Reflection

Scroll down for Turkish version

It is self-reflection time for all of us. It is mandatory sanctuary for us all to discover our depths, face our fears, embrace our hopes, to get lost to find ourselves yet again from an elevated perspective.

It’s time to realize how precious this little life is… To dive into the simplest and yet the most important aspects of being alive as a human on this planet called earth. Our health, our loved ones, our communities, our homes are our priorities. We are in full appreciation of the invisible heroes of our lives like essential workers, social workers, farmers, producers… To all those who are in service to ease our everyday existence on this planet. (Please lets hearth fully intend to be extra respectful to those who are risking their lives every day to make life possible for us today. Let’s intentionally find nurturing, loving words and ways of appreciation to express our gratefulness for their service. And let’s never forget how precious those people are for us all.)

We are grateful for technology for keeping us all connected and providing tools for us to collaborate today, from our homes. It’s our companion, our window to sanity (or insanity, depending on our human algorithm) and our means for expression.

And most of all, for the masters, philosophers, teachers, gurus (however you would like to refer to them) who has chosen the less travelled path to embrace who they are and bring essential tools for us to cope up with this unknown we all are a participant of. Today those tools are life savers for us to make sense and hopefully to come out of this tunnel intact as healthy exponential humans with heart/mind/soul coherence.

Today, we are at a point of introspection. We can either cling to our old perception of living, of creating, of being on this planet and be hopeless of what is yet to come. But let’s face it, we all know that things are going to change. Or we can welcome this change as an opportunity for transformation to become more human, to remember the essentials and to build new on an elevated perception of what could be. Today is the time to see, to feel what is not working, what is not serving for us all to thrive and start building new systems, heartful collaborations to preserve this precious world and elevate our existence on this planet.

And today, I would like to take you on a memory lane. Just over 3 years ago with some of the original founders of our Love Mafia, we made a spontaneous decision to travel as a pack to Barcelona to unveil the first House of Beautiful Business. Our session’s name was “Thrive with your Tribe”. As tribe members, we were 8 individuals from 5 different countries searching for new ways of operating in this world within our fields. We recorded our sessions there, but we have been so busy living out our intentions that we never found the time to share with you. And today, I would like to invite you to watch them to reflect on the old-world order, on working, on our perception of living at that point in time. We have always had belief and hope within us, driving us. And yet, maybe some doubt about when and how we would end up seeing – and being – the change we all want to see in this world. Maybe today, more than ever, we can all benefit from the voices of ourselves back then – to the Markus, Eda, Ecmel, Ayşe, Rachel, Ceren, Semih, Özgür and Leszek of 2017 – who were reflecting on this question. Maybe the time has come for us all to do the same?

When the storm is over – and it will be – may we not forget, and may we continue to do all we can to create a better, sustainable, joyful future for us all to thrive. The beauty we are all searching for outside is inside. Let’s dive in, make peace and take actions on from the muses we find in our introspection.

I respectfully bow down to the divine within each of us.

May you stay in love in good health.


 _____ 

Hepimiz için kendimizi izleme zamanı. Hepimizin derinliklerimizi keşfetme, korkularımızla yüzleşme, umutlarımızı kucaklaşma, kaybolduğumuz yerden kendimize daha üst bir perspektiften bakarak bulma zamanı.

Bu küçük hayatın ne kadar değerli olduğunu anlamanın zamanı… Dünya olarak adlandırılan bu gezegende insan olarak hayatta olmanın en basit ama en önemli yönlerine dalmanın zamanı. Sağlığımız, sevdiklerimiz, topluluklarımız, evlerimiz önceliğimiz oldu yine. Bu gezegendeki günlük yaşamımızı hafifletmek için hizmette olan zorunlu işçiler, emektarlar, çiftçiler, üreticiler gibi hayatımızın görünmez kahramanlarını takdir etme zamanı. (Lütfen bugün hayatımızı mümkün kılmak için her gün hayatını riske atan bu kişilere yürekten saygı ile yaklaşalım. Hizmetlerine minnettarlığımızı ifade etmek için bilinçli olarak sevgi dolu sözler ve takdirimizi ifade yolları bulalım. Ve bu insanların hepimiz için ne kadar değerli olduklarını asla unutmayalım.)

