Ben’den Biz’e

Yapılan işlerin, ağızdan çıkan sözlerin bir derinliği, manalı bir amacı, bir faydası olmalı yaradılışa. İşte bu yüzden, her gün minnettarım yaptığıma… değişim kaçınılmaz. Her şey dönüşüyor ve her daim dönüşecek.

Geçtiğimiz hafta sonu Amerikan Hastanesi Code Lotus tarafından The Seed’de düzenlenen panelde (ki bu da kendi başına başka ilham verici bir konu), dünyaca ünlü neuroscientist Daniel Siegel’in da hatırlattığı gibi, hiçbir hücremiz aynı değil, devamlı dönüşüyor. Dönüşüm hücresel boyutta, kontrolümüz dışı kaçınılmaz şekilde gerçekleşmekteyken, bizler de değişime savaş açmışçasına, öğrenmiş olduğumuz kalıplarımıza, yargılarımıza, inançlarımıza, düşüncelerimize, iş yapış şeklimize, maskelerimizle gerçekleştirmekte olduğumuz iletişimimize sıkı sıkıya tutunuyoruz. Bir nostalji edasında geçmişe tutunmaya devam ediyoruz. Halbuki, tüm o öğrendiklerimiz gelişti, dönüştü… hiçbir şey bir önceki seneyle aynı değil, dün olduğumuz “ben” bile artık dönüştü ve yepyeni bir ben’e yol verdi (en azından hücresel olarak). Ve biz bu devinim içerisinde sanki hiç değişmemekteymişçesine, aynıymışçasına oynamaya devam edemeyiz. Dönüşüme uyum sağlamak zorundayız. Yaradılışımızın özü dönüşmek. Ve mümkünse üst boyutta bir varlığa dönüşmek. İnsan olarak bu görsel oyuna gelmeye karar verdiğimizde, sabah 9 akşam 6 sevmediğimiz işlerde, tüketmek üzere ürettiğimiz, yaptığımız işlerde kendimizden bir anlam bulmaya geldiğimizi sanmıyorum. Her şey dönüşüyor, aynı bizler gibi. Bütün tanımları gözden geçirmemiz gereken bir zamana geldik. Bizlere öğretilen ve bir şekilde inandığımız tüm terimleri gözden geçirmemiz gereken bir süreçteyiz. Buna yaşlılık (bugün doğan çocukların 120 yaşına kadar yaşayacağı varsayılmaktadır), evlilik (bu kadar uzun yaşadığımız bir yaşamda, bu terimi de gözden geçirmemiz gerekecek), çocukluk (teknolojinin gelişimi ile bizlerin hasret ile hatırladığımız çocukluğumuz ister isteyelim, ister istemeyim, teknoloji çağı çocukluğuna dönüşmekte), eğitim sistemlerimiz (hayat boyu sürecek, gelişimi daimi olarak destekleyecek bir eğitim sisteminin gerekliliğinin hepimiz farkındayız), inanç (bir’lik bilincine gelince herkes, bu tanımın da dönüşmesi gerekecek, ve fakat sanırım ben göremeyebilirim), iş lisanımız (mana yaratan işleri üretmeye geçtiğimizde iş lisanımız ve işimize yaklaşımımız sevgi lisanına geçmek durumunda), “ben” algımız (ego’dan arındığımız noktada ben’den biz’e geçiş) dahil olmak üzere, nice kelimelerin anlamını yeniden gözden geçirmemiz gereken bir sisteme geçmemiz kaçınılmaz olmakta.

O yüzden seviyorum yaptığım işi. Benim devamlı gelişmeme, öğrenmeme ve kendimi defalarca yaratmama alan açtığı için. İnsanlık için daha güzel bir geleceğin tasarlanmasında fayda sağlamamıza yol açtığı için. Dünyanın dört bir yanında sevgi ile dünyayı dönüştürmeye niyet etmiş üyelerimiz olan Love Mafia üyeleri ile tanışmamıza vesile olduğu için. Yalnız olmadığımı hatırlattığı, içimdeki inancı körüklediği için…

Yaşam devam etmekte, belki de olması gerektiği gibi. Bizlerin olmakta olana müdahalesi sadece geleni nasıl algıladığımız ve ona nasıl karşılık verdiğimiz ile gerçekleşiyor. Ve bu yolculuk aslında ilk olarak içimizde olan bitene, kendimize nasıl reaksiyon gösterdiğimiz ile başlıyor. Kendimize sevgi ile bakmaya başlarsak, belki işte o noktada bütünsel değişime fayda sağlar hale gelebiliyoruz.

Hadi gelin katılın bize… ne kadar çok ışık yayan insan olarak bir araya gelirsek, o kadar “anlam” üzerine kurulu bir dünya tasarlayabiliriz. Gün bugün!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s