Artık hiç birimiz aynı insan değiliz…


Geçtiğimiz 3 senenin izine baktığımızda, 2019’da bizler, hepimiz, bambaşka varlıklardık. İşleyişimiz, zaman ve yaşam algımız, değerlerimiz, ilişkilerimiz, akışımız… kısacası var oluşumuz dönüştü
 
2019 yılında yılbaşına dostlarımızla, keyifle, müzikle, ateşle, resimle, kalpten bağlarla girmiştik. O yıl Joint Idea Arnavutköy ve Kanyon mekanlarımız yaşamdaydı, toplantılar yüz yüzeydi, eğitimler, jam sessionlar, sohbetler devam ediyordu. Katkısına inandığımız içerikleri, değerlerine inandığımız kuruluşları evimizde ağırlamaya ve umut olmaya devam ediyorduk. Yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimiz hala yaşamdaydı, dünya çapındaki Candaşlarımız, işbirlikçilerimiz ile yüz yüze birlikteliklerimiz hala gündemimizdeydi.  Doğum günleri, bayramlar yüz yüzeydi ve herkes birbirine sarılıyor, gönül rahatlığı ile öpüyordu. Bazı sevdiklerimizle daha veda vakti gelmemişti, hala hayattaydılar. Ve bazı yeğenler, kuzenler, torunlar, evlatlar daha doğmamışlardı. Çocuklarımız 3 sene daha gençtiler, belirsizlikte büyümek, yaşamın içinde esnemek ne demek daha bilmiyorlardı. Bazılarımız hala evliydik. Tatillere uçakla gidiyorduk. Çoğumuzun evinde hala kedi, köpek yoktu.

Biz Joint Idea olarak o sene Burning Man Türkiye ve Chambers of Beautiful Business’a ev sahipliği yaptık. Antalya’da Corporate Stars’da, Kapadokya’da Tact Agora’da, Lisbon’da House of Beautiful Business’da, Oslo’da Katapult’da, İbiza’da Three Fold’da, İstanbul’da Mindvalley’de, Bonjuk Bay’de sevdiklerimizle buluştuk, sahne aldık, iş birliğimizi derinleştirdik.

2020’ye girerken ise o senenin neler getireceğinden bihaber sevdiklerimizle, dostlarımızla beraberdik. 2020 Ocak aynıda Tact Agora ile bu sefer Mardin ve Göbeklitepe’deydik, Dünya çapından gelen dostlarla çekirdeğinde sevgi ile işleyen bir Dünya’nın var oluşuna dair hayallerimizi ve niyetlerimizi paylaşıp, birbirimizle uyumlanıyorduk. Şubat ayında Mısır’da FreeFlow Nation ile sürdürülebilir sistemler ve insanlığa hizmet eden blockhain yapıları hakkında müzakere edip, değer kattık. Ve yine Şubat ayında sevgili Belçim Bilgin ile Yapı Kredi’nin “Dünya Kadar Sade” içeriğinin yaratımındaydık. 
 
Mart ayı ile ise yaşam değişti. Evlatlarımız yuvalarına döndüler, sokaklar boşaldı, eğitimler ve toplantılar artık çevrimiçindeydi. Köpekleri olmayanın köpeği vardı, evimizin dört duvarı yaşam alanımızdı. Dünya durdu sanki ve hepimiz yıllar boyu koşuşturma içinde yarattığımız iç ve dış gerçekliklerimizle yüzleşmek üzere bir sürece girdik. Ve işte bu süreç, kabul etsek de etmesek de hala devam ediyor. 
 
2020 bizler için evlerimizde olsak da oldukça yoğun bir yıldı. Yaşamın ve normal kabul ettiğimiz işleyişlerin dönüşümüne tanıklık ettiğimiz bu senede Love Mafia Lounge podcasti yaşama geldi, Joint Idea Arnavutköy ve Kanyon kapandı, eşyalar depoya taşındı. Toplantılar, eğitimler, doğum günleri artık onlinedaydı. Yaşam fırsat buldukça ve mümkün olduğunca doğadaydı. Instagram liveler, clubhouselar iletişim aracımızdı. Mayıs’ta Katapult Future Fest onlinedaydı. 21 Haziran’da Türkiye’nin ilk online merkezi olmayan işbirlikçi festivali Uni.verse’e imza attık. Bizler Lovemafia.co online platformunu lanse ederken, Love Mafia üyelerimizde pandeminin etkilerini azaltmak, değer katmak ümidi ile düzenli olarak halka açık, bedava online seanslarla kalpten seslenir haldeydi. 
 
O sene yaşamın izin verdiği ölçüde yazın birlikteliklerimize tekrar alan açmaya başladık ama çok daha seçiciydik gördüğümüz kişiler, gittiğimiz yerler hakkında. Mindvally University online olarak gerçekleşti bu sene ve bizler de Mastermind seanslarında alan tuttuk. Ekim ayında House of Beautiful Business’da onlinedaydı ve bizler Chambers of Beautiful Business’ı İstanbul’da hybrid bir yapıda Bomontiada’da gerçekleştirdik. Aralık ayında ise dünya çapından 6 birey olarak aldığımız inisiyatifle Global Reset Summit’i gerçekleştirdik, ülkemizde faaliyet gösteren Temel İhtiyaç Derneği vasıtasıyla 1,164 kişiye kaynak sağladık. 
 
2021’e yine evlerimizde, çok daha çekirdek bir şekilde girdik. Yaşamın dalgası hala devam ediyor, bilinmezliğin içinde yaşamlarımızda dönüşmesi gerekenlerle vedalaşırken yeniye dair hayallerimizi derinleştiriyorduk. Love Mafia’nın her bir bireyi bu global dönüşümden kendi payını alırken, içeriklerini, söylemlerini, yaşam algılarını derinleştirmeye devam ediyordu ve kurumsal yolculuklar da dönüşüyordu. Love Mafia ile halka açık düzenlediğimiz Dönüşüm Yolcukları keyifle değer katıyordu.
 
Gönüller iyice doğayı özler, doğaya çıkmak ister hale gelmişti ama bu sefer de seller basıyor, yangınlar çıkıyordu. Adeta doğa bizim özenimize dikkatini çekmek için çırpınıyordu. Ülke olarak birbirimizin yaralarını sarmak, şifa olmak üzere seferber olduğumuz o yaz işte 2021 yazıydı. Pandemi sürecinde dahil olduğumuz, dünya çapında dostlar edindiğimiz Corporate Unplugged ile birlikteliğimiz Eylül ayındaydı. Sonbaharda, Tact Agora’nın yaşama geçirdiği Holist’e değer katmak üzere 43 kişi ile derin çalışmalara başladık. Kasım ayında başladığımız Bubbles programında 10 kişiyle kişisel hikayelerimizden kolektif hikayelerimize yelken açtık. 
 
Ve bugün 2022’nin il ayındayız. Hala ilk günki kadar bilinmezin içerisindeyiz. Tek fark artık mümkün olduğunu biliyoruz. Değişim kaçınılmaz ve uyanışa geçenler olarak eski normal diye birşeyin var olmadığını biliyoruz. Yepyeni bir gerçekliğin birlikte tasarlandığında mümkün olabileceğini biliyoruz. 6 senelik deneysel yolculuğumuzda deneyimlediklerimiz, öğrendiklerimiz, dahil olduğumuz işbirliklikleri ve parçası olduğumuz sosyal kabileler bizim ilk günki inancımızı ve ümidimizi pekiştirmeye devam ediyor. 

Tüm bu kazanımlarımız söylemimizde ve sunduğumuz içeriklerde daha cesur olmamıza vesile oldu. Bugün Joint Idea’nın kurumsal eğitim platformu Life Works Labs olarak, eğitmen sosyal kabilemiz Love Mafia’mız ve dünya çapındaki iş birlikçilerimiz ile sizlerin önüne yepyeni içerikler ve yolculuklar ile çıkmaya hazırız.

Dönüşümün birlikte birlik bilincinde mümkün olacağına inancımızla,


2022

(scroll down for English version)

Birbirinden ilginç, sarsıcı iki yılın ardından yeni bir yıla giriş yapıyoruz. 

2020 bilinmeze yelken açmamıza, kitlesel dönüşüme vesile olurken, kendi içimize ve dışımıza baktığımız, yönümüzü değerlendirdiğimiz, hizmet etmeyenleri elediğimiz, topluma değer katma niyetimizi derinleştirdiğimiz bir yıl oldu.

2021 ise sanki inişleri ve çıkışları, belirsizlikleri ile hızlıca, göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Bireysel yaşamımızdaki dönüşümü değerlendirmemize ve sindirmemize vesile olurken belki de yeniye dair hayallerimizi ve umutlarımızı şekillendirmemize alan tanıdı. Ama sanki bir yöne gidiyormuşuz gibi gözükse de adeta bir bekleme odasında olaylara tanıklık ettiğimiz, erdemle çözülmesini beklediğimiz, üst bilincin herkesin içinde uyanmasını ümit ettiğimiz bir süreç oldu. Hizmet etmeyenlerin sevgi ve şefkatle dönüşmesini dilesek de uyanmayı, sevgiyi, erdemi kabul etmekte zorlanan veya tercih etmeyenlerin de varlığını kabul etmemiz gerekti. Sanırım bu da en büyük hayal kırıklığı oldu. 2020 gibi sarsıcı ve uyandırıcı bir senenin akabinde eminim hepimiz güncel gerçekliğimizde, ilişkilerimizde, kurumlarımızın işleyişinde kökten ve kalıcı iyileşmeler ve çözülmeler görmeyi arzu ediyorduk. Biraz da sabırsızdı içimiz belki, gereken dönüşümün fiziksel yankılarına tanıklık etmeyi arzu ediyorduk. Ve fakat, öyle olmadı. Telefonlarımıza dönük yaşamlarımızda dünyada distopik senaryoların yaşam bulmasına tanıklık etmeye devam ettik.

Evet yaşadığımız dünya, gerçekliği tecrübe ettiğimiz bu boyut, dualite üzerine kurulu. Yaşam gece ve gündüz, yin ve yang, dişil ve eril, yaz ve kış gibi birbirinin zıttı olan enerjilerin ahengi ile vuku buluyor. Ve uyanış arttıkça karanlık da daha derin yaşam buluyor. Uyanışın gerçekleşmekte olduğu tartışılmaz, ben kendi bedenimde hissediyorsam bunu, eminim sizlerde kendi yaşamlarınızda tecrübe ediyorsunuzdur. Terimlerin eridiğini gözlemliyorum içimde. Her terim şekil değiştiriyor, yüklenmiş olan kalıplardan arınıyor adeta. Kolay olmuyor tabi. Öylesine koşullandırılmışız ki, alıştığımız, sorgusuz sualsiz onayladığımız sistemlerin, inanışların, işleyişlerin dönüşümüne de çoğumuz direnç gösteriyoruz. İşlemediğini bile bile, böyle geldi böyle gider edasıyla sımsıkı tutunduğumuz sistemlerle veda sürecini uzatıyoruz adeta. O çok değer verdiğimiz zihnimizin dönüşümü anlamlandırmasını beklersek daha çok işimiz var gibi gelse de içimiz, yaratanla bağda olan ruhumuz, değişimin ve dönüşümün kaçınılmaz olduğunu da biliyor. Ve böyle gidersek değerlerinden arınmış, robot gibi işleyen, yaşamdan aldığı şevki sanal dünyada deneyimleyen insanlar olacağımız da kaçınılmaz. Ve işte o noktada, illüzyonun ötesine geçtiğimizde ise elimizde ölmek üzere olan bir gezegen ile yüzleşmek durumunda kalacağız. 