Bugün, bizleri birbirimize bağlı tutan ve bugün evlerimizden iş birliği yapmamıza olanak sağlayan teknolojiye minnet duyma zamanı. Teknoloji bugün bizim yoldaşımız, akıl sağlığımıza açılan penceremiz (veya insan algoritmamıza bağlı olarak kaybolmamıza da sebep olabilir) ve dış dünyaya kendimizi ifade aracımız.

Ve her şeyden öte, içinde bulunduğumuz bilinmezliğin içinde değişimi anlamlandırmamız için gerekli araçları sunan, az bilinen yolu tercih eden ustaları, filozofları, öğretmenleri, guruları onurlandırma zamanı. Onların asırlardır sunduğu bu araçlar, bizim bugün içinde bulunduğumuz tünelden kalp/zihin/ruh birliğinde çıkmamıza vesile olacak araçlar.

Bugün, iç gözlemdeyiz hepimiz. Dilersek eski var oluş, yaşama ve yaratma algımıza sıkı sıkıya tutunabilir ve gelene dair umutsuz yaklaşabiliriz. Kabul edelim, hepimiz biliyoruz ki gerçek kabul ettiğimiz yaşam kesinlikle değişecek. Ya da bu değişikliği dönüşümün daha insani olması, yaşamın temel unsurlarını hatırlatması ve yüksek bir farkındalık ile gelenin inşa edilmesi için fırsat olarak tanımlayabiliriz. Bugün, bu değerli dünyayı korumak ve bu gezegendeki varlığımızı yüceltmek için yeni sistemler geliştirmeye ve inşa etmeye başlamamızın, neyin işe yaramadığını ve neye hizmet etmediğini görme zamanı.

Sizleri bugün geçmişe yolculuğa çıkarmak istiyorum. Yaklaşık 3 yıl önce, Love Mafia’mızın bazı üyeleri ile, House of Beautiful Business’ın ilk etkinliğine değer katmak üzere Barselona’ya bir kabile olarak yola çıktık. Panelimizin adı “Sosyal kabilen ile birlikte geliş – Thrive with your Tribe” idi. Kendi alanlarında yeni işleyiş yolları aramakta olan 5 farklı ülkeden 8 kişi olarak gerçekleştirdiğimiz bu paneli kaydetmiş olmamıza rağmen, niyetlerimizi yaşama geçirmekle o kadar meşguldük ki, sizlerle paylaşma imkanı yakalayamadık. Ve bugün, sizi bizlerin o günkü dünya düzeni, çalışma ve yaşam algımız üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Her zaman içimizde yolumuza sımsıkı tutunmamızı sağlayan inanç ve umut vardı. Ve yine de belki de bu dünyada hepimizin görmek istediği değişikliği ne zaman ve nasıl göreceğimize dair bir nebze de olsa şüphe. Belki bugün, her zamankinden daha fazla, bu soruya ışık tutan 2017’nin Markus, Eda, Ecmel, Ayşe, Rachel, Ceren, Semih, Özgür ve Leszek’in seslerinden faydalanabiliriz. Belki de hepimizin aynı içsel gözlemi yapma zamanı gelmiştir?

Fırtına bittiğinde – ki biter- hepimizin gelişmesi için daha iyi, sürdürülebilir, keyifli bir gelecek yaratmak üzere elimizden geleni yapmaya devam edebilir miyiz? Hepimizin dışarıda aradığı güzellik içimizde. İçsel yolculuğumuza çıkalım, kendi gerçekliğimizle barışalım ve bu yansıma esnasında bulduğumuz ilhamla harekete geçelim.

Hepimizin içindeki yaratanın parçasına saygı ile eğiliyorum.

Sağlıcakla sevgide kalın.

Joint Idea kurucu ortağı, 

Eda Çarmıklı


Sağlıcakla kalın, sevgiyle harmanlanın

Öylesine büyük gerçeklere uyanıyorum ki bu sıralar, hayatı ilgiyle izlerken buluyorum kendimi. Tüm olanlar niye olmuş, Corona virüsü nasıl çıkmış, kim yapmış polemiklerine girebiliriz. Ve fakat tek bildiğim bir şey; bazı kişiler, olaylar ve bazen de ne yazık ki pandemiler, bizlerin daha büyük bir resme uyanmamız için vesile oluyor. Bu dünyada yaşayan insanlar olarak hepimizin geçmesi gereken bir sürecin içinden geçiyoruz. Gönül isterdi ki bu böylesine güçlü olmasın. Ve fakat belki de bizler evrenin arzuladığı gelişimin çok gerisinde kaldık. Sonuç olarak, ne yazık ki, bu süreç de yaşamın bizlere gelişimimiz için sunduğu bir süreç olarak tezahür ediyor.

Dünyada görmek istediğimiz gelişimin kendi bireysel tercihlerimiz ve alışkanlıklarımız neticesinde gerçekleşebileceği gerçeği gün gibi ortada. Yaşadığımız dönem bizlere birey olarak bütünde ne kadar etkili olduğumuzu gösteriyor. Hepimiz dünya vatandaşları olarak birbirimize bağlıyız. Daha da ötesi, doğa ile, evren ile frekanslarımız neticesinde iletişim halindeyiz. Yaşamda gördüğümüz her şey, yaşadığımız her şey kolektif frekansımız neticesinde yaşam buluyor. Yaşananlar yaşanması gerekenler oluyor ve bugün içinden geçtiğimiz dönem hepimizin eseri ve hepimizin dersi haline geliyor.

İlk defa bir dünya üzerinden yaşayan insanlar olduğumuz gerçeğine uyanıyoruz. Pandemi yaş, ırk, cins, din, lakap, maddi güç ayırtmaksızın hepimize dokunabilme riski ile yayılıyor. Hepimize kalbi atan, damarında kan akan ve bu eşsiz gezegen üzerinde yaşayan insanlar olduğumuzu anımsatıyor. Hepimiz biriz. Bir olduğumuza dair inancımızı derinleştirdiğimiz bu süreçten çıktığımızda, ki çıkarız, hepimizi bekleyen büyük bir görev olduğu hissindeyim. Yeniden yenide, yeni dünyayı tasarlama; keşke dediğimiz, belki hafif ütopik bulduğumuz bir varoluş sistemini tasarlama ve hayata geçirme sürecine giriyoruz. Bu süreçte hepimizin kendi içimize dalıp bir üst versiyonumuz olarak çıkmamız kaçınılmaz ve zaruri.

Joint Idea olarak tasarlamakta olduğumuz eğitim programımız Life Works Labs bu gerçeğe hazırlığı #exponentialhumanity, üstel insanlık kavramı altında çeşitlendiriyor. Üstel insanlık kavramı, bizleri makinelerden ve teknolojiden ayıran ve belki de içinde bulunduğumuz süreçte bizlere hizmet edecek olan üç önemli insani özelliğimizi ele alıyor; bilinç, yaratıcılık ve bağlantı.

BilinçKendimize ayırmak durumunda kaldığımız bu dönem bireysel farkındalığımızı, öz şefkati ve özeni icra edeceğimiz bir dönem olsun. Temizlenelim, arınalım. Kendimize bakalım. Fiziksel hijyenimizin ötesinde, bağışıklık sistemimizi sağlıklı tutmak adına düşüncelerimize, gıdamıza, sözlerimize – kısacası frekansımıza da özen gösterelim. Kurban psikolojisinden arınmak üzere düşüncelerimizi, sözlerimizi, okuduklarımızı, yaptıklarımızı, görüşmekte olduğumuz kişileri özenle ve sevgiyle seçelim. Gözlemci edası ile hayatı izleyip kendimize dair açılımlara kucak açalım, gelişelim, büyüyelim, bir üst bilinç seviyesine kapı arayalım. Mümkünse daha çok meditasyon, bedensel aktivite, yoga yapmaya özen gösterelim. Birazcık da olsa susturalım o panik ve endişeye düşmeye meyilli zihinlerimizi ve yaşama güvenen, geleni erdemle anlamlandıran ve kaldıran bir bakış açısı ile iç sesimizi yaşama geçirelim. Kabımıza sığmayıp taşalım bu sürecin sonunda, kendimizi, tercihlerimizi, algımızı yeniden tasarlayalım.

YaratıcılıkDaha çok evlerimizde geçireceğimiz bu dönemde, içimizdeki meraklı, deneyimsel çocuğu uyandıralım. Hobilerimize dalalım, şayet yoksa eğer deneyime ve başarısızlığa açık olalım. Yeni yemekler yapalım, evin içindeki havayı değiştirmek için bahar temizliği yapalım, yeni sohbetler açalım, bitkilerimize bakalım, birbirimizin gözlerine bakalım ve duymaya özen gösterelim. Yeni gözlerle bakalım yaşama ve değiştirmek istediğimiz şeylere. Değer katacağımız bilinci ile işlerimize ve üretimine dahil olduğumuz süreçlere ve içeriklere tekrar bu taze gözlerle bakalım. Bütüne hizmet etmeyen, doğaya şefkatli davranmayan modelleri ve sistemleri nasıl dönüştürebiliriz ona odaklanalım. Yenilikçi, yaratıcı fikirlerle dönelim yaşama. Üretken olalım.

Bağlantı – Kalpten bağlanalım yaşama ve bugünkü sosyal kabilemize, dostlarımıza, ailemize. Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söyleyelim. Dokunup sarılamıyorsak da sözlerimizle, gözlerimizle sarılalım onlara. Şefkatle onurlandıralım. Kendimizle bağlantıda olalım, gözlemleyelim tepkilerimizi, sözlerimizi. Bırakalım sözlerimiz gönülden sözlensin, zihinden söylenmesin. Hepimizin bir olduğunu asla unutmayalım.

Bizler Joint Idea ve Love Mafia olarak bu dönmede sizlere daha yakın olabilmek adına yenilikler tasarlıyoruz. Niyetimizi, sunmak istediklerimizi yeniden yenide gözden geçiriyoruz. Birlik içinde bütüne hizmet niyetiyle hikayemizi derinleştiriyoruz. Sizlerle tekrar kavuşacağımız günleri ümitle bekliyoruz.

İnsani iletişimimizin ve fiziksel bağlantımızın önemini ve değerini bilerek, bu dönemde birbirimizden uzak kalmanın yaşam kalitemizi de etkileyebileceğini hissediyoruz. Yaradılışın yaratım gücüne sahip insanlar olarak bu dönemde yepyeni bir araya gelme sistemleri tasarlıyor ve keşfediyoruz. Bu dönemde samimi ve kontrollü ortamlarda (birbirimizin alanına ve ihtiyaçlarına saygılı olarak) içten, derin, keyifli birlikteliklere yer vermeye başlıyoruz. Birlikten doğan güce inancımızla, samimi birlikteliklere alan açıyoruz.

Sizleri her daim yenide yeniyi müzakere etmeye, paylaşmaya, birlikte gelişmeye ve büyümeye bekliyoruz..

Sağlıcakla kalın, sevgiyle harmanlanın…


Kadınlar Günü

Bugün içinden geçmekte olduğumuz Corono virüsü salgını sanırım bizlere istisnasız hepimizin bu dünyada yaşayan insanlar olduğumuzu hatırlatıyor. Kadın erkek ayırmaksızın dünyada bulunan hepimizi etkisi altına almış durumda. Hastalık cinsiyet seçmiyor. Sanki hepimizin eşit derinlikte güzellikler katmaya gelmiş, büyük bir dengenin iki ana eksenini oluşturduğumuzu hatırlatıyor. Belki de böylesine zorlu zamanlar bizlere sınırların ötesinde insan olduğumuzu ve insanlığımızı koruma niyetimizi anımsatıyor. Halbuki küresel ısınma kapımızı çalarken nedense “bana dokunmaz” deyip kendi konfor alanımızda yaşamamıza devam ediyorduk. Ve bugün, içinde bulunduğumuz gerçeklik, arzu edersek her şeyi dönüştürebileceğimizi anımsatıyor bizlere. Çin’de üretimin durması karbon salınım oranlarında yoğun bir düşüşe vesile oluyor ve belki de bizlere neyi niye tükettiğimizi, ihtiyacın üzerinde yapılan üretimleri ve kendi içsel bütünlüğümüzdeki eksiklikleri tüketim vesilesi ile uyuşturduğumuzu anımsatmak istiyor. Ama bugün konumuz Corona değil, bir gün için dünyadaki virüs salgınından öte kadınların varlığını kutladığımız gün.  

Benim için kadınlar günü erkekler günün olması kadar enteresan. Gerçi bu kız çocukları günü, anneler günü, sevgililer günü için de geçerli. Sevginin, sevgilinin günü olmaz! Kadın olarak doğmuş bir bireyin “günü” diye bir şey olamaz. Anneler günü olmaz! Karnında atan o minik kalbi hissettiğin andan itibaren ölene kadar annesin sen, bunu kimse senin içinden çıkaramaz. Kız çocukları günü olmaz! Kız ve erkek evlat candır, kalbinin her atışında hissettiğin en yüce sevgidir. Lütfen beni af edin ama kadınlara dair böylesine günleri kutlamayı ben oldukça üzücü buluyorum… senede bir gün böylesine kıymetli hazineleri raftan çıkarılıp sonra tozlanmak üzere bir sene boyunca unutulmasını sindiremiyorum.

Ben, tüm bunların ötesinde her birimizin içinde yer alan yin ve yang, eril ve dişi dengesini onurlandırmayı tercih ediyorum. Bir erkek olarak doğmuş olmasına rağmen, zihnindeki düşüncelerin ötesinde sezgisini uyandırmayı seçenleri kutlamak istiyorum. Kadını onurlandıran, gözlerinde ışıltı ile kadın erkek ayırtmaksızın karşısındakinin ışığını yücelten o özel erkekleri kucaklamak istiyorum. Bizleri sadece bir cinsel organımız neticesinde ayıran öğretilmiş kalıpları, yargıları kırıp dünyadaki yol arkadaşları olarak tanımlayan erkekleri alkışlıyorum. İçlerinde bulunan dişi olguları, içsel farkındalığı, dünyaya geniş bakma kabiliyetini, sezgilerini uyandırma yetisini ve kelimelerinde şefkatli bir lisanı seçen yaşamımızdaki herkesi kutlamak istiyorum.

Bu yaşamda en zor olan basit yargılarımızı ve öğretilen kalıpları kırmak belki de. Büyüklerimizin ayrımcı ve kayırıcı öğretileri içimizde öylesine derin izler bırakmışlar ki, bu yüzyılda bile, hala kadın ve erkek ayrımından ve eşitsizliğinden bahsetmeye devam edebiliyoruz. Ben bugünü hepimizin içinde bulunan, güvende duran, yaratan, şefkatle iletişimde olan, üst bilinçle algılamamıza vesile olan dişi enerjimizi kutlama günü olarak anmak istiyorum. Hepimizin içinde var olan ve yaratanın en erdemli olgularını taşıyan dişi enerjiyi kutlamak istiyorum. Kendini seçen, kendini gerçekleştiren ve bütüne değer katan herkesi kutluyorum.


Ütopya

Sanırım gelişmenin, kendini gerçekleştirmenin en etkili yollarından biri daha önce hiç yapmadığın ve belki de hiç yapılmamış olana adım atmaktan, “hoş geldin” deyip gelene gönülden değer katmaktan geçiyor. Belki de bizlere bahşedilmiş yaşamın dışa vurumu cesaretle yeniye, yeniden yenide adım atmak.

Bazen insanlar soruyor bana, neden yapıyorsun bunları diye. Neden akıntıya karşı kürek çekme sevdan? Neden Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışıyorsun? diye… tek diyebildiğim şey ise; ben yapmasam kim yapacak! Şükür ki sevgi dolu bir yaşama doğma imkanım olmuş bu boyutta, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yaşam bana şