you get married, have children and you live happily ever after. Yep. That’s how my story started as well.

    First wave of reality has come with my perception of marriage. Today, I have a different understanding and acceptance of what marriage is. Today, I love my ex-husband and hold him dear to my heart as one of my best friends. He still is my partner in life but in an evolved form. We do not claim rights on each other, however we do cherish each other’s individuality and dreams. We choose to listen to each other not through our patterns but with an open heart. We know that we are not here to push each other’s buttons anymore but to shed a light in each other’s journey. So, yes, marriage is not something that binds us, but companionship is. I share a life with him like I have never done before. I am grateful for his existence not because he is my husband, but because he is my friend who has and still is contributing to my growth, who knows my essence more than anyone, and that all his words are not directed at me to break me but to make me. His support and love are beyond any defined name or pattern that is attached to that title.

    Then came my perception of work. I have learned from early ages that work is something you do to earn money. Our choices of our occupation have been based on our limited perception of our capabilities, of our luck and our state of mind during the university exams, and merely on how we could earn more money to make a living. We believed that if we are at work from 9 to 6, contributing to a system we vaguely believe in, to earn and to spend so that we fit in the society, then we are good. Life is what it should be and what is. I remember an elder telling me in my early years of work life that we do not have to do what we like but we should learn to like what we do. I often found myself wondering about that. Yes, there is an enormous wisdom in finding a meaning in what you are doing and enjoying that. I have done that. Just like the rest of us. But what if we were doing what is not only meaningful to us but also our expression in life? What if we not only like but also love what we do? So, with that wonder in my heart, I embarked on a journey to search for a new meaning for work. It has been hard to let go of my patterns, of what is thought to me to be considered as “work”, of my ego yearning to fit in, to be accepted and seen. And my journey has brought me to my current life (I am not going to say work. I believe my learned meaning of that word does not apply to my current occupation) where I thrive to contribute and create meaningful businesses. Where I am me and its perfectly fine to communicate that. Today, I do not work from 9-6, my work is my life, my words are my tool of expression and everyday holds another possibility. I do not wear a mask, try to fit in, try to make a meaning. Today I am me and I thrive to contribute to a world where I believe is not a utopia but a possibility.

    And third wave is today, I believe, with my daughter leaving. My perception of parenthood was that she was going to be born, and I was going to love her like I have never done before, and we were (oh yes, again, hopeless romantic Pollyanna pops up here) going to live happily ever after. I remember uttering big words like “I will not send my daughter abroad before her higher education!” I wanted her to be next to me, to grow with me. May be because deep inside I knew that someday, she will build her own life, and I wanted to be with her as much as possible until then.  And if and when the time comes for her to create her own story, I hoped and somehow selfishly foreseen that she would create it not too far away from me, and we would be best friends forever.

    First of all, with puberty you learn that, she doesn’t want you as her best friend! She wants to build her own tribe where she defines herself without the possibility of your judgments and your learned and thought patterns. These are the years you realize, she is not yours to claim. She has her own life and its perfectly normal. And one day, no matter how much we dread, we are going to be left alone with ourselves. We will need to claim the rights of our own life once again. Its time when one realizes that we can only envision a life for ourselves and wish and pray for our children’s path. We have no control on anyone’s journey but ours. And the earlier we realize that, the better it is. (again, only for our sake)

    When they ask me how I feel, I have mixed feelings;

    Mostly nostalgia these days, as the moment of departure is very near. I would have loved to hold her in my arms a little longer. However, they do not want to be held that much anymore – anyway. We have to learn to be present when needed and respect their own space. I have a yearning and nostalgia to live my story with her once again. I miss her babyhood, those days when her life revolved around me. I miss her baby eyes looking at me with wonder, silently asking “What shall we do mom now? How should we enjoy each other’s company?” I long for those days where she and I together was all we both needed and cared for. But then, what is nostalgia if not for not letting go of the past. Today, our new evolved perception of being knows that there is no time and no other reality that the present moment. Then nostalgia is not a tool to use but to observe as a part of this “human journey”.

    I feel a little sad, for have chosen to play this game of parenthood in a conventional sense. It’s the biggest love and yet the biggest illusion we choose to live as humans.

    In my country, for generations, people had kids yes for love, but more with the hope that they will be taken care for in their older ages. They feared loneliness because they have defined their tribe mostly with their families. And they demanded their attention in return, because they presumed it’s their rightful right – again as a result of learned patterns – and they expected them to keep them company if and when needed.

    Today, I know that I am alone, though not lonely. I have a tribe who believes in the world that I believe in and is willing to contribute to that with me. I do not believe in nor desire to retire someday. I wish to create and contribute for the rest of my life. And I have no right to demand my daughter to fill the gaps in my life. She can only be my companion in life and we could only hope to look at each other beyond our patterns with empathy, understanding and love.  Today, although very hard, I try to sooth my sadness by witnessing life with a broader understanding. I might have chosen to play that parenthood game, but I also can define a new meaning for that in which she is not responsible for my loneliness. If that would be the case, it would only be my responsibility, not her duty to create a life that I feel fulfilled.

    I feel excited for what future holds for her and wish that she would seize every moment of it. And yet again, I also know that she will be restless and will fall and rise in pursue of defining herself, searching for her voice in life. But my belief and hope for the so-called sacrifice I am making is that, she will get out of this middle eastern perception and acceptance of victim mind and create something that is unique and purposeful for herself. That she would surpass the defined cultural boxes and become a global citizen.  That she would be happy within her skin, activate her creative bone and make this journey called life worthwhile.

    I feel fearful and yet excited for what life has to offer to me as well. At age 43 I am somewhat free (I am not going to use alone, again, because of my learned perception of that word). May be for first time in my life, I will be living and building a life for myself by myself. I do not have much experience about this, it is something yet to be explored. But I am grateful that at a young age I get this opportunity to reincarnate without dying – yet again – and embark to find a new definition of life which is very alien yet exciting and inspiring for me.

    With this wonder, I have found a strength in me, of which I never knew that existed, for this decision we have made. Khalil Gibran’s poem is like a mantra to me, a light in my heart;

    Your children are not your children.

    They are the sons and daughters of

    Life’s longing for itself.

    They come through you but not from you,

    And though they are with you yet they belong not to you.

    I do hope that my courage to take a leap of faith in life and making those decisions to re-define the meanings of conventional, learned terms will have a contribution to our relationship, her perception to life and towards herself. I do hope all those I have lovingly communicated to her will serve as a tool for her when and if needed. I hope that we will and can create a relationship of companionship, of enjoying life not through but with each other. I do hope distance is a blessing in disguise and time is just an illusion.

    She has been in me and will always be in me – but not necessarily have to be with me. She is a soul searching for meaning, for freedom just like me and I am here to hold her hand, to guide her, to support her, to love her. But her life will be hers, just like mine should have been mine.

    We are going through an interesting passageway in the history of humanity. And I guess, just like you, I am getting my share of realizations of life. But may be because I have always been a little rebellious, I am choosing – or hoping to choose– to perceive these challenges as an opportunity. I am choosing to see them not as an obstacle on my way but as a learning for my growth. I am choosing to dive into the terms and find new meanings. I am simply saying “why not” to a different perception and trying to embrace it with grace, acceptance and love. I can’t fight change, nor postpone it. Life is happening in its own pace. However, I can choose to make the best out of it, and may be even, manifest it.

    Goodbye my love… know that I am always here. Though you may not be mine to keep, I choose to be yours with an open heart whenever you need me. That is my choice, my love which has no burden on you. You are not responsible for the love I feel for you. I love you, I see the beauty in you. That is solely my choice and my joy.

    I only ask you to love yourself regardless of what you wish to be but of what you are today. Love your so-called flaws because they are here to guide you into a bigger version of yourself. Take the challenge of facing your fears, your learned patterns (no matter how much I have tried, I am sure I have imposed upon you many patterns of mine, and I am truly sorry for those moments I fell into the human game and forgot the divine in me) and your limited perception of yourself. Let yourself be free, free of expectations from yourself and from me. Explore life and yourself with wonder and with awe.

    And I thank you. Thank you for choosing me to accompany you in this virtual reality. Thank you for teaching me a form of love and acceptance that I might have never imagined. Thank you for your contribution to my growth. Thank you, baby, for simply being you.

    And may you go with peace and stay with love. May the creation be gentle and loving to you by bringing beautiful people into your life so that when you fall, and in which you will, from time to time, you will land on a soft blanket of love and reincarnate from your ashes with grace – again and again.

    I love you.

    Mom.

    Your children are not your children.

    They are the sons and daughters of Life’s longing for itself.

    They come through you but not from you,

    And though they are with you yet they belong not to you.

    You may give them your love but not your thoughts,

    For they have their own thoughts.

    You may house their bodies but not their souls,

    For their souls dwell in the house of tomorrow,

    which you cannot visit, not even in your dreams.

    You may strive to be like them,

    but seek not to make them like you.

    For life goes not backward nor tarries with yesterday.

    You are the bows from which your children

    as living arrows are sent forth.

    The archer sees the mark upon the path of the infinite,

    and He bends you with His might

    that His arrows may go swift and far.

    Let your bending in the archer’s hand be for gladness;

    For even as He loves the arrow that flies,

    so He loves also the bow that is stable.

    Khalil Gibran

  • Bu sıralar sanırım hepimiz bir nebze yenileniyoruz. En derin korkularımızla yüzleşiyoruz. Özellikle geçtiğimiz ay – belki de bir nebze yaradılışın gelişimimiz, uyanışımız için gösterdiği sabırsızlık neticesinde – hayatımızda var olan taşların anlam değiştirdiği, evrende olasılık olarak var olan korkularımızla yüzleşmek durumunda kaldığımız bir ay olarak gelişti. Ve eminim ki hepimiz, bitmeyen bu değişimin içinde öğretilen değerler, kalıplar ve beklentiler dışında kendimizi yeniden tanımlamak adına anlam arayışındayız.

    Benim kişisel yolculuğumda bugün yüzleşmekte olduğum en büyük gerçek ise kızımın eğitim hayatına İngiltere’de devam etmek üzere gidiyor olması. Sevenlerim 13 yaşındaki kızımı gönderme kararına nasıl vardığımızı ve bununla nasıl başa çıktığımı soruyorlar.  Size bir şey itiraf ediğim mi? Kolay karar vermedim ve başa çıkma konusunda da çok başarılı olduğumu zannetmiyorum! Kızımı göndermek isteğinde hiç değilim.

    Bu hayat oyununda sorgulamadan kabul ettiğim gerçek bana öğretilenlerle kısıtlıydı. Evlenip, çocuk sahibi olup sonsuza dek mutlu yaşayacaktım. Ve hikayem de bu bakış açısı ile başladı.

    Gerçeklikle ile yüzleşmem ilk “evlilik” terimi ile başladı. Bugün evlilik terimine bakış açım ve anlamlandırmam çok farklı bir noktada. Bugün, eski eşim benim en yakın arkadaşlarımdan biri ve kalbimde çok özel bir yere sahip.  Çok daha geniş ve gelişmiş bir kavram dahilinde kendisi hala hayat eşim. Birbirimiz üzerinde hak iddia etmeden bireyselliğimizi ve hayallerimizi kutladığımız bir yerdeyiz. Birbirimizi karşılıklı kalıplarımız ve beklentilerimizle değil, açık bir kalple dinlemekteyiz. Birbirimizin yaralarına basmaktansa, yolculuğumuzda karşılıklı yön gösterici olmak üzere yollarımızın kesiştiğinin farkındalığındayız. Ve evet, geldiğimiz noktada bizi bağlayan gerçek, evlilikten daha ziyade yol arkadaşlığına niyet etmiş olmamız.

    Ardından iş hayatına bakış açım dönüşmeye başladı. Küçük yaşlarımdan beri iş hayatına dair gördüğüm kalıplar genel anlamda işlerimizin para kazanmak üzere yapılan bir eylem olmasıydı. Meslek seçimlerimiz o yaşlardaki kendi becerilerimize dair kısıtlı bakış açımız, üniversite sınavındaki başarımız ve şansımız, ve bizlere en yüksek maddi kazancı getirecek iş dalını tercih edişimizle şekillenmişti. İnandık ki sabah 9’dan akşam 6’ya kadar, inanmaktan çok kabul ettiğimiz bir sistemde, tüketmek üzere kazandığımız bir yapıda yaşadığımız takdirde topluma uyum sağlayacaktık. Hayat olması gerektiği gibi olacaktı. İş hayatına yeni başladığım zamanlarda bir büyüğümün sözleri beni iş yaşamına dair sorgulamaya itmişti. “Sevdiğin işi bulmak ve yapmak zorunda değilsin, yaptığın işi sevmelisin.” demişti bana. Yapmak zorunda olduğun işte keyif ve anlam bulmanın erdemini inkâr etmiyorum. Bende onu diğerleri gibi elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Ve fakat, ya yaptığımız işi gerçekten seversek, ya o iş bizim hayatta kendimizi ifade ediş aracımız olursa, o zaman hayat nasıl olurdu? Kalbimde bu sorunun arayışı ile iş yaşamına yeni anlamlar bulmak üzere yolculuğa çıktım. Kalıplarımı, iş yaşamı olarak kabul ettiğimiz kavramı, yaşadığım topluluğa uyum sağlamak, görülmek, sevilmek için çırpınan egomu dönüştürmeye niyet etmek çok da kolay olmadı. Yolculuğum ve inancım beni şu andaki icra ettiğim yaşamıma yöneltti. (kasıtlı olarak iş yaşamı kelimesini kullanmamayı tercih ediyorum. Geleneksel anlamda idrak etmekte olduğumuz bu kelimenin bugün yapmakta olduklarımı doğru ifade etmediği kanısındayım) Bugün, topluma fayda sağlamak ve anlamlı iş modelleri geliştirmek önceliğim. Bugün ben mümkün olduğu kadar kendimim ve onu ifade etmekteyim. Bugün sabah 6 akşam 9 çalışmıyorum. İşim benim hayatım, kelimelerim aracım ve yaşam her gün yeniliklere vesile. Mümkün olduğunca maskelerimden arınmış şekilde yaşama anlam katmaya çalışıyorum. Bugün ben benim ve ütopyadan daha ziyade olasılık olduğuna inandığım bir gerçeğe dair fayda sağlamak üzere bir yolculuktayım.

    Üçüncü dalgayı ise bugün, kızımın gideceği gerçeği ile, yaşamaktayım. Ebeveyn kavramından beklentim yine umutsuz romantik Pollyanna bakış açımla paralel şekildeydi; çocuğum olacaktı, onu hayatta hiçbir şeyi sevmediğim kadar çok sevecektim ve sonsuza dek mutlu yaşayacaktık. Büyük cümleler kurduğumu anımsıyorum. “Kızımı asla üniversiteden hatta mastardan önce yurt dışına yollamam” diye. Benim yanımda, benimle büyümesini istiyordum. Belki de bir şekilde biliyordum ki, gün gelecek kendi yaşamını kuracak. Ben de işte o ana kadar onunla mümkün olduğunca uzun zaman geçirmek istiyordum. Ve gizliden gizliye, bencil bir şekilde,  kendi hikayesini yazma vakti geldiğinde de bana yakın bir yerlerde yaşamını kuracağını ve sonsuza kadar en yakın iki arkadaş gibi yaşayacağımızı umut ediyordum.

    İlk olarak, ergenlik dönemi ile öğreniyorsun ki, o senin en yakın arkadaşın olmak istemiyor! Senin yargıların, öğrenmiş ve öğretilmiş kalıpların olmaksızın kendi kabilesinde kendini tanımlamak istiyor. Ergenlik döneminde öğreniyorsun ki o sana ait değil ve onun üzerinde hak iddia edemezsin, etmemelisin. Kendi yaşamı var ve olmalı da. Her ne kadar görmemezlikten gelsek de bir gün gidecekler ve bizler kendi başımıza kalacağız, yaşamımızın iplerini bir kez daha kendi elimize alacağız.  Ergenlik dönemi ile sadece kendin için bir yaşam tasarlayabileceğin ve çocukların için ise sadece yumuşak ve sevgi dolu bir yaşam olmasını dileyebileceğin gerçeği ile karşılaşıyorsun.  Kimsenin yolculuğuna müdahale edemeyiz, sadece kendi yolculuğumuzdan sorumluyuz bu hayatta. Bunun ne kadar çabuk farkına varırsak, kendimiz için en hayırlısı olacaktır.

    Bana nasıl hissettiğimi sorduklarında, karmaşık hisler içinde buluyorum kendimi;

    Bugünlerde, gidiş tarihi yaklaştıkça, en baskın olanı nostalji hissi. Onu daha uzun kollarımda tutmak isterdim, kaldı ki, zaten artık o kadar uzun sarılmak bile istemiyor bana. Bana ihtiyaç duyduğunda var olmam kaydı ile onun yolculuğuna saygı duymak zorundayım. Ve fakat, içimde hikayemizi sil baştan yaşama arzusu ve nostaljisi baskın. Hayatının benim etrafımda şekillendiği yaşlarını özlüyorum. Heyecanla “şimdi nasıl eğleneceğiz, neler yapacağız anne” merakıyla bakan gözlerini özlüyorum. Birbirimizden başka hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığı günleri anımsıyorum. Ama, biliyorum ki, nostalji geçmişe tutunmanın bir başka yolu. Bugün gelişmiş olan bakış açımız, varlığımız biliyor ki var olduğumuz “an” dışında başka bir gerçek yok. O zaman nostalji de insani yolculuğumuzda gözlemlediğimiz bir his olarak yerini almak durumunda kalıyor. Beni tanımlamayı bırakıyor.

    Üzgün hissediyorum kendimi. Ebeveynlik oyununu geleneksel kalıplar içinde kabul etmiş olduğum için. Çocuk sahibi olmak insan olarak yaşamakta olduğumuz en büyük sevgi ve en büyük illüzyon aslında. Benim ülkemde, nesiller boyunca, sevginin yanı sıra, yaşlandıkları gün onlara değer verenler, bakanlar olsun diye çocuk yapılmış. Kabile diye nitelendirdikleri kavram ailelerinden oluştuğu için, yalnızlıktan ürktükleri için çoğul olarak türemeyi tercih etmişler.  Elbet biri bakar bana diye. Ve hakları olduğu illüzyonu ile, onlara öğretilen kalıplar dahilinde, kendilerinden talep edilen ilgiyi çocuklarından da talep etmişler.

    Bugün ben biliyorum ki, tek başıma olsam bile, asla yalnız olmayacağım. Benim inandığım geleceğe benimle inanan nice güzel insanla çevreliyim. Bir gün emekli olmak da istemiyorum. Kendimi defalarca yenileyerek yaşamımın sonuna kadar üretmek ve fayda sağlamak istiyorum. Kızımdan hayatımdaki eksik parçaları tamamlamasını beklemem adil değil. O sadece yol arkadaşlığı yapabilir bana ve biz birbirimize her daim anlayış, sevgi ve empati ile bakmayı umabiliriz yolculuğumuzda. Bugün, zor da olsa, içimdeki hüznü hayata bakış açımı genişleterek susturabiliyorum. Ebeveynlik oyununu oynamayı tercih etmiş olabilirim ama bu kelimenin anlamını ve içeriğini dönüştürebilirim. Benim yalnızlığımdan asla o sorumlu olmayacak. Ve bir gün olur da yalnızlık hissinde kaybolursam, bu sadece benim tercihim ve sorumluluğum olacaktır.

    Hayatın ona sunmak üzere hazırladıkları için heyecanlanıyorum ve umuyorum ki her anının hakkını verir, keyfini çıkartır. Biliyorum ki, kendini tanımlama yolunda sabırsız olacak, kendi sesinin arayışında arada düşüp kalkacak. Ancak inanıyor ve ümit ediyorum ki, benim kendimce yapmakta olduğum bu fedakârlık neticesinde, Ortadoğu kafa yapısından ve kurban psikolojisinden sıyrılacak ve kendine ait özel bir yaşam tasarlayacak. Umuyorum ki bizlere dayatılan bölgesel kalıpların ötesinde bir dünya vatandaşı olacak. Kendi yetilerini araştıracak ve içindeki yaratıcı varlığa alan açacak. Kendi ile barışık bir şekilde, kendi tasarladığı yaşamı ile değer katacak.

    Yaşamın bana sunacaklarına ise biraz ürkek ve biraz da heyecanla yaklaşıyorum. 43 yaşında, belki de hayatımda ilk defa, kendi başıma kendi hayatımı yaşıyor ve tasarlıyor olacağım. Açıkçası çok tecrübem olmayan bu konuya heyecanla yaklaşıyorum. Böylesine genç bir yaşta yaşam içinde reankarne olma, yaşama yepyeni gözlerle bakma imkanına sahip olduğum için minnettarım. Bilinmeze olan merakım ve içimde yeni keşfe çıktığım gücüm verdiğim kararla başa çıkmamda destek oluyor bana. Khalil Gibran’ın şiiri yüreğime ışık saçıyor;

    Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

    Umuyorum ki, hayatta inançla çıktığım yolculuk ve geleneksel, öğretilmiş terimlere yeni anlam arayışım, ilişkimize, kızımın hayata ve kendine bakış açısına etki eder. Ona bunca senedir sevgiyle ilettiklerim, ihtiyacı olduğu zaman kullanacağı araçlar olarak ona hizmet eder. Hayattan birbirimizin üzerinden değil de birlikte keyif alacağımız bir yol arkadaşlığımız olur. Fiziksel mesafe bizleri ayıran değil, yaklaştıran bir olgu olur ve zaman sadece bir illüzyondur.

    O bir zamanlar benim içimdeydi ve hep de öyle kalacak. Ama hep benimle olmak durumunda değil ve olmamalı da. O da aynı benim gibi, yaşamın anlamını arayan, özgürlüğünü arayan bir birey. Benim ise salt görevim ihtiyacı olduğunda elini tutmak, yol göstermek, destek olmak ve sevmek. Onun yaşamı onun olmalı ve benimki de benim.

    İnsanoğlu olarak yaşamımızda ilginç bir geçitteyiz. Ve sanırım, aynı sizler gibi, bende yaşama dair uyanışlarımı yaşıyorum. Belki de her zaman bir nebze asi tarafım olduğundan, ben bu zorlukları olasılık olarak değerlendirmeyi seçiyorum. Onları hayatımda önüme çıkan manilerden daha ziyade, gelişimim için öğreti olarak görmeyi seçiyorum. Öğretilmiş terimlerin içine dalıp, daha önceden düşünmediğim yeni anlamlar buluyorum. Kısacası hayatta yeni bakış açılarına “neden olmasın” diye bakıyor, sevgi ve şefkatle kabul’de kalmayı tercih ediyorum. Değişimi ne öteleyebilir ne de görmemezlikten gelebilirim. Hayat kendi hızında dönüşmekte. Ben sadece onu en güzel şekilde yaşayabilir ve hatta bilinçli bir şekilde şekillendirmeye niyet edebilirim.

    Güle güle tatlım, bil ki ben her zaman senin için burada olacağım. Üzerinde hak iddia edip seni yanımda tutamayabilirim ama arzu ettiğin, ihtiyaç gördüğün her an yanında olmayı seçebilirim. Bu benim tercihim ve benim sevgim, sana yüklenmiş bir görev değil. Sana beslediğim sevginin sorumlusu sen değilsin. Seni seviyorum ve sende olan her güzel parçayı kutluyorum. Sevgim sadece benim tercihim ve benim keyfim. Umarım ki kendini olmayı hayal ettiklerinin gölgesinde değil, olduğun gibi sevmeyi öğrenirsin. Hatalar, eksikler diye nitelendirdiklerini seni daha büyük bir birey olman üzere hazırlamaya gelmiş öğretiler olarak değerlendirirsin. Korkularının, öğretilmiş yargılarının, kalıplarının (gerçekçi olalım, her ne kadar seni bana öğretilenlerin ötesinde yetiştirmeye niyet etmiş olsam da içimdeki yaratanı unutup zaman zaman insan tarafımla yaklaşmış olduğumu kabul ediyor, affını diliyorum) ve kendine dair kısıtlı bakış açının ötesine geçersin. Kendini beklentilerinden özgür bırakır ve hayatı hürmet ve hayranlıkla kucaklarsın.

    Sana teşekkür ediyorum. Bu sanal gerçeklikte beni annen olarak seçip yol arkadaşlığı yaptığın için. Bana hiç tatmadığım derinlikte sevgiyi ve kabulü tattırdığın için. Gelişimime fayda sağladığın için. Teşekkür ederim tatlım, sadece sen “sen” olduğun için.

    Huzurla git ve sevgiyle kal. Yaradılıştan en büyük dileğim ise sana şefkatle ve sevgiyle yaklaşması. Öylesine güzel dostlarla, sevenlerle çevrelesin ki seni, düştüğün zaman, ki düşersin, yumuşacık pamukların üzerine düş ve küllerinden kendini tekrar ve tekrar yarat.

    Seni seviyorum.

    Annen

  • Ben’den Biz’e

    Yapılan işlerin, ağızdan çıkan sözlerin bir derinliği, manalı bir amacı, bir faydası olmalı yaradılışa. İşte bu yüzden, her gün minnettarım yaptığıma… değişim kaçınılmaz. Her şey dönüşüyor ve her daim dönüşecek.

    Geçtiğimiz hafta sonu Amerikan Hastanesi Code Lotus tarafından The Seed’de düzenlenen panelde (ki bu da kendi başına başka ilham verici bir konu), dünyaca ünlü neuroscientist Daniel Siegel’in da hatırlattığı gibi, hiçbir hücremiz aynı değil, devamlı dönüşüyor. Dönüşüm hücresel boyutta, kontrolümüz dışı kaçınılmaz şekilde gerçekleşmekteyken, bizler de değişime savaş açmışçasına, öğrenmiş olduğumuz kalıplarımıza, yargılarımıza, inançlarımıza, düşüncelerimize, iş yapış şeklimize, maskelerimizle gerçekleştirmekte olduğumuz iletişimimize sıkı sıkıya tutunuyoruz. Bir nostalji edasında geçmişe tutunmaya devam ediyoruz. Halbuki, tüm o öğrendiklerimiz gelişti, dönüştü… hiçbir şey bir önceki seneyle aynı değil, dün olduğumuz “ben” bile artık dönüştü ve yepyeni bir ben’e yol verdi (en azından hücresel olarak). Ve biz bu devinim içerisinde sanki hiç değişmemekteymişçesine, aynıymışçasına oynamaya devam edemeyiz. Dönüşüme uyum sağlamak zorundayız. Yaradılışımızın özü dönüşmek. Ve mümkünse üst boyutta bir varlığa dönüşmek. İnsan olarak bu görsel oyuna gelmeye karar verdiğimizde, sabah 9 akşam 6 sevmediğimiz işlerde, tüketmek üzere ürettiğimiz, yaptığımız işlerde kendimizden bir anlam bulmaya geldiğimizi sanmıyorum. Her şey dönüşüyor, aynı bizler gibi. Bütün tanımları gözden geçirmemiz gereken bir zamana geldik. Bizlere öğretilen ve bir şekilde inandığımız tüm terimleri gözden geçirmemiz gereken bir süreçteyiz. Buna yaşlılık (bugün doğan çocukların 120 yaşına kadar yaşayacağı varsayılmaktadır), evlilik (bu kadar uzun yaşadığımız bir yaşamda, bu terimi de gözden geçirmemiz gerekecek), çocukluk (teknolojinin gelişimi ile bizlerin hasret ile hatırladığımız çocukluğumuz ister isteyelim, ister istemeyim, teknoloji çağı çocukluğuna dönüşmekte), eğitim sistemlerimiz (hayat boyu sürecek, gelişimi daimi olarak destekleyecek bir eğitim sisteminin gerekliliğinin hepimiz farkındayız), inanç (bir’lik bilincine gelince herkes, bu tanımın da dönüşmesi gerekecek, ve fakat sanırım ben göremeyebilirim), iş lisanımız (mana yaratan işleri üretmeye geçtiğimizde iş lisanımız ve işimize yaklaşımımız sevgi lisanına geçmek durumunda), “ben” algımız (ego’dan arındığımız noktada ben’den biz’e geçiş) dahil olmak üzere, nice kelimelerin anlamını yeniden gözden geçirmemiz gereken bir sisteme geçmemiz kaçınılmaz olmakta.

    O yüzden seviyorum yaptığım işi. Benim devamlı gelişmeme, öğrenmeme ve kendimi defalarca yaratmama alan açtığı için. İnsanlık için daha güzel bir geleceğin tasarlanmasında fayda sağlamamıza yol açtığı için. Dünyanın dört bir yanında sevgi ile dünyayı dönüştürmeye niyet etmiş üyelerimiz olan Love Mafia üyeleri ile tanışmamıza vesile olduğu için. Yalnız olmadığımı hatırlattığı, içimdeki inancı körüklediği için…

    Yaşam devam etmekte, belki de olması gerektiği gibi. Bizlerin olmakta olana müdahalesi sadece geleni nasıl algıladığımız ve ona nasıl karşılık verdiğimiz ile gerçekleşiyor. Ve bu yolculuk aslında ilk olarak içimizde olan bitene, kendimize nasıl reaksiyon gösterdiğimiz ile başlıyor. Kendimize sevgi ile bakmaya başlarsak, belki işte o noktada bütünsel değişime fayda sağlar hale gelebiliyoruz.

    Hadi gelin katılın bize… ne kadar çok ışık yayan insan olarak bir araya gelirsek, o kadar “anlam” üzerine kurulu bir dünya tasarlayabiliriz. Gün bugün!