Bu sıralar vizyona giren “Don’t Look Up”ın da ana teması ile seslenmek istiyorum bu yıl bitmeden. Lütfen yukarı bakalım. Gözlerimizi telefonlarımızdan, bilgisayarımızdan, Metaverse’den kaldıralım ve birbirimizin gözlerinin içine bakalım, sevdiklerimize sarılalım, doğaya çıkalım. Eğer yaşam imkan veriyorsa gökyüzüne bakalım ve hatırlayalım. Uçsuz bucaksız uzayda yer alan gezegenlerden birinde nefes alıp veren minicik varlıklar olduğumuzu anımsayalım. O şahlanarak kükreyen, “ben” diyen egomuzu kendi kabına geri sokalım. Ve dönüp içinde yaşamakta olduğumuz mucizeye hayranlıkla bakalım. Hasbel kader hala bir meteorun çarpmadığı bu gezegende, sayılı günler yaşayan varlıklar olduğumuzu anımsayalım. Uzaydan bakıldığına BİR tane gezegende yaşayan ekosistemin parçası olduğumuzu ve içinde yaşamakta olduğumuz işleyişin, gerçekliğin bizim umursuzca peki dediğimiz insan yapımı bir sistem olduğunu lütfen unutmayalım.  

Bugün iç gözümüzü kendimizin ötesine çevirelim lütfen. Eğer 2021’den 2022’ye 1 gecede geçebiliyorsak, bu gece niyetlerimizi bütünün hayrı için, bu kıymetli gezegenimizin bolluk ve bereketle gelişmesi için koyalım. Yeniye alan açalım içimizde, koşullanmalarımız ve kalıplarımızın ötesinde yepyeni bir gerçekliğin birlikte, gönül ve iş birliği ile yaşama gelebileceğine dair inancımızla adım atalım yeni yıla. Ve bekleme odasından çıkalım, kafamızı telefonlarımızdan kaldıralım, yaratımına inandığımız ferah, adil, bereketli, huzurlu, esenlik dolu yepyeni bir geleceğin inşasına başlayalım. 

2022 numerolojik olarak 6 rakamına denk geliyor ve 6 koşulsuz sevgiyi temsil ediyor. Böylesine özel bir yılın kendini gerçekleştirmesi ise bu Dünyadaki en büyük teknoloji olan, yaratıcının yaratım gücünü barındıran biz insanlara kalıyor. Bu büyük sorumluluğu almaya hazır mısınız? Hadi o zaman. 

Yenin en güzel hayallerimizin bile ötesinde olması dileklerimle, 

Sevgiyle sevgide kalın. 

(Scroll down for English version)

English version

After two rather unique and shocking years, we are entering a new year.

As we sail into the unknown and lead to mass transformation, 2020 has been a year in which we have looked inside and outside of ourselves, evaluated our direction, eliminated those who do not serve us anymore, and deepened our intentions to add value to the collective.

2021, on the other hand, seems to have passed quickly, in the blink of an eye, with its ups and downs and uncertainties. While it served us to evaluate and digest the transformation in our individual lives, it perhaps gave us the space we needed to shape our dreams and hopes for the new. But even though it seemed like we were going in one direction, it was a process of witnessing the events in a waiting room, waiting for the transformations to be resolved with virtue, and hoping that the higher consciousness would awaken in everyone. Although we wished for those who do not serve to be transformed with love and compassion, we also had to accept the existence of those who had difficulty to (or do not prefer to) wake up to love and virtue. I think this was the biggest disappointment. After a shocking and awakening year like 2020, I am sure we all wanted to see radical and permanent improvements and resolutions in our current reality, in our relationships, and in the functioning of our institutions. Maybe we were a little impatient, wishing to witness the physical repercussions of the required transformation. And yet, that didn’t happen. We continued to witness dystopian scenarios coming to life in our world through our phones.

Yes, the world we live in, this dimension where we experience as reality, is based on duality. Life manifests with the harmony of opposite energies such as night and day, yin and yang, feminine and masculine. And the greater the awakening, the deeper the darkness comes to life. It is indisputable that the awakening is taking place. If I am feeling it in my own body, I am sure you are experiencing it in your own lives as well. I observe the terms melting inside me. Each term is changing shape, almost getting rid of the learned meanings and conditionings. It’s not easy, of course. We are so conditioned that most of us resist the transformation of the systems, beliefs and processes that we are accustomed to and approved of without questionining. Although we know that they no longer serve our creation, we are prolonging the farewell to the old systems that we hold on to so dearly. However, we can no longer wait for our highly valued mind to make sense of this transformation. Our inner spirit which is in connection with the creator, also knows this change and transformation is inevitable. And if we go on like this, we will become these empty vessels operating like robots, experiencing the enthusiasm for life in the virtual world. And when we raise our heads from our phones, we will then realize that we have dying planet in our hands seeking our attention.

Before we end this year, I would like to refer to “Don’t Look Up”, which was released recently. Please let’s look up. Let’s lift our eyes from our phones, computers, Metaverse and look into each other’s eyes, hug our loved ones, and go out into the nature. If life allows, let’s look up at the sky and remember. Let’s remember that we are tiny creatures breathing on ONE of the planets in the vast universe. Let’s put that prancing and roaring ego back in its own container. And let’s turn our gaze to the creation and admire the miracle we live in. Let’s remember that we are beings with counted days on this precious planet, which miraculously has not been hit by a meteor yet. Let’s not forget that we are part of the ecosystem that lives on ONE planet when viewed from the outer-space. And that the reality and the way we function is a man-made system that we carelessly obey.

Let’s turn our inner eye beyond ourselves today, please. If it’s possible to pass from 2021 to 2022 in one night, let’s put our intentions tonight for the sake of the whole, for this precious planet to thrive with abundance and abundance. Let’s make room for the new. Let’s step into this new year with a belief that a brand new reality beyond our conditionings and patterns is possible once we collaborate with our heart and mind coherence. And let’s get out of the waiting room, lift our heads from our phones, and start the construction of a brand new future that is fair, fruitful, peaceful, sustainable for all.

2022 numerologicaly corresponds to the number 6 and 6 represents unconditional love. The realization of this special year is left to us as humans, who are the greatest technology in this world with capability of the creative power of the creator. Are you ready to take on this great responsibility? Let’s embark into 2022 then.

I wish the new to manifest beyond even our most beautiful dreams,

Stay in love with love.


Öğretmenler Günü

Öğretmen kavramı hep çok ulvi bir kavram oldu benim için. Nedense hep kendimden öte değerlendirdiğim bir kavram olmuş. 

Yoga TTC’mi bitirip, Cihangir Yoga’da ilk staj derslerimi vermeye başladığımda öğrencilerimin bana “hocam” diye hitap ettiğini duyduğumda ne şaşırmıştım. O öğretilmiş alçak gönüllü ses “estağfurullah” demişti içimden. Ben kim hoca olmak kim. Akabinde Joint Idea ile başlayan yolculuğumda sahne aldıkça, kurumlara alan tuttukça ve seslendikçe sanırım içimdeki bu seste, aynı yaşamın kendisi, gibi adım adım dönüşmeye başladı. 

Yaşamımda bana dokunmuş öğretmenlerimi düşünmeye başladım. Aktarılan bilgilerin ötesinde erdemi ve şefkatli enerjisi ile alan tutan, bana potansiyelimi ve ona ulaşabilme yetkinliğimi anımsatan insanların bana dokunduğunu, bana gerçek anlamda öğretmenlik yaptığını fark ettim. Öreten de öte eğiten kişiler olduğunu fark ettim.  

Öğretmen kelimesi de bu farkındalık ile şekil değiştirdi işte, belki de öğretilmiş anlamın ötesinde, gerçek anlamına erişti içimde. Toplumu değiştirmeye, geliştirmeye niyet etmiş olmak demek. İnsanlara merakı ve hayalin gücünü anımsatan, ol’mak üzere geldikleri varlığı yakalayabilmeleri, kendi içsel yetkinliklerinin farkına varabilmeleri ve bu yolda hevesle yol alabilmeleri için ışık olan varlık aslında öğretmen. Öğretenden öte, öğretmek istediklerini kendi bedeninde, yaşam algısında ve yaşamsal tepkilerinde yaşama geçirmiş olan. Örnek olan. İlham olan. Ümit olan. Unutulmayan ve saygıyla anılan. Kendi üstel insanlığımızı bizlere anımsatan ve onu yakalamamız için bizlere sabırla, inançla, güvenle destek olan demek. 

Ve bugün hala öğretmen kelimesini tam üstüme giymekte dirensem de öğretmen kelimesi ile eşleştirdiğim olguları her gün, her an hayatımda yaşama geçirmeye niyet ettiğimi, bu yolda emek verdiğimi ve Love Mafia ile bu kavramın erdeminin ışığı altında yol aldığımı biliyorum. Örnek olabilecek bir insanın erdemini yaşama geçirmek meşakkatli bir iş. Ve bu yolda emek veren öğretmenlerimizin her birinin yaşam amacı karşısında saygı ile eğiliyorum. Konumuz bu iken, okullardaki eğitmenlerimizin ötesinde bizlere yaşamdaki erdemleri, vizyonları, cesaretleri ile örnek olmuş Atatürk, Florence Nightingale, Buddha, Mevlâna, Mahatma Gandhi ve daha niceleri gibi toplumları sevgi ve inançla yönlendirmiş ruhlara da minnetlerimi sunmak istiyorum. 

Benim kişisel gelişim yolundaki rehberlerime, hocalarıma, dostlarıma, yol arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Ve her şeyden öte, bu yolda çağrımızı duyup bizlerle yürümeye niyet etmiş tüm Love Mafia üyelerimize sımsıkı sarılıyorum. İyi ki varsınız, birlikte çok güzeliz. Sizlerle dönüşüme değer katmak bir gurur benim için. HEPİMİZİN öğretmenler günü kutlu olsun.  


I am calling out to you from the middle of this magnificent universe

I am calling out to you from the middle of this magnificent universe. Anatolia; the heart of our human civilization on this planet called earth. It’s the land where humans have decided to settle down and live as communities. This fertile land has hosted many civilizations and witnessed human evolution. This is the land of the Gods, of Kings and Queens, of East and West, of life. 

These lands that hosted humanity’s history is on fire right now. 38 provinces of this precious land is burning in 163 locations

Today is not the day to think about who caused it. Is it God? Is it the nature yearning for our recognition, attention, and love? Is it the negligence of our governments? Is it terrorism? Today is no further the day to ask the question of “Who?”. Because, honestly, we don’t know anything. I am at a point that, if someone comes with a match in their hand and says they have lit the fire, I wouldn’t believe them. 

I am at the verge of no belief and pure belief. I don’t believe in politicians, countries, religions, or even information. I believe that everything and everyone perceives life from their perception and their human algorithm. Everything is biased and we are all very far away from knowing the TRUTH. I trust no information but that of the creation. 

And that makes me a believer. I believe that creation is magical and mystical. I believe there are no mistakes in the universe, and everything has its place. I believe we are ever-evolving beings and right now we are the at the critical pint of our awakening. I believe in the comprehensive God particle within each one of us. I believe in love. 

So, why, and how we are here today is not relevant anymore. What is done is done. Our negligence, obedience, acceptance is history today. We may have to gaze back to this history once again soon enough to redefine the terms and create a new existence; hopefully with a higher, oneness consciousness. But today is the day that we unite not divide, it’s the day to take over individual responsibility to contribute and regenerate. It’s the day to celebrate our ONE humanity and nurture our common planet. 

This is our home. There is no other. And if there was, honestly, I would have chosen to live on this one. We live and breathe in heaven.

This planet and the way we choose to live on this planet proves us that heaven and earth are here, on this planet, today. If we nurture hate, greed, hunger, and separation … then life presents us that version of itself. And believe me, in this version, life is hell. Or we can perceive life as growth, of expansion, of regeneration and love. Then life, although in the middle of hell, becomes magical. 

Today, within a burning country, through my human algorithm, I am witnessing unitedness, affection, compassion, collaboration, mobilization, and persistence. I see heaven and hell fighting to win a battle. This is the battle of our humanity awakening. 

Today, I kindly ask you to land a hand. To own your citizenship of this World not only in your words but also in your actions, to help fellow earthlings save this planet we all call home. 

Today is the day to unite. To help. To build. Please support İhtiyaç Haritası and #onesupportonenest campaign for us to create funds to regenerate our villages, farms, and our nature. We can only do this TOGETHER

Thank you.  

✨ Let’s unite for those who have lost their homes, jobs, schools and livelihoods as a result of the ongoing fires all around Turkey. With “One Support One Nest” campaign we will restore the living conditions and provide livelihoods for those who are in need.

✨It’s up to us to regerate life!

🔗 www.birdestekbiryuva.com

#birdestekbiryuva #ihtiyaçharitası


Bu muhteşem evrenin tam ortasından sesleniyorum sana

Bu muhteşem evrenin tam ortasından sana sesleniyorum. Anadolu; dünya denen bu gezegende insan uygarlığımızın kalbi. İnsanların yerleşmeye ve topluluklar halinde yaşamaya karar verdiği topraklar. Bu bereketli topraklar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve insanın evrimine tanıklık etmiş. Burası Tanrıların, Kralların ve Kraliçelerin, Doğunun ve Batının, hayatın yeşerdiği topraklar.
 
İnsanlık tarihine ev sahipliği yapan bu topraklar şu anda alev alev yanıyor. Gerçekliğimiz 38 ilde 163 yangın ile şekilleniyor. 
 
Bugün buna kimin sebep olduğunu düşünmenin günü değil. Yaratan mı? İlgimize, özenimize, sevgimize özlem duyan doğa mı? Devletlerimizin ihmali mi? Terör mü? Bugün artık “Kim?” sorusunu sormanın günü değil. Çünkü dürüst olmak gerekirse, hiçbir şey bilmiyoruz. Öyle bir noktadayım ki, biri elinde kibritle gelip ateşi yaktığını söylese, ona da inanmayacağım.
 
İnançsızlık ile saf inancın eşiğindeyim. Politikacılara, ülkelere, dinlere veya bilgiye inanmıyorum. Her şeyin ve herkesin hayatı kendi algılarından ve insan algoritmalarından algıladığına inanıyorum. Her şey taraflı ve hepimiz GERÇEĞİ bilmekten çok uzağız. Ve ben, yaratılışın bilgisinden başka hiçbir bilgiye güvenmiyorum.
 
Ve bu beni inançlı yapıyor. Yaratılışın büyülü ve mistik olduğuna inanıyorum. Evrende hata olmadığına ve her şeyin bir yeri olduğuna inanıyorum. Sürekli gelişen varlıklar olduğumuza ve şu anda uyanışımız için kritik bir noktada olduğumuza inanıyorum. Her birimizin içindeki kapsayıcı yaratanın parçalarına inanıyorum. Sevgiye inanıyorum.
 
O halde bugün neden ve nasıl burada olduğumuz artık önemli değil. Olan oldu. İhmalimiz, itaatimiz, kabulümüz bugün tarih oldu. Yakın zamanda, terimleri yeniden tanımlamak ve yeni bir varoluş tasarlamak için tarihe bir kez daha bakmamız gerekecektir. Ve umarım o gün çok daha yüksek bir birlik bilinciyle bakabilecek halde oluruz. Ama bugün bölünme değil birlik olma zamanı, katkıda bulunma ve yenilenme sorumluluğunu bireysel olarak üstlenme zamanı. BİRlik içinde insanlığımızı kutlamanın ve ortak gezegenimizi beslemenin zamanı
 
Burası bizim evimiz. Başka yuvamız yok. Ve eğer olsaydı, dürüst olmak gerekirse, ben yine bu gezegende yaşamayı seçerdim. Cennette yaşıyor ve nefes alıyoruz.
 
Bu gezegen ve bu gezegende yaşamayı seçtiğimiz şekil bize cennetin ve cehennemin bugün burada, bu gezegende olduğunu kanıtlıyor. Nefreti, açgözlülüğü, açlığı ve ayrılığı beslersek… o zaman hayat bize kendisinin bu versiyonunu sunuyor. Ve inan bana, bu versiyonda hayat gerçekten cehennem oluyor. Ya da yaşamı büyüme, genişleme, yenilenme ve sevgi olarak algılayabiliriz. O zaman hayat, cehennemin ortasında olmasına rağmen büyülü bir hale geliyor.
 
Bugün yanan bir ülkede, insani algoritmam aracılığıyla birlik, sevgi, şefkat, işbirliği, seferberlik ve dirayete tanık oluyorum. Cennet ve cehennemin savaşına tanıklık ediyorum. Bu, insanlığımızın uyanış savaşıdır.
 
Bugün sizden bir el uzatmanızı rica ediyorum. Dünya vatandaşlığınızı yalnızca sözlerinizle değil, aynı zamanda eylemlerinizle de sahip çıkmanızı, hepimizin yuva dediğimiz bu gezegeni hep birlikte kurtarmamıza yardımcı olmanızı rica ediyorum.
 
Bugün birlik olma günü. Yardım etmek. İnşa etmek. Köylerimizi, çiftliklerimizi ve doğamızı yenilemek için kaynak yaratma günü. Ben insan algoritmasının gücüne inanıyorum ve Joint Idea’da çıktığımız yolculuk bizleri ülkemize ve dünyamıza derinden değer katma kaygısında olan kişilerle, organizasyonlarla, kuruluşlarla ve sosyal kabileler ile bir araya getirdi. Bu dönemde gerçekten değer katmamıza vesile olacak bir kurum arayışında iken ise Adım Adım’ın kurucularından sevgili Itır Erhat ve İhtiyaç Haritası platformunun kurucularından Mert Fırat’ın vesilesi ile bugün sizleri, bu dönemde ihtiyacımız olan desteği sunabileceğine inandığım  İhtiyaç Haritası’nın #birdestekbiryuva kampanyasını desteklemeye davet etmek istiyorum. Bunu ancak BİRLİKTE yapabiliriz.
 
Teşekkürler.

✨ Türkiye’nin dört bir yanında devam eden yangınlar sonucu evini, işini, okulunu, geçim kaynaklarını kaybedenler için bir aradayız. ‘Bir Destek, Bir Yuva’ ile yaşam koşullarının yeniden kurulmasını ve geçim kaynaklarını sağlayacağız.

📍Siz de bireysel veya kurumsal destek olmak isterseniz #BirDestekBirYuva web sitesinden destek olabilirsiniz.

✨Hayatı yeniden yeşertmek elimizde!

🔗 www.birdestekbiryuva.com

#birdestekbiryuva #ihtiyaçharitası


Yaşamdan es aldığımız bu dönem hepimize şifa olsun

Korkunun hafiflediği, yaşamın dört duvardan ülkemizin eşsiz doğasına döndüğü dönem yine geldi. Bu kutsal gezegenin en keyifli topraklarından birinde yaşayan bizler için dostlarla kucaklaşma, yaşamı kutlama vakti şimdi. Ten rengimiz güneşle beslenip dönüşürken içimizdeki endişelerin de yaz akşamının rüzgarı ile hafiflemeye başladığı dönemdeyiz. Yaratanın bizlere nefes vermek üzere yarattığı bu mevsimi içimize çektiğimiz, yaşam akışımızın doğanın ritmine döndüğü bu günler hepimize şifa olsun. 
 

Ben Ege kıyılarında çocukluğuma tanıklık yapmış olan köyümden sesleniyorum bugün sizlere. İçimdeki yaşam inancının genişlediği topraklardan yazıyorum bu satırları. Pandemi sürecinde evimde attığım tohumların yeşermesine tanıklık ediyorum. Evlere kapandığımız süreçte eminim hepimiz kendimize yeni bir bakış açısı katacak konularda derinleşme imkanı edindik. Kimilerimiz sevdiklerimizle paylaştığımız sofraları zenginleştirdik, kimilerimiz yeni hobiler edindik, kimilerimiz de yaşam algımızı genişleten yeni bilgiler ile kendimizi bilinmeze dair donatma imkanı edindik. İşte, ben de böylesine bir süreçten geçerken ve söylemimi derinleştirmek üzere yeni bir araç arayışındayken sevgili Love Mafia üyelerimizden Sinem Gönç bana bir teklifte bulundu ve Human Design eğitimine başladım. 
 

Bu yeni araç bana kendime, sevdiklerime ve yaşama bakış açımı derinleştiren perspektifler kattı. Bu bağlamda, sevdiklerime bu konuyu dinlemekten gına gelmediği ümidi ile Human Design’a dair yaptığım bir çıkarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Human Design yaşamda geldiğimiz tasarımı (aracı) ve o bedene gelmiş olan kişiliği (yolcuyu) aktaran bir yaklaşım. Sevgili Piraye ile yaptığım yolculuk neticesinde öğrendiğim bir gerçeklik yaşama dair sorumluluk anlayışımı derinleştirdi. 

Human Design’a göre 4 tip insan var; Generator (Üretici), Manifestor (Gerçekleştirici) , Reflector (Yansıtıcı) ve Projector (Gösterici). Dünya üzerinde bulunan hiçbir insanın tasarımı aynı değil, hepimiz eşit ve bir o kadar da özel varlıklarız. Ve hepimizin aracı bu 4 tipten birine denk geliyor, akabinde kanallarla derinleşiyor, böylelikle şahsına münhasır hale geliyor yolculuğumuz. Bu 4 tipten en baskın olanı ise Generator’lar. Human Design’a göre Generator’lar yaşama yaşam katanlar, yaşamı 5 duyusu ile algılayıp karşılık vermesi gerekenler ve Dünya nüfusunun %70’ine denk gelmekteler. Yani, duyuları ile algıladıkları ve aldıkları tekliflere evet ve hayır diyerek ilerleyen bu insan grubu Dünya nüfusunun %70’ini oluşturmakta. Bu bilgi bende derinleştikçe içimde yepyeni bir farkındalık oluşmaya başladı. 

Generator’lar işleyişleri sebebiyeti ile bugün içinde yaşadığımız dünyanın da sorumluları aslında. İnanmasalar da, içsel onaylamasalar da zihinden korkuları, çıkarları, koşullandırmaları sebebi ile “evet” dedikleri her şeyin neticesi bugün içinde yaşadığımız dünya. O çok değer verdiğimiz zihnimizle çıkar odaklı ilişkiler tasarlarken, bir yandan da sistemleri, ülke liderlerini, kurumları, kısacası diğerini suçluyoruz. İçsel onayımızın olmadığı hikayelere, işlere, işleyişlere ve ürünlere zihinden onay verdiğimiz sürece bugün içinde yaşamakta olduğumuz Dünya gerçekliğinin de sorumluluğunu almamız gerekiyor. 

İşte bugünkü çağrım bizlere; birlik bilinci ile bütüne hizmet eden bir işleyiş ve yaşam hayali kuran bizlere. Sizleri “evet” dediğiniz her şeyi tekrar gözden geçirmeye davet ediyorum. Bir ürünü satın alırken anlık ihtiyacımızı veya ruhsal açlığımızı gidermenin ötesinde o ürüne dair biraz daha düşünmemizi ve araştırmamızı diliyorum. Üretim sürecinde sürdürülebilir çözümleri ne kadar sistemlerine dahil etmişler, çalışanlarının mutluluk endeksi ne seviyelerde ve her şeyden öte ve önce o ürüne gerçekten ihtiyacımız var mı sorularını sormamız ve araştırmamız gerekiyor artık. 

Joint Idea yaşama geçtiğinden beri tanıştığım insanlardan duyduğum bir söylem var. “Sizin gibi yeni dünya söyleminde olan kuruluşlar bizlerin ülkemize inancımızı artırıyor” diye. Bu söylem yüreğime minnet hissi dolduruyor ve yoluma inancımı, niyetimi derinleştiriyor. Ve fakat bir hikayeyi sözde desteklemekten öte bugün tüketim tercihlerimizle de destekleme zamanı olduğunu düşünüyorum. Vaktimizi ve paramızı nereye ayıracağımızı daha özenle seçme ve inandığımız hikayelerin devamlılığını birlikte sağlama zamanı. Bu bağlamda ben seçtiğim ürünlerin Dünya’mızın sürdürülebilirliğine fayda sağlayan ürünler olmasına, gittiğim restoranların, marketlerin, dükkanların lokal halkın kurduğu mekanlar olmasına özen gösteriyorum. İşbirliği yaptığımız kurumların, sosyal kabilelerin ise birlik bilincinde işleyen hikayeler olması, sözlerini aksiyonları ile yaşama geçiriyor olmaları önceliğimiz oluyor. 

Seçelim arkadaşlar. Tüketimimizin her boyutunu düşünelim, araştıralım ve özenle seçelim. İnandığımız yolculukları sözden öte destekleyelim, duyuralım ve önerelim. Evimizin dışında ülkemizin nadide topraklarında yaşamı kutlarken içinde yaşamak istediğimiz Dünya’nın aktif yaratıcıları olduğumuzu anımsayalım ve sorumluluğu elimize alalım. Dönüşelim ve dönüştürelim

Hepimize ülkemizin kıymetli topraklarında sevdiklerinizle bağ kurduğumuz, yargılarımızı, kalıplarımızı, koşullandırmalarımızı esnettiğimiz, geliştiğimiz, dönüştüğümüz bir bayram diliyorum. Yaşamdan es aldığımız bu dönem hepimize şifa olsun!
 
Sağlıcakla sevgide kalın.


Eda Çarmıklı


Birlikte bir’lik için bir geleceğe

Hepimizin hayatındaki bir ilke veda ediyoruz. Dünya tarihinde ilk defa yaşanan bu gerçekliğe tanıklık yapan bizler, 2020’e başladığımızdan çok daha farklı varlıklar olarak yılı sonlandırıyoruz. İstisnasız her birimizin sarsıldığı, uyandığı, derinleştiği ve yaşamı anlamlandırmak adına kabını esnetmeye mecbur kaldığı bir seneye veda ediyoruz. 

Ben bu sene bitmeden sevgili Love Mafia üyemiz Çiğdem Eren Kiziroğlu’nun “Yaşam Ağacımızı Süslemek” workshopına katıldım. Kendi yaşamlarımıza tanıklık yaptığımız bu çalışmada içimde uyananları sizlerle de paylaşmak ve seneye hepimiz için olan dileklerimi ileterek başlamak istiyorum. 

🌟 Bizleri biz yapan, hepimizi birbirimizden eşsiz yapan yaşanmışlıkların her birisi bizim köklerimiz. Onlar sayesinde bugün olduğumuz insanız ve hepimiz kuantum gerçekliğin bin bir çeşit, özgün ve nadide, renkleriyiz. Her bir yaşanmışlığa beni bana yaklaştırdığı için minnet duyuyorum.

🎄Olanın hayırlısı ile olduğuna inançla yaşamımızı gözlemleme ve kucaklama yetisi diliyorum bu sene hepimizeKendi biricikliğimizi kutlama ve kendi gerçekliğimizi tüm yalınlığı ile yaşama sunma yılımız olsun. 

🌟 Hepimiz hala insanız. Beden, zihin ve kalp uyumumuzu dengede tutmakta her birimiz zorlanıyoruz. Hala bedende yaşayan varlıklar olarak zaman zaman dengemizi kaybedebiliyoruz. Şahsen devamlı dengede yaşıyorum diyemem. Ve fakat, her düşüşümü bir öğreti olarak görmeye özen gösteriyorum. Olanı kişisel almamaya, kendimde acıyan yere şefkatle yaklaşmaya, onu görmeye, kabul etmeye ve dönüştürmeye özen gösteriyorum. Evet, her düşüşün bir çıkışı vardır. Ama niyetim çıktığım seviyenin eskiden var olduğum halin ötesinde olması. Hep büyüyerek, kabımı genişleterek, yargılarımı geçersiz kılarak bilinmeyenden geçmeye özen gösteriyorum.

🎄Ol’mak üzere geldiğimiz bu yaşamda olma cesareti gösterdiğimiz bir sene diliyorum. Ruhumuzu içine sıkıştırdığımız kalıpların var olmadığına uyanalım, bütünü kapsayacak kadar genişleyelim. 

🌟 Yeteneklerimin yaşamda icra ettiğim sanatın mihenk taşları olduğunu tekrar fark ediyorum. Bunlar sayesinde bugün gönülden bağlandığım bir amaç uğrunda sevgiyle yol almaktayım. Daha keşfetmediğim nice yeteneğimle de tanışma gücünü ve arzusunu diliyorum kendime. Sanatımı derinleştirmeyi, kelimelerimle şifa olmayı ümit ediyorum. 

🎄İçimizde yaşama gelmek isteyen her yetinin beden bulduğu bir sene olsun bu sene. Bütüne faydalı yaratımlar ve dönüşümü tetikleyecek yaratıcı düşünceler hayat bulsun içimizde.

🌟 Hayallerimin ise dokunabileceğim kadar yakın olduğunu hissediyorum. İnsanlığımız için yepyeni bir geleceği bir’likte tasarlayabileceğimize inancımla hayallerimin gerçek olduğu bir dünyaya değer katmaya devam ediyorum. İnsanüstü bir hissiyatla da inanıyorum bu gerçekliğin mümkünlüğüne. Bırakıyorum hayallerimi hayatın bilinmezliğine. Onları da kalıplara sıkıştırmıyorum. Hayırlısı ne ise o şekilde vuku bulması ümidi ile. 

🎄İnsanlığımıza olan inancımızın daim olmasını ümit ediyorum bu sene. Eğer hep birlikte inanırsak mucizelere vesile olabileceğimize inançla yaratalım ve gerçekliğimizi dönüştürelim diliyorum.  

🌟 2020 gibi nadide bir yılı anlamlandırmaya özen göstererek atlatmanın yegâne şartının ise sosyal kabilelerimiz ile olan bağlarımız olduğunun farkındalığı derinleşti bu dönemde. Ailelerimizi, evde beraber yaşamakta olduğumuz yaşam arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı ve sosyal kabilelerimizi bugüne kadar özenle seçtiysek eğer, karşılıklı tetiklendiğimiz konuları bugüne kadar çözümlendirdiysek, pandemi döneminin bir nebze daha huzurla geçtiğini hissediyorum. Ama hala dönüşümün içindeyiz. Şefkatle dönüştürmemiz gereken nice tetikleyici var içimizde.

🎄2021 kendi gerçekliğimizi özgürce yaşayacağımız, karşılıklı beslenip büyüyeceğimiz sosyal kabilelerimizi tercihlerimizle bulduğumuz ve birlikte geliştiğimiz bir sene olsun. Tetikleyicilerimizi iyileştirdiğimiz, ahenk içinde yaşadığımız, bizlere hizmet etmeyen ilişkilerin yükünden arındığımız bir sene olsun. Gerçek “ben” yaşam bulsun her birimizin içinde. 

🌟 Ve değerlerimiz… Yaşamı anlamlandırmamızdaki pusulalarımız, gücümüz. Sanırım bu son 9 aydır hepimiz adım adım değer kavramlarımıza baktık. Hangileri bizim? Hangileri değer kavramının ötesinde değer yargısı olarak yaşamımızı ele geçirmiş? Hangileri bütüne hizmet etmek üzere yaşama geçmeyi bekliyor? Yaptığımız işler, ilişkilerimizdeki dinamikler değer kavramlarımız ile örtüşüyor mu? 

🎄2021’in değerlerimizin yaşamımızdaki gerçeklikle örtüştüğü bir sene olmasını diliyorum. Tüm olanı geniş bir açıdan, yargısız ve kabulde değerlendirelim ve bizlere hizmet etmeyen taşları bu kavramlar dahilinde dönüştürelim. 

Bir de yaşamın kaçınılmazları var; fırtınalar ve kontrolümüz dışında gelişen olaylar. Pandemi de bu fırtınalardan biriydi hepimiz için. Ana getirilip kendimizde köklenmemiz talep edilen bu dönemde tüm gerçeklerimiz şekil değiştirdi. Çiğdem Eren Kiziroğlu ile yaptığımız bu çalışmada fark ettim ki benim fırtınalarım olan olayların ötesinde alt bilinçte uyanan bir söylemdi; “İnsanlar her şeyi unutur. Bu dönem geçtiğinde eski halimize geri döneriz.”
İşte bu boş vermişlik, kendi yetki ve etki alanımızın dar algısı ve insanlığımızın üstel varlığına inanç eksikliği benim fırtınalarım oldu bu dönem.  

Çok büyük bir sarsıntının, fırtınanın ve akabinde uyanışın eşiğindeyiz. Bugün, insanlık tarihimizin gidişatını dönüştürme yetkisi her birimizin elinde. Bu sorumluluğun hiyerarşik yapıda üst kademelerde olanların yetki alanında olduğunu düşünme yanılgısından sıyrılmamız gerekiyor. Dünyada her şey bir enerji, bir frekans. Ve tek bir kişinin yapamayacağını bizler tek tek uyanarak ve niyet ederek gerçekleştirme yetkisine sahibiz. Geçenlerde sevgili Love Mafia üyemiz Arbil Çelen Yuca şöylesine bir paylaşımda bulundu… 

Birleşip yükseldiğimizde, birbirimizden faz alarak, kendimizden öte insanlığımıza inançla yükselmeye niyet ettiğimizde daha hızlı yol alabiliyoruz. Benden öte bize geçtiğimizde yaşamın sunduğu olasılıklar artmaya başlıyor.

İşte Love Mafia platformumuz tam da bu sebeple yaşama geldi pandemi döneminde. Olanı ve dönüşmekte olanı birlikte anlamlandıralım niyetiyle yaşam buldu. Birbirimizden ve insanlığımıza ortak inancımızdan güç alarak imkansızı gerçekleştirmek üzere yelkenlerimizi açalım diye. Yolda birbirimizin rüzgarı ve desteği olalım diye. Fırtınalar karşısında köklerimizin sağlamlığına ve bizlere hizmet etmek üzere geldiklerine inançla bırakalım kendimizi. Resilience kavramını deneyimlediğimiz bu günlerde bizler de kırılmadan, kendi gücümüze inançla esneyelim bu fırtınalar karşısında. Yaratanın bizleri böylesine zorlukları anlamlandırıp dönüştürebilecek kadar güçlü varlıklar olarak yarattığına güvenelim. Ve dönüştürme yetkisini elimize alalım. 

Hepimizin ahenk içinde yarattığı ve keyif içinde yaşadığı bir Dünyayı yaratabileceğimize inançla iş birliği içinde ve cesaretle adımlarımızı atalım yaşama. 


2020

Önünde saygı ile eğiliyorum. 

Bir sene ile beni ben yapan köklerime eklendiğin,

Beni geliştirdiğin,

İçinde yaşamak istediğim Dünyayı yaratabilme gücünü uyandırdığın, 

Hiçbirimizin asla unutmayacağı bir sene olarak yaşamlarımızda iz bıraktığın,

Böyle geldi ama böyle gitmemeliyi içimizde uyandırdığın için. 

Sen yapman gerekeni yaptın. 

Minik adımlarla gideceğimiz yolu kolektif olarak hızlandırdın bizler için. 

Toplu uyanış için tohumlarını attın. 

Şimdi görev bizlere düşüyor. 

Her birimize. 

Dönüştürme yetkisini elimize alıp içinde yaşamak istediğimiz Dünya gerçekliğini yaşama geçirme zamanı 2021. 

Atılan tohumları büyütme ve gelecek nesiller için yepyeni bir gerçeklik tasarlama zamanı. 

BUGÜN. 


Bu sene en büyük dileğim birlikte bir’lik için emek vermemiz. Bu gezegen üzerinde yaşayan insan ırkı olarak birlikte yepyeni bir gelecek tasarlama sorumluluğumuzu üstlenmemiz. 


2021’nin sonunda hayallerimizin ötesinde, bütünün hayrına, neşe, keyif ve coşku içinde bir Dünya gerçekliğinde olmamız dileklerimle…


Her daim sevgiyle sevgide kalalım. 


Eda Çarmıklı


İyiliği İlet!

Sevgili Şeyda Bodur ile Martı Dergisi için yaptığımız röportajı sizlerle de paylaşmaktan gurur duyuyorum;

Eda toplumda bilindik bir soyadına sahip. Ancak köşesine geçip oturmuyor. “Kendi şansını kullanarak başkaları adına hizmet etmek” gayesi ve gayretiyle yola çıkarak sosyal kabileler inşa ediyor.

İnsanın hayatı veya kendini anlamlandırmaya çalışması, hayatı ve kendini sorgulaması elbette yeni değil. İnsanlık tarihi kadar eski… Bu yol için ister adına “ol”ma yolculuğu deyin, ister “kendini arama”, ister “kişisel ustalık”, yol kutsal, yol sürprizli, yol iniş çıkışlı. Yol kadar, yolda karşımıza çıkan insanlar da bir o kadar kıymetli. Eda Çarmıklı benim için bu kişilerden. Eylemleriyle söylemlerinin arkasında. Blog yazıyor, topluluklarlar oluşturuyor, inandığı dünyayı yaratmaya uğraşıyor. Algısı, gönlü ve zihni yeniye, yeniliğe açık.

İlkin yolumuz nefes ve yaşama dair bir kursta kesişti. Sessizlik inzivası, Yaşama Sanatı Derneği’ni kurma çalışmaları derken araya seneler girdi. İstanbul’un farklı köşelerinde yaşama anlam katmaya çabalarken yıllar sonra başka bir vesileyle tekrar karşılaştık. Elbette bu yol bitmez, yol biz nefes almaya devam ettiğimiz müddetçe sürer. Yol arkadaşlıkları da…

Sevgili Eda öncelikle hoşgeldin. Yukarda bahsetmiş olduğum bu gelişim yolculuğuna seni iten ne oldu? Hep dersin “Hayatın eli yok ki sana tokat atsın, başına olaylar gelir.”

Canım Şeydacığım hoş bulduk. Bizlerin yollarını defalarca kesiştiren bu yolculuğa minnetlerimi ileterek başlamak isterim. Yaşamın bu sürprizlerini çok seviyorum. Ve kendine niyet etmişlerin bu sürprizleri özenle işlemesi sonucu defalarca yollarımızın kesiştiğine inanıyorum. Bugün seninle olma şansı edinmiş olmam da bunun eseri sanırım. Beni gelişim yolculuğuna iten aslında bu dünyaya gelmiş olan “Eda”yı toplumsal tanımların ve kısıtlamaların ötesinde keşfetme arzum oldu sanırım. Amerika’ya okula gittiğimde bütün bu tanımların ötesindeki Eda kim ve bireysel olarak dünyaya katmak üzere getirdiği becerileri, yaratıcılığı nedir?’i keşfe çıktım. Kendime niyet etmemdeki sebep benim yaşamı anlama arzumdu. Hepimizin yaratıcı gücüne inanıyorum ben. Yaratanın parçalarını taşıyorsak eğer, ki ben öyle olduğunu kendi küçük bedenimde deneyimliyorum, o zaman bizlerin de içinde yaratma arzusunda olan bir parça var demektir. Fark edersen, kendini arama veya kişisel farkındalık yerine kendine niyet etmek terimini kullanıyorum. Kendine niyet etmek, birey olarak bu dünyaya gelişini, bu bireysel tercihini onurlandırmak demek kanımca. Ol’mak üzere geldiğin bu yaşamın biricikliğine, olabileceğin en üst versiyonu olmaya korkularına rağmen kendine niyet etmek demek.

Beğeni ile izlediğim konuşmacılardan sevgili Mahatria bir konuşmasında şöyle dedi “This is the only chance you get to be you, Please do not miss yourself.” Bugün bu bilinçle, varlığımızın bu versiyonu ile yaşamakta olduğumuz bu yaşamımız yegane. Bir tekrarı yok. “Lütfen kendinizi teğet geçmeyin” diyor. Gerçek potansiyelimizi yaşamaktan kendimizi geri koyan sadece bizleriz. Kalıplarımız, kendimize dair yargılarımız. İşte kısıtlı perspektifimize rağmen kendi hikayemizi onurlandırıp, olmak üzere geldiğimiz insan olma şansını yaşama geçirdiğimizde kendimizi teğet geçmeme imkanımız doğabiliyor. Kendimize korkusuzca, şefkatle ayna tutup, kabul edip, sevgimizi sunduğumuzda kabımızı genişletme, kendimizi gerçekleştirme imkanımız doğuyor.

Ve yine de, belki de bunu bugün böyle tanımlayabiliyorum. O günlerdeki Eda muhtemelen yaşamın içinde es alabileceği, zihnini susturduğunda kendi içsel sesini duyabileceği ve yaşamı anlamlandırabileceği araçları arama sevdası ile yola çıktı. Yolculuk ilk yoga ile başladı ve akabinde Art of Living ile devam ederken seninle yolum kesişti. Ardından bu yaşam yolculuğum ne şanslıyım ki birbirinden güzel bilgiyle, teknikle, ruhlarla yollarımı defalarca kesiştirdi. Her birinden kendime dair çok şey öğrendim. Minettarım. Bugün ise Joint Idea’nın kurucu ortağı olarak yoluma devam etmekteyim, hala insanlığımızın bir üst versiyonuna yoğun inancımla değer katmaya niyet etmekteyim.

Ve fakat, benim tabirime gelince… “Hayatın eli yok ki sana tokat atsın, başına olaylar gelir.” İşte o daha çok Joint Idea ile yollarımın kesişmesini anlatan bir tabir oluyor. Yaşamımdaki taşların oynamaya başladığı bir dönemde, ben bu taşları dönüştürmeye direnirken ve belki de ertelerken bir kanser geçirdim. Kanımca o yaşamın tokadıydı bana atılan. Şefkatli bir tokattı ama yine de sarsılmama, kendi yaşamıma ayna tutmama vesile oldu. Ve işte o noktadan sonra yaşamın kısalığına, gelip geçiciliğine uyandım diyebiliriz ve kendi yolumu korkusuzca çizmeye, kendimi gerçekleştirmeye niyet ettim.

Bu gelişim yolculuğunun bir yerinde artık sen topluluklar, platformlar inşa eden tabiri caizse bir sosyal mimar (topluluk mimarı) oldun. Yanılıyorsam düzelt lütfen, sanki daha kişisel bir yolculuktayken, daha aktif olup daha dışa açıldığın bir dönem başladı hayatında. Biraz bunlardan bahseder misin, neydi seni buna iten? 

Evet haklısın, Joint Idea’dan önce kendi gelişimimin kabında yaşamımı sürdürmekteydim ve kanserden sonra ise içimde sözlenmek istenenlerin önündeki duvar ile yüzleştim. Kabul ettim kendime dair önyargılarımı. İçimdeki korkuya rağmen sözlendirmeye başladım içimde doğan sözleri.

Sözler ile dünyayı değiştirebileceğimize inanıyorum ben. Kelimelerin şifa gücüne inanıyorum. Ver her şeyden öte, iş yaşamının içine sevgi lisanın girmesi gerektiğine inanıyorum gönülden. Samimi, içten, dürüst, maskesiz, yalın, net, sorgusuz ilişkilerin geleceğimizi şekillendirmesini ümit ediyorum. İnsanlığımızın derin potansiyeline inanıyor ve dünyamızda Utopia’nın (Cambridge Sözlüğü Ütopya’yı “insanların ahenk içinde çalıştığı ve mutlu olduğu mükemmel bir topluluk (fikri)” olarak tanımlıyor.) yeşerdiği günleri ümit ediyorum. İşte bu yüzden her gün, yeniden yenide kendime niyet edişim. Bu yüzden her gün Joint Idea’da Love Mafia ile dünyaya değer katma çabam.

Joint Idea öncesinde bana dikte edilen bir yaşamı yaşıyordum. Kurumsal yaşamın prestijli olduğu bir dünyada “Ben farklı değerler katmak istiyorum. İnsanların içinde yaşama dair bir umut, bir heyecan uyanmasına vesile olmak istiyorum” demek pek de kabul gören ve desteklenen bir patika değildi. 2001 yılındaki ilk inziva tecrübemden sonra içimde uyanan dokunma, dönüştürme ve ilham verme arzuma rağmen geleneksel iş yaşamındaki varlığıma devam ettim. Ama bir gün geldi ve ben kendime nasıl yaşamak istediğimi sordum.

Yukarıda da bahsettiğim üzere kanser hastalığımdı beni bu yola çeken. İnsan sağlığını böylesine ciddi şekilde tehdit eden bir hastalıkla yüz yüze geldiğinde pamuk ipliğinde bir yaşam yaşadığı gerçekliğine uyanıyor. Bugün varız, ama bir adım sonramızı hiçbirimiz bilmiyoruz. Çok sevdiğim bir laf var: “İçinde müziğinle ölme.” Hepimizin içinde hayata gelmek üzere bekleyen kendimize has bir müziğimiz olduğuna inanıyorum. Yaşama veda etmeden bu müziği keşfetmenin ve icra etmenin bireysel yolculuğumuzun sebebi diye hissediyorum. Kendime dair, yıllara sair, bildiğim bir şey var ki, o da insanları bir araya getirme ve bir arada tutma içsel yetisine sahip olduğum. Belki de senin ifade ettiğin topluluk mimarı olmak benim sanatım, içimde yaşam bulmayı bekleyen müziğimdi. Ama tabi o zamanlar böylesine bir iş tanımı hayal bile edilemezdi. Ve kader bu ya, işte tam da bu bilinmezin, bu arayışın ve arzunun tam içindeyken ortağım Markus Lehto ile yollarımız seneler sonra tekrar kesişti ve bugün sevgiyle ve inançla, topluma değer katmak niyetiyle çıktığımız yolculuğa devam etmekteyiz.

Benim bildiğim kurucusu olduğun üç değerli platform (veya sosyal kabile) var, Joint Idea, Life Works Labs ve benim de üyesi olduğum Love Mafia. Üç tane olması bende kafa karışıklığı yaratıyor. Kimler hangisine katılıp nasıl katkıda bulunabilir? Her birinin fonksiyonu ve eğer varsa biribiri ile ilişkisi ne? 

Canım Şeyda’cım öylesine kıymetli bir soru ki bu… Biliyorum her birinin İngilizce olması da aynı zamanda kafaları karıştırıyor. Ama biz, Joint Idea olarak, çizilmiş sınırların ötesine, dünyanın global vatandaşlarına hitap eden bir platform olmak niyetiyle yola çıktık. Kendimizi bir toprağın vatandaşları olmaktan öte, bu kıymetli gezegenimizin bir vatandaşı olarak görmemizden, geleceğin birlik bilinci ile tasarlanması gerektiğine inancımızdan kaynaklanıyor. Bu yüzden girişimlerimize ve yaratımlarımıza verdiğimiz isimler de hepimizin ortak lisanı olan İngilizce olarak doğdu. Aynı zamanda bazı deyimleri Türkçe’de ifade etmek oldukça zor oluyor. Ne yazık ki, kültürümüzde bazı kelimelerin içi eski algı ile dolu ve tepki çekebiliyor. Mesela kabile kelimesini algı şeklimiz eski bilgiler doğrultusunda şekillendiği için “sosyal kabile” tabiri daha anlamlı gözüküyor. En heyeaclı kısmı ise bu tanımların içini boşaltıp bugün, yeni bilinç ile, yeniden tanımlamak.

Joint Idea ana çatı diyebiliriz. Türkçeye çevirdiğimizde Ortak Fikir anlamına geliyor. Joint Idea’nun kuruluş sebebi bir sinerji platformu olmak. Doğru insanların, insan algortiması ile, bir araya geldiği ve insanlığımıza fayda sağlayacak projeleri bir arada yaşama geçirdiği bir platform olmak. Bir artı bir iki etmesin, bireylerin toplamından çok daha ötesinde fayda sağlayacak dalgalar, ürünler, hizmetler yaratsın ümidiyle yaşama geldi. Şu anda Joint Idea çatısında dünyada başka bir gerçekliğin mümkünatını araştıran sosyal kabileler ile iş birliği yapmaktayız. Bunların hepsine Joint Idea web sitemizde Love Mafia’nın altından ulaşabilirsiniz. Hepsi kıymetli organizasyonlar ve çok değerli birlikteliklere imza atıyorlar. Bizler de bu kurumlarla olan iş birliklerimizle gurur duyuyoruz. Buradaki iş birliklerimiz sayesinde gelişiyoruz, söylemimizi derinleştiriyoruz ve her şeyden öte yol arkadaşları ediniyoruz.

Life Works Labs ise bizim gelişim laboratuvarı olarak nitelendirdiğimiz programlarımız. Hem kurumlara hem de bireylere yönelik, Love Mafia ile birlikte geliştirmekte olduğumuz içeriklere yer veriyoruz. Eğitim tanımının dönüştüğü günümüzde, gelecekte var olabilmek istiyorsak, kendi gelişimimizi de daimi kılmamız gerekliliğine inancımızla laboratuvar programı olarak nitelendirmeyi tercih ediyoruz. Artık ölçülebilir verilerin ötesinde, daimi gelişim zihniyetinin uyandırılması gerekiyor. Life Works Labs nefesten blockchain’e, geniş bir yelpazeden seslendiğimiz, okullarda öğretilmeyen ve yeni dünyada ihtiyacımız olan donatıları hem kurumlara hem de bireylere ulaştırdığımız gelişim platformumuz. Eğer kurumunuzda gerçekleştirebileceğimiz eğitimlere dair bilgi edinmek istiyorsanız bizlerle info@jointidea.com adresinden iletişime geçmenizi rica ediyorum. Jenerik yaklaşımların ötesinde anda anında günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde eğitim yolcuklarının kürasyonunu yapmaktayız. O yüzden sizleri tanımak ve ihtiyaçlarınızı dinlemek isteriz. Ve Love Mafia, göz bebeğimiz. Tercih edip birbirimize çekildiğimiz ailemiz. Sözlerinde ve özlerinde birlik bilincinde olan, yaşamda icra ettikleri her şeyi bütüne (dünyamız ve içinde, üstünde, etrafında var olan tüm eko sisteme) değer katmak üzere yaşama geçiren kıymetli dostlarımızdan oluşan çekirdek sosyal kabilemiz. Joint Idea’daki iş birliklerimizde, Life Works Labs’deki içeriklerimizin yaratımında ve sözlenmesinde birlikte var olduğumuz dostlarımız, yol arkadaşlarımız. Love Mafia, Joint Idea’nın çekirdeği ve kaynağı. “We are more together than alone” (Birlikte daha fazlayız) diye bir laf var çok beğendiğim. Bizler beraber olduğumuzda güçlenen sosyal varlıklarız, birlikteyken yaratım ve etki gücümüz katlanıyor. İşte bizde, Love Mafia ile, olabileceğimizin ötesinde var olabiliyoruz, üretebiliyoruz, hayal edebiliyoruz. Bu çekirdek kabilemiz insan algortiması ile yaşama geliyor. Kendine niyet etmiş insanlar birbirine çekiliyor diyebiliriz. Bir de pandemi döneminde online olarak yarattığımız Love Mafia platformumuz var. Oradaki niyetimiz ise, sosyal medyanın kirliliğinden arınmış, üst bilince çağrı yapan içerikleri, etkinlikleri, yazıları paylaşmak. Birlikte inançta kalıp, insanlığımız için bir üst bilinç ile geleceğin yaratımına inanan online bir sosyal kabile olmak.  Birbirimizden ilham almak ve gelişmek. Dileyen herkesi online platformumuza davet etmek istiyorum. Düzenli olarak bir araya geldiğimiz online birliktelikler, eğitimler, oturumlar ve sohbetler düzenlemekteyiz. Sizleri aramızda görmek ve yaşamı birlikte anlamlandırmak bizlere keyif verecektir.

Kendini olmak istediğin kişilerle çevrelersen sen de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyorsun.

Takip ettiğim bir usta şöyle demişti:  “Birliği (oneness) deneyimleyecek sosyal kabileleriniz olmadığı için, hayat arkadaşınız olan “O kişi” (the One) çok daha önemli bir hale geliyor, Hollywood filmlerinde gördüğümüz türden aşırı anlam yükleniyor, o kişiyi bulamayan ise hayli eksik, garip, yalnız hissediyor.” Ne düşünürsün? Sosyal kabilenin önemi sence ne?

Çok da güzel söylemiş Şeyda’cığım. Bence de sosyal kabilelerimizin özenli seçimi bizleri dünyaya olmak üzere geldiğimiz insanı gerçekleştirme imkanı sağlıyor. Burada özen kelimesinin altını çizmek isterim. Yaşamımızda her gün, en yoğun olarak gördüğümüz ve iletişimde olduğumuz kişiler zaman içinde bizleri tanımlamaya başlıyor. Bizler, istesek de istemesek de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyoruz. İşte özen kelimesi burada devreye giriyor. Eninde sonunda sosyal kabilemiz diye nitelendirdiğimiz insanlar olmaya başlayacaksak eğer, o zaman sanırım benzeyeceğimiz bu kişileri daha özenle seçmemiz bizler için en hayırlısı olacaktır.

Kim olmak istiyorsun? Nasıl bir erdemle yaşama hitap etmek ve karşılık vermek istiyorsun? Kendini olmak istediğin kişilerle çevrelersen sen de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyorsun. Değerlerinde örtüştüğün bir sosyal kabilen olduğunda ise yaşamın iniş ve çıkışları, zıtlıkları sana eskiden olduğu kadar derin dokunmamaya başlıyor. Yaşamda hepimiz zorluklar karşısında sarsılırız ve bazen de düşeriz. İnsanlığımızın evrimsel yolculuğunun bir parçası dualite. İşte öylesine özenle seçtiğin bir sosyal kabile ile sarmalandığında, düştüğünde pamukların üzerine düşüyorsun ve şefkatle anlamlandırıp, büyüyerek geçiyorsun o sınırlarını zorlayan tecrübenin içinden. Yaşamı suçlamadan, geleni erdemle gelişimin için anlamlandırarak, teşekkür ederek, büyüyerek geçmen mümkün oluyor o zorluğun içinden. Benim gelişim yolculuğumdaki sosyal kabilem Love Mafia’m. Sadece Türkiye değil dünya çapında küresel birliğe ve insanlığa inanan, bu uğurda emek veren kıymetli dostlarım. Şu anda dünyada eminim hepimiz kendi değerlerimizle örtüşecek ve ortak bir amaç doğrultusunda birlikte hizmet sunabileceğimiz sosyal kabileler bulabiliriz. Gönülden dilerim böylesine kıymetli birlikteliklere, eğer henüz değilseniz, dahil olmanızı.

Yaptığımız işlerimizin insanlığımıza ve dünyamızın devamlılığına hizmet edecek şekilde tasarlanmasına özen gösterelim.

“İyiliği ilet” (pay it forward) diyebileceğimiz bu ifadeyi pek sık kullanırsın. İyiliğin gücüne ve bunu yaymaya ben de inanırım. Biri gelse, “yahu ben faturamı dahi ödeyemiyorum, hangi iyilik, ne iletmesi” dese (ki ben arasıra maruz kalıyorum); ne söylersin?   

İyiliği iletmek çok kıymetli bir kavram benim için, haklısın. Gönülden dilerim ki izlememiş olanlar Kevin Spacey’nin “Pay it Forward” isimli filmini izlesinler. İyiliği iletmek nedense hep maddi anlamda anlaşılıyor. Halbuki, öylesine çekirdek bir yerden başlıyor ki; bir halden bahsediyoruz.

Bizlere bahşedilen bu kıymetli hayatı onurlandırmak. Bir başkasının gözlerine bakarken onu gerçekten görmek ve kabul etmek. Sokakta yürürken tanımadığımız birine gülümsemek. Zorda olduğunu hissettiğimiz birini dinlemek. Ya da ihtiyaç halinde birine kucak açmak. Hepimiz iyiliği, niyet edersek, kendi küçük yaşamımızda ufak nazik dokunuşlarla defalarca iletebilme şansına sahibiz. Ha, maddi imkanımız el verirse, maddi olarak yardım etmek insani görevimiz. Ama ben en ufak adımların, niyetlerin, kabulün iyiliği iletmenin bir yolu olduğunu düşünüyorum. O yüzden küçük çemberimizde ağzımızdan çıkan sözlerin yargısız ve şefkatli bir yerden çıkmasına özen gösterelim. Yaptığımız işlerimizin insanlığımıza ve dünyamızın devamlılığına hizmet edecek şekilde tasarlanmasına özen gösterelim. Ve kendi rahatlık alanımızın dışına cesaretle adım atarak iyiliği iletelim yaşamın her anında.

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Programı’nda da sözlendiği gibi; kimseyi arkada bırakmayacağımız (leave noone behind) sistemler üretelim. İnsanoğlu olarak bu kıymetli gezegende bolluk ve bereket içinde, ahenkle üretebileceğimiz ve değer katabileceğimiz sistemler geliştirelim. İşte 2020 yılında gerçekleştirmiş olduğumuz Uni.verse festivali ve Global Reset Summit bu iyiliği iletmek üzere tasarlanmış etkinlikler. 5-6 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştireceğimiz Global Reset Summit, bizler dünya çapında ilham veren konuşmacıların içerikleri ile yaşamımızı zenginleştirirken, ihtiyacı olanlara da buradan elde gelir vasıtasıyla kaynak yaratmak üzere yaşama geçirildi. Türkiye’de elde ettiğimiz gelirler Türkiye’nin dört köşesinde gıda bankacılığı ile ürünleri ihtiyaç sahiplerine ulaştıran Temel İhtiyaç Derneği’ne (TIDER) bağışlanmakta. Diyorum ya küçük adımlar. Bizler kendi ilgi alanımız olan gelişim yolculukları tasarımı ile toplumumuzda ihtiyacı olanlara iyiliği iletiyoruz. Hepimizin böylesine kıymet katabileceği bir yetisi ve ilgi alanı vardır sanırım.

Üstel insan, insanlık oyununun ötesine, kendi gerçekliğine ve kendi yetilerini uyandırmaya 100%’ü ile adanmış olmak demek.

“Üstel insan” kavramını ilk senden duymuştum. Sıkça kullandığın bu tabir bende biraz teknolojik bir algı yaratmıştı ne yalan söyleyeyim. Sanki sürüm güncelliyor ve insanlık 1.0’den insanlık 2.0’ye geçiyor gibi. Üstel insan kimdir ve nasıl yaşar? Yaşadığımız dönemin, pandeminin üstel insanlığa sivrilmemizde sence rolü ne?  

Haklısın, teknoloji konusunda çok kapsamlı bilgisi olmayan bana da ilk başlarda çok robotik geliyordu bu terim. Yine kelimelere yüklediğimiz algıdan sanırım, üstel teknoloji çağında bu terimden bahsedince o da çok teknolojik geliyor kulağa. Aslında birbirleri ile derin bir bağlantıları var. Şu anda içinden geçmekte olduğumuz dönem olan üstel teknoloji çağında en kıymetli hazinemiz olan cep telefonumuz bile bizlere haber vermeden haftada en az bir kez kendini günceller halde. Ama ne yazık ki, bu gezegende yaşayan en gelişmiş teknoloji olan biz insanlar, kendimizi, kalıplarımızı, yargılarımızı ve becerilerimizi aynı hızda güncellemiyoruz. Bu daha çok bizlere dikte edilen yaşamı yaşama telaşımızdan kaynaklanıyor sanırım.

Bugün ise bizlere eskiden hizmet eden modellerin, sistemlerin, düşüncelerin ve tanımların artık geçerliliğini yitirdiğini kolektif olarak tecrübe etmekteyiz. Üstel insanlık tanımı işte bu noktada hayata geliyor. Böyle geldi ama böyle gitmemeli. Bana göre, insan olarak bu dünyaya gelmiş olmamız bir tesadüf değil.  Üstel insan, insanlık oyununun ötesine, kendi gerçekliğine ve kendi yetilerini uyandırmaya 100%’ü ile adanmış olmak demek. Defalarca yeniden öğrenmeye, öğretilenleri unutup bir çocuğun merakı ve saf niyeti ile kendimizi defalarca keşfe çıkmaya niyet etmiş olmak demek.

“Reincarnation without dying” diye bir tanım var; ölmeden yaşam içinde ölmek. Üstel insan kendi andaki gerçekliğinin içinde defalarca ölüp küllerinden daha otantik bir şekilde doğmak demek. Ve pandeminin üstel insanlık kavramının zaruriyetini kolektif olarak idrak etmemize vesile olduğu hissediyorum. Hepimiz, evlerimizin güvenli ortamında, neyi niye yaptığımızı tekrar sorgular hale geldik. Sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz işleyiş şekillerinin dönüştüğü bir dönemdeyiz ve birtakım kavramlar da aynı hızda şekil değiştirmekte. Başlangıç zihniyeti ile her şeyi tekrar gözden geçirebilmek için ise önce kendi işleyiş sistemlerimizi güncellememiz gerekiyor. Bu pandemi sayesinde bir çoğumuz hayatlarımıza ve kararlarımızı tekrar bakıyor, insanlığımızı yeniden tasarlıyoruz.

Biz Üstel İnsanlık (#exponential humanity) kavramını üç kolda tanımlıyoruz: Bilinç (Conciousness), Bağlantı (Connectivity) ve Yaratıcılık (Creativity). Bize göre, bu üç içsel yeti insanları diğer varlıklardan ayıran en temel özellikler. Kendimize ettiğimiz niyeti güncel egzersizlerle düzenli olarak beslediğimizde (#practice becoming) insan algortimamız (#human algortihm) ile doğru insanlara doğru çekilmeye başlıyoruz ve kendi sosyal kabilelerimizi buluyoruz. İşte o noktada yaşamın tesadüflerini işlemeye başlıyoruz (#cultivate serendipity), gönülden bağlandığımız iş birliklerine dahil olabiliyoruz.

Bizlere üç tane topluluk hediye ettin. Bunların sana hediyesi, katkısı ne oldu? Bütün bunları gerek kurgularken gerek yaşama geçirirken; kendine veya hayata dair edindiğin önemli farkındalıklar neler oldu?

Bu 3 topluluğu ortağım Markus Lehto ile birlikte derin bir inançla yaşama geçirdik. Onun vizyonu benim inancımın eseri diyebiliriz bunlara. Kendisi ile çıktığım bu yolculukta sesimi, niyetimi, katabileceğim değerleri, beraber büyüyebileceğim sosyal kabileleri bulma imkanı edindim. Çok bencil sebeplerle başladım bu yolculuğa aslında. Başka bir gerçekliğin mümkünatına inancı Markus ile yakaladım. Ümidim bu inançta birleştiğim insanlarla çevrelenmek ve inancımı pekiştirmekti. John Lennon’ın kıymetli bir lafı var. “Tek başına gördüğün rüya rüya olarak kalacaktır. Birlikte hayal ettiklerin ise gerçek olacaktır.” Birlikte hayal etmenin kıymetine inançla iş yapma tanımını dönüştürmekteyiz bugün. Sevgi lisanını iş yaşamına sokma misyonu edindik biz bu yolculukla. Daha içten, otantik, samimi, kırılgan ve şeffaf bağlar yaratmanın kıymetine inancımızla bütün iletişim sistemlerimizi güncelledik.

Kendime uyanıyorum her gün diyebiliriz. Kalpten kalbe iş birlikleri ile her gün büyüyorum, gelişiyorum, öğreniyorum. Cesaretle kendimi ifade edebileceğimi ve kendi şarkımı söyleyebileceğimi keşfediyorum.  Ve her şeyden öte, bunu topluluklar önünde yapabilecek cesareti buluyorum kendimde. Açıkçası, bundan 4 sene önce, bunların hiçbirini yapabileceğimi hayal bile edemezdim. Senin anlayacağın, insanların önünde varlığıma tanıklık ediyorum. Aynı zamanda, o kendime çok uzak bulduğum teknolojik yenilikler de heyecanlandırmaya başladı beni. Threefold gibi teknolojik firmalar ile insanlığımız için tanımlayabileceğimiz yeni değer kavramının arayışında olmak, yeni işleyiş sistemlerini hayal etmek ümit veriyor bana.

Hayatı ve hayattaki varlığını sorgulamayı seven bir insan olarak; kendine bu röportajda hangi sorunun sorulmasını isterdin? Ve cevabın ne olurdu? 

“Eda sen en çok hangi konularda zorlanıyorsun?” sorusu doğdu içimde. Hep güçlü olduğumuz taraflarımızı aktarma eğilimi gösteriyoruz ve fakat bence kırılganlıklarımız ve onlara karşı tepkilerimiz de çok kıymetli. Güç teriminin anlamını da dönüştürmeliyiz belki. Belki de güçlü tanımı kırılganlığını kucaklamak demek yeni dünyada. Kendini olduğun gibi, maskelerin ötesinde tüm çıplaklığın ve gerçekliğinle ortaya koymak.

Ve ben aslında en çok bu güç kavramında zorlanıyorum. İçine doğduğumuz kapitalist sistemde ölçümün para ile yapıldığı gerçeklikte, para ile ölçülemeyen değerlerin de değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Başarılı olma teriminin kazandığımız para ile ölçüldüğü günümüzde, olmayı tercih ettiğimiz üst versiyonumuz ile yaşama kattığımız değerlerin ölçülemiyor olması beni en çok zorlayan konu. Bu hem kendi yaşamım için hem de Love Mafia olmaya niyet etmiş olanlar için dönüştürmek istediğim bir kavram. Yeni bir değer ölçüm mekanizması ihtiyacı içindeyim anlayacağın. Hatta ülkelerin bile değerlendirilirken yeni kavramlarla ve yeni anlayışlarla ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum.

En son olarak, bir yerlerde okumuştum. Dünyada mülteci sayısı, 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyesindeymiş (70 milyonu aşmış). Ve bu gidişe dur denmez ise bırak savaşları kuraklık, küresel ısınma, yanlış tarım politikaları ile bu sayının katlanarak artacağı söyleniyor. Ademoğlu kolay ders almıyor gibi. Biliyorum, sen benim gibi insanlığa olan inancınla iflah olmaz bir iyimsersin. Bütün bu gelişmeler ışığında sence neler mümkün?

Şeydacım bugünün gerçeklerinde bu soruya cevap verecek olan ben değilim, kolektif olarak hepimiziz. Hepimiz teknoloji sayesinde bir dünya olarak birbirimiz ile bağ halindeyiz, bir dünyanın vatandaşları olarak bu dünyadaki işleyiş şeklimizi yeniden tasarlama gücüne sahibiz. Bunu yapabilmenin tek yolu ise sanırım BİR olduğumuza uyanmak, aradaki sınırların, ırkların ve dinlerin eridiği bir dünyaya hizmet edecek yepyeni sistemler tasarlamanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Mucizeler mümkün demek istiyorum ve ben Utopya’ya inanan insanlarla bu yolda emek vermeye devam ediyorum.

Sohbet için kucak dolusu teşekkürler…

Ben çok teşekkür ederim… herkese sevdikleri ile sağlıklı, huzurlu, sevgi dolu bir dönem diliyorum.

Röportaj: Şeyda Bodur


yeniden yenide

Yaşamın dönüştüğü günlerden birinden tekrar merhaba, 

Biz bu yaz, yaşamı daha üst bilinçten gözlemleyebilmek ve yolculuğumuzu yeniden tanımlayabilmek adına kendimize alan açtık ve şehrin keşmekeşinden uzaklarda doğayı kendimize mesken edindik. Son 1,5 aydır sosyal kabilemiz olarak nitelendirdiğimiz dostlarımız ve yol arkadaşlarımızın eşliğinde gezegenimizin en keyifli topraklarından biri olan Ege’de güne uyanmaktayız. Doğanın şefkatli ritmine kendimizi bıraktık, içimizde uyananları izliyor, dinliyoruz. Bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi besliyor ve dönüşümlerine tanıklık ediyoruz. Her gün büyüyor, kendimizi ve yolculuğumuzu yeniden yenide tanımlıyoruz.

Astrologlar içinden geçtiğimiz bu dönemi bir fırtına olarak nitelendiriyor. Etrafımızdaki her şey hızla dönüşüyor, değişiyor. Bizlere düşen en büyük görevin ise fırtınanın merkezinde köklenerek ve dengemizi koruyarak yaşamımızda her şeyin dönüşmesini izlemek olduğunu dile getiriyorlar. Belki de bu kıymetli topraklarda bizim de yapmaya özen gösterdiğimiz bu; fırtınanın ortasında dengeli bir şekilde gözlemcide kalmak. Kolay olmuyor tabi. Bizlerin de yaşamı kolektif değişimden payını alıyor, hızlıca dönüşüyor. Bizlere hizmet etmeyen hikayeler yaşamımızdan adım adım çıkmaya başlıyor ve biz de şefkatle yolcu ediyoruz her birini. 

Joint Idea bundan 6 sene önce Arnavutköy’deki ofisi ile ortak fikirlerden doğabilecek sinerjilerin buluşma noktası olarak yaşam buldu. Arnavutköy’deki mekanımız, kendi iş yaşam dengemizde dönüştürmek istediklerimizi deneyimleme laboratuvarımız oldu. Love Mafia’nın birbirine çekildiği, Life Works Labs’in tanımının, hikayesinin yaşam bulduğu mekan oldu. Jam sessionlar ve pot luck yemeklerle bir topluluk olarak yaşamı kutladığımız yuvamız oldu. 

Her sohbet kalpten geçti, her kelime özenle seçildiHer toplantı yol arkadaşlığına, dostluğa dönüştü.

2020 Ocak ayında, insanların genelde yaşamlarını gözden geçirdiği bu dönemde, ortak çalışma mekanı olarak tanımladığımız bu fonksiyonun, artık bizlere daha fazla hizmet etmediğinin farkındalığı ile Arnavutköy mekanımızı kapatma kararını aldık. 2020 Mart ayında veda ettiğimiz bu mekanımız, bizlere ev sahipliği yaptığı süreç boyunca,  kendimizi tanımamıza ve yolculuğumuzun o günkü gidişatını tanımlamamıza kucak açtı. Hayatımızdan çıkışı bile bir öğreti oldu bizler için. Ruhumuzun dilediği iş birliklerini tanımlı bir alanın ötesinde, ülkemizin sınırlarının ötesinde gerçekleştirebileceğimiz farkındalığı ile geleneksel ofis kavramına veda etmemize vesile oldu. Bizler nerede olursak ofisimizin orası olduğu gerçeği ile egomuzun arzu ettiği, öğretilen mekansal ofis kavramını dönüştürmeyi kabul ettik bu veda sayesinde. 

Arnavutköy mekanımızın akabinde 5 sene önce Joint Idea Kanyon yaşam bulmuştu. Kurumlara yenilikçi tasarımı ile yeni dünyaya dair yaklaşımlarını tanımlamaları için alan tutan Kanyon Joint Idea, aynı zamanda Love Mafia’nın sözlendiği yuvamız oldu. Ruhlarında insanlığımız için başka bir gerçekliğin mümkün olduğuna inanan birbirinden kıymetli kalbin aktarmak istediklerine alan tuttu. Daimi gelişim platformumuz Life Works Labs’in yaşam bulduğu ve topluma değer kattığı bu mekanımızı kapatma kararını da bugünlerde vermekteyiz. 

Değişime inancımızla fırtınanın tam ortasından sesleniyorum bugün siz sevgili yol arkadaşlarımıza.

Değişim kaçınılmaz. Bizlere hizmet etmeyen, yük olan, enerjimizin doğru kanallara akmasına mani olanlardan arınma zamanı şimdi. Her şey hayırlısı ile olur. Gelen de giden de kabulümüzdür. Yaşama inancın zaruri olduğu bu günlerde bizler de aynı inançtan huzurla yolculuğumuzu dönüştürmekteyiz. Bugün, anda anında, (2021’de ne yolculuklara yelken açacağımızın sözünü şimdiden verememekle beraber, yaşamın sunacaklarına dair oldukça heyecanlı olduğumuzu da belirtmek isterim. Ve bugün, ruhumuzda tasarımında olduğumuz yolculukların bizleri heyecanlandırdığını fısıldayabilirim sizlere ancak) mekansal yolculuklarımızdan arınma kararımızı hayata geçiriyoruz.

Love Mafia olarak Covid-19 dönemi boyunca online olarak gerçekleştirmekte olduğumuz alan tutma çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Uni.verse ile başlayan online festivallerimizin devamını planlamaktayız.  Dünya çapındaki iş birliklerimize büyük bir inançla değer katmaya ve insanlığımızın bir sonraki aşamasının tasarımında yer almaya keyifle devam etmekteyiz. Hiç üzülmeyin, sosyal kabilemiz olan sizlerle fiziksel olarak bir araya geleceğimiz tecrübeleri hayal etmeye ve tasarlamaya da niyetliyiz. 

Arnavutköy ve Kanyon’daki mekansal yolculuklarımızın bugün gururla taşıdığımız “Utopian” titrini yaşama geçirmemize vesile olduğu için minnettarız.  İnsanlığımızın bir sonraki tasarımına kendi üstel insanlığına niyet etmiş, gözlemci konumunda olmaya özen gösteren insanlar olarak giriyoruz. Yaşamın sunmakta olduklarını iyi ya da kötü olarak nitelendirmeden “hadi bakalım” edasıyla merakla yaklaşıyoruz. Biliyorum bazılarınız bu mekanların kapatılmasına bizler kadar üzülecek, içleri burkulacak. Hadi gelin bana her zaman ilham veren bir Budist hikayeyi beraber okuyalım, bence hepimizin bu süreci anlamlandırmasında yardımcı olacak;

Bir zamanlar, vaktinin çoğunu tarlasıyla ilgilenerek geçiren yaşlı bir çiftçi varmış. Bir gün, bu çiftçinin atı kaçmış. Durumuna üzülen komşuları, çiftçiyi teselli etmeye gelmişler. “Ne kötü şans” demiş bir komşusu.
Belki” diye cevap vermiş yaşlı çiftçi.

Ertesi sabah çiftçinin atı, peşine taktığı üç vahşi at ile geri dönmüş. Bu durumu hayretle karşılayan komşular “Ne kadar da harika!” demiş.
Belki” diye yanıtlamış yaşlı adam.

Bir sonraki gün, çiftçinin oğlu yabani atlardan birine binmeye çalışırken düşmüş ve ayağını kırmış. Komşular, bu talihsizliğe ne kadar üzüldüklerini dile getirmek için yaşlı adamın evine gelmişler.
Belki” demiş çiftçi.

Ertesi gün, köyün erkeklerini orduya almak üzere askerler gelmiş. Çiftçinin oğlunu ise ayağı kırık olduğu gerekçesiyle es geçmişler. Komşular her şeyin nasıl da güzel bir sonuca bağlandığını söylerken,
Belki” demiş yaşlı çiftçi.

Yaşamda hiçbir şey iyi ya da kötü değil. Başımıza gelenlere gözlemci konumundan bakmaya niyet eder, gelenin hayırlısı ile geldiğine dair inançta kalırsak yeniye alan açma olasılığımız da o kadar fazla oluyor. Tutunma zamanı değil bugün. Bırakma ve dönüşüme izin verme zamanı. Önce kendimizden başlayacak bu yolculuğun dünyamızda da hayat bulmasına izin verme zamanı.

Artık bildiğimize ihtiyacımız yok. Artık bilmediğimizi öğrenmeye, araştırmaya ve günlük yaşamımızda uygulamaya ihtiyacımız var. Mor Alev

Kendi kalıplarımız ve yargılarımız ile başlayacak bu dönüşümün dünyada yaşam bulabilmesi için bildiğimiz ve kabul ettiğimiz sistemlerin ötesini hayal etmeye ve sonra da yaşama geçirmeye ihtiyacımız var. Ve gün, bugün. Bugün teknoloji sayesinde hepimiz küresel olarak iletişim içerisindeyiz. Bir tane güzel adımın, bütüne faydalı bir niyetin yaşam bulması ve doğru sosyal kabileler tarafından duyulabilmesi için inanılmaz bir ağa sahibiz. İmkansızı gerçekleştirmenin günü bugün. Ve bunun için, bizlere hizmet etmeyen inançları, sistemleri, uygulamaları, işleyişleri, yaşamları bırakma ve hatta unutma zamanı ki, insanlığımız için yepyeni bir gerçekliği bir’likte tasarlayabilelim, yaratabilelim. 

Evet… Şimdi bırakma ve sizlerin huzurunda birçoğumuza ortak akılda birleştiğimiz bir kabile ile bir araya gelme imkanı sağlamış olan Kanyon Joint Idea’ya veda etme zamanı. 

Online alan çalışmalarımızda ve Love Mafia online platformumuzda görüşmek, birlikte gelişmek ve yaratmak dileklerimle. 

Sağlıcakla sevgide kalın. 


Neowise

Scroll down for English version

Son bir aydır doğanın iyileştirici enerjisini her an damarlarımda hissettiğim vahamdan sesleniyorum bugün size.

Her gün sabah erkenden cırcır böceklerinin ve doğanın uyanışının sesleri ile kalkıp köpeğimi bostanların arasında yürüyüşe çıkartıyorum. Onu izledikçe içimde yepyeni bir zeka uyanıyor. Köpeklerin bebeklerle olan benzerliği, her gördüğü yeni şeye dair duydukları heyecan ve yaşama dair içlerinde uyanan merak bana ilham veriyor. Ardından sabahın erken saatlerinde göl gibi berrak denizimize atlıyorum. Birbirine fısıltıyla “gün-aydın” diyen, çocukluğuma tanıklık etmiş büyüklerimi izliyorum. Sabah ritüellerine olan sadakatleri ile şifa niyetine denize girişlerine, şehrin keşmekeşinden uzak huzur içinde var oluşlarına tanıklık ediyorum. Tavukların altından taptaze soframıza gelmiş yumurtalarımızın, bostanlardan toplanmış domateslerimizin keyfi ile güne başlıyorum. Bu topraklarda bedenime gösterdiğim saygı beni çok mutlu ediyor. Yaşamının en güzel versiyonunu yaşadığını hissediyorum. Bugün, anda anında.  

Günler sakin bir rutin içinde akıyor. Şehirdeki yaşamdan farklı olarak burada program yok, yetişmen gereken hiçbir şey yok. Uyanıyorsun ve yaşamın akışına bırakıyorsun kendini. Toplantılarımız ve işlerimiz baki olmakla beraber onlara bakış açımız bile dönüşüyor bu sakinlik içerisinde. Teslimiyet hakim yüreğimde. Gidenler hayırlısı ile gidiyor, dönüşen hikayeler yeni yollara vesile oluyor. Bazı yüreklerde uyanan (ki bu yürek kimi zamanda benim yüreğim oluyor) çelişkilerin yüksek bilinçle hızlıca çözülüp dönüşmesine tanıklık ediyorum. Etrafımda yol arkadaşım dediğim sevdiklerimin eşliğinde büyüyorum, anlamlandırıyorum, kabule geçiyorum.

Akşamları ise en sevdiğim ritüel olan yıldızları izlemeye çıkıyoruz. Yerleşimin doğaya saygılı olduğu bu topraklarda, akşam şehir ışıklarının yokluğunda, gökyüzü bizlere kendi yüceliğini sunuyor. Uçan uydular, takım yıldızları, kayan yıldızlar ve şimdi de kuyruklu yıldız Neowise bizlere gökyüzünde eşlik ediyor. Her akşam yapmakta olduğumuz bu ritüel içimde bir farkındalık uyandırıyor adeta. “Beni her akşam görebilseydiniz kabınızı anımsardınız” dercesine fısıldıyor.

Şehirlerde yaşamımızda belki de en eksik olan şey gece yıldızları hissedemiyor ve göremiyor oluşumuz. Yıldızları izledikçe bir küre üstünde yaşayan tek bir insan ırkı olduğumuzu, tüm yaradılış içinde ne kadar küçük olduğumuzu anımsıyorum. Sorun dediklerimiz eriyip yok oluyor. Ben dediğimiz görkemli egomuz kabına geri giriyor. Ülkeler arasına insan eli çizilmiş sınırlar yok oluyor, aynı gök kafesin altında yaşayan dünyalılar olduğumuzu anımsatıyor. Ve belki de diyor yüreğim… belki de hepimiz her akşam gök yüzüne bakabilsek, yıldızların altında bu dünya üstündeki varlığımızı kutlayabilsek, bedenimizin ötesinde açlıkla kükreyerek ilgi isteyen egomuza seslenebilsek…

“Sen bana hizmet etmek üzere varsın, ben sana değil. Ben senden ötesiyim. Ben yaratanın ve evrenin bir parçasıyım.”

Ve yaşamda sözlerimize, kendimize, toplumlarımıza, iş yapış şekillerimize, sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz kalıplarımıza evrensel bir bilgelikle bakabilsek. İşte belki o zaman Ütopya’yı yeniden yenide tanımlama ve yaşama geçirme imkanımız olur gibime geliyor, hep beraber.

Bugün neredesiniz bilemiyorum ama her nerede olursanız olun, eminim azıcık şehir dışına çıkma imkanınız olacaktır. Çıkın o çok değer verdiğimiz sistemlerin dışına ve insanlığımızı anımsak adına gözlerinizi göğe çevirin, onun görkemi altında susturun sorunlarınızı içsel teyit eden sesinizi. Ve bugün yaşamda olmanın keyfi ile, nefes aldıkça dönüştürebileceğimiz insanlığımıza olan Tanrısal inançla gök yüzüne bakın. Ve eğer içinizde uyanırsa bırakın sözlesin o tek kelime … şükür. İşte ancak o noktadan sonra yaşamda dönüşmesini istediklerimizi daha net görebilecek ve onları dönüştürebilecek gücü kendimizde bulabiliriz.

Şükür

English Version

Today, I am reaching out to you from my oasis. From a land where I have been feeling the healing energy of the nature in my veins for the past month. Every day, I wake up early in the morning with the sound of the crickets and nature’s transition to awakening. I take my dog ​​for a walk amongst the fields. As I watch her, a whole new intelligence awakens within me. Her excitement, curiosity and joy resemble those of the babies, our purest form. Then, I jump into our crystal-clear sea. I watch those who have witnessed my childhood whisper good mornings to each other. I observe their loyalty to this morning ritual, soaking in the healing power of the sea and being present within their bodies, far away from the chaos of the city. I start my days with the pleasure of eating freshly laid eggs, tomatoes collected from the farms. The respect I display for my body in this land makes me very happy. I feel that I am experiencing the best version of me now. Today.

Days flow in a calm routine. Unlike the city life, there are no programs here, there is nothing I need to catch up with. I wake up and surrender to the flow of life. Even though our meetings and work remain, our perspective is calmer. The feeling of surrender is dominant in my heart. I let go of those who do not serve and transform our story to the new paths that are being reveled. I witness the agitations that rise within our hearts (sometimes in mine, sometimes in others) are being resolved quickly with higher consciousness. I am growing, evolving, transforming to a new me in company of my tribe, my consciously chosen partners in life.  

The evenings are reserved for my favorite ritual; stargazing. In these lands where settlements are designed respectfully to nature, the sky displays its glory in the absence of the evening city lights. Flying satellites, constellations, shooting stars and now comet Neowise accompany us in the sky. This ritual, which we perform every evening, started to evoke an awareness within me. I feel it whispering gracefully; “If you could see me every night, you would remember your container.”

Perhaps the most incomplete thing in our city lives is that we cannot feel or see the night sky. As I watch the stars, I recall that we are a single human race living on this globe. One again, I realize how tiny we are within all creation. And suddenly, what we call problems starts to melt away. I call back my magnificent ego back into its container. Human-drawn borders between countries disappear, reminding me that we are earthlings living under the same night sky. I start to wonder, maybe if we can all look at the sky every evening and celebrate our presence on this earth maybe we can control our egos roaring beyond our bodies seeking for attention. Then perhaps we can whisper these words

“You are here to serve me, not me to you. I am beyond you. I am a part of the creator and the universe.”  

May be then we can look at our words, ourselves, our societies, our ways of doing business, and the patterns that we accept without question, with a universal wisdom. Maybe then we will have the opportunity to redefine Utopia and put it into practice.

I don’t know where you are today. But wherever you are, I am sure you will have the opportunity to get out of the city for a while. Get out of those systems that we value very much and turn your eyes to the evening sky to remember our humanity. And under its glory, silence that voice within which constantly confirms the self, of your problems and worries. Gaze at the sky with the pleasure of being alive today, with your belief in our humanity and divinity. Trust that you can transform all as long there is breath within you. And if a feeling arises within you, let it out with a “thank you”. Only after that point can we perceive what we want to transform in life and manifest a new reality.

Gratefulness is the key… a simple thank you for all that is.