Los Angeles/San Franscisco

Turkish/Türkçe

If I am going to live abroad someday, from the bottom of my heart I know that California will be my home. I am in awe with the rhythm, nature and the colors of this state. I feel at ease with the serene and laid back lifestyle it offers, as if life has been paused and days are passing by in slow motion. The years I have spent there surely had an impact on this idea. California is the place where I have started to confront myself in search for my own reality, my true self. It is the place where I have started to fall in love with myself, embarked on a journey to accept myself completely. My LA years lit a candle that has been burning within me, guiding my way on this very bumpy, challenging yet amazing road called life.
And if I did decide to go back and live there again, which city would it be? Now that I have grown up and became a different version of myself, which city would I be now?
In my heart, if Los Angeles represents the spring, then San Francisco carries the qualities of fall.
Spring delivers the promises of LA. A dreamy land made up of pastel colors, life filled with enthusiasm, happiness, lightness, renewal, change, flow and serenity. It promises a leisurely pleasant life style, reminding me of the youthfulness and staying young at heart, somehow manifesting as a passionate lover in our lives. My love for spring is like the hunger I feel for LA; uninterrupted and wholeheartedly. It is almost as if I am embracing my true self, feeling the joy of life in my veins.
San Francisco is the slightly melancholic and vicious sister of spring. It hosts transition, with a calm revolt in its nature. It aims to silently prepare us for the coming season. While my heart starts to calm down adapting to the routine of this season, with no specific reason, suddenly sadness captures me. It is not a renouncement, but rather a tranquil transition, just like the changing colors of the nature surrounding me. San Francisco is somehow like a calm, compassionate lover. There is this longing for what if’s and unlived stories in its nature.
My nature is just like Los Angeles, feeling alive is what feeds my soul, maintaining a constant happy state is my ambition. I aim to live the life with love, filled with love, shared in the name of love. But, no matter who I am at the core, one part of me is aching for San Francisco, with nostalgia reconnecting to its routes, grounding somehow.
Opposite values surfaces as my current topic one more time here, somehow supporting each other in spite of all its contradictions, and becomes an inseparable part of my life. When I look around me, I see that in most of the relationships people do wind up with someone who is just the opposite of them. It has been a while that I have been contemplating on this thought; Why do the opposites attract each other? What kind of a relationship would it have been if we were in a relationship that two beings were somehow similar? I am not talking about the perception of life; we do need to gaze at life from the same perspective to move on in life together. But rather it’s our personalities that are somehow contradicting. And finally, I decided that this is human nature, our purpose in this life somehow. In our romantic relationships we tend to choose those who challenge us, push our buttons, and urge us to take those steps into our fears. We tend to choose those who contradict but still complement us somehow. Just like one may love to run, find comfort in the adrenaline that the body pumps during this highly physical workout, the other might be drawn into yoga, feeling bliss in the awareness of their actions. While one may be rational, more grounded in the world we live in, the other might choose to be guided by his/her intuitions and be in an ethereal state. We find balance in life this way, somehow, expand our horizon, and test our limits.
We do preserve these opposite values within our souls also. The contradictions within our soul encourage our growth, providing the courage needed to surpass our fears. Just as I am in love with those opposite yet complementary seasons, I love life as is, completely. There is balance in the creation and we encompass a little bit of everything in life within our nature. It is the harmony of the diversity that makes life exceptional somehow.
And once we know, deeply acknowledge that we are living a life we have chosen to live, life blossoms and from time to time starts presenting our dreams as our own reality. We step into manifesting our own reality and the journey we are on starts finding a new meaning this way! A life worth living for, in spite of and because of those contradictory and yet complementing values in our lives.

Los Angeles/San Francisco

Yaşayacaksam eğer bir gün yurtdışında, evimin California olacağı konusunda hiç şüphem yok. California’nın genel ritmine, doğasına, renklerine, sanki hayat durmuşçasına sakin ve kaygısız yaşamına hayranım oldum olası. O bölgede geçirmiş olduğum senelerin de etkisi var tabi bunda. Kendimle, öz’ümle yüzleşmeye başladığım yer California ne de olsa. Kendime âşık olmaya, benliğimi olduğu gibi kabul etmeye başladığım yolculuğun çıkış noktası Los Angeles. Orada geçen yıllarım önüme çıkan zorluklarla başa çıkabilmem üzere ışık tutmakta yoluma halen daha.
Ve eğer, tekrar California’da yaşamaya karar verirsem hangi şehirde yaşardım acaba? Aradan yıllar geçmiş ve kendimin başka bir versiyonunu hayata geçirmişken, şimdiki ben hangi şehri seçerdi acaba?
Los Angeles ilkbahar ise, San Francisco’da sonbahardır benim için. Ben baharları çok severim, en çok da ilkbaharı… Los Angeles’in vaatlerini müjdeler bana. Pastel tonları, heyecanı, mutluluğu, hafifliği, yenilikleri, değişimi, akışı, heyecanla karışık huzuru, telaşsız ama neşe dolu bir hayatı… Gençliği ve hep genç kalmayı, tutku dolu aşkı anımsatır bana. Ben ilkbaharı Los Angeles’i sevdiğim gibi severim, kesiksiz, kalpten, özüme sımsıkı sarılırcasına, gençliği ve hayatı damarlarımda her daim hissedercesine.
San Francisco ise sonbahardır gönlümde. Mevsimlerin hafif hüzünlü ama bir o kadar hırçın yüzü. Geçişi barındırır içinde, sakin bir başkaldırı vardır. Amacı, kara kışa sakince hazırlamaktır bizi. Ruhumun kıpırtılarını dinginliğe ve rutine çekerken, sebepsiz bir hüzün kaplar içimi. Renkler solmaya başlar ama bir vazgeçme değildir bu, sessizce bir geçiştir. Doğanın renk ve kabuk değiştirmesidir bir nevi. San Francisco melankoliktir, şefkat dolu bir âşıktır. Yaşanmamışlıklara, yaşanamamışlıklara bir özlem vardır ruhunda.
Ben Los Angeles’im özümde, kıpır kıpır ve hayat dolu olmaktır beni besleyen, mutluluğu daim kılmaktır amacım… Hayatı dopdolu ve sevgiyle yaşamak tek umudum. Ama inkâr etsem de bir tarafım San Francisco sevdalısı, hasret ile bağlarını hatırlıyor, topraklanıyor bir nevi.
Karşıt değerler burada da karşıma çıkıyor ve tüm çelişkilerine karşın, birbirlerini beslerken vazgeçilmez oluyorlar benim için. Etrafımdaki ilişkilere bakıyorum da, hep bir şekilde oldukça farklı karakterler birbirlerini buluyorlar. Uzun zamandır bu konuya kafa yormaktayım aslında. Neden karşıt değerler birbirlerini çekiyor? Kendimizinkine benzer karakterde biri ile beraber olsaydık nasıl bir ilişki yaşıyor olurduk acaba? Hayata baktığımız açıdan bahsetmiyorum burada, hayatta beraber yol alabilmek için aynı pencereden bakmamız gerektiği aşikâr. Bahsettiğim daha çok karakterlerin çelişkide olması burada. Etrafımdaki neredeyse her ilişkide öylesine zıt karakterler bir araya gelmiş ki, sonunda bunun insan doğasından kaynaklandığı ve hayata geliş amacımız olduğu konusunda kanaat getirdim. Bir şekilde kişisel gelişimimizde bizi zorlayacak, normalde atmaya korktuğumuz adımları attıracak, kendi kişiliğimizden farklı kişileri hayat eşi olarak çekme eğilimi gösteriyoruz. Nasıl biri koşmayı seviyorsa, vücudunun koşu esnasında salgıladığı adrenalinde huzur buluyorsa, bir diğerinin ruhunu yoga çağırıyor, mutluluğu hareketlerinin farkındalığında bulabiliyor olabiliyor. Biri daha rasyonel yapıya sahip ve dünyevi konulara daha meraklı olurken, öbürü hayatı sezgileri ile yaşamayı ve daha ruhani bir yolda yol almayı seçmiş olabiliyor. Hayatta dengeyi buluyoruz bir şekilde belki de böylece. Ufkumuz genişliyor, kendi sınırlarımızı test ediyoruz bir nevi.
Hepimiz böylesine karşıt değerleri ruhumuzda ve özümüzde de barındırıyoruz aslında. Kendi içimizdeki çelişkiler gelişimimizi destekliyor, korkularımızı aşmamızı sağlıyor bir nevi. Aynı birbirine zıt ama bir o kadar birbirini tamamlayan mevsime olan sevgim gibi, hayatı da olduğu gibi kabul ediyor ve seviyorum. Evren bir şekilde denge üzerine kurulmuş bu hayatta ve bizlerde hayatın değişik katmanlarından birer parça barındırıyoruz içimizde. Bir nevi, farklılıkların uyumlu beraberliği hayatı vazgeçilmez kılan.
Seçmiş olduğumuz hayatları yaşamakta olduğumuz bilincine vardığımızda ise hayat bir çiçek gibi açılmaya başlıyor ve zaman zamanda olsa hayallerinin gerçek olmaya başladığına tanık oluyorsun… Kendi gerçeğini, hayatını kendin yaratmaya başlıyorsun adım adım ve yolculuk yepyeni bir anlam taşımaya başlıyor böylece! Hayatındaki tüm karşıt değerlere rağmen ve belki de biraz onlar sayesinde yaşamaya değer, dopdolu bir hayat!

Team Istrunbul, Bebek, Istanbul Team Istrunbul, Bebek, Istanbul[/captio

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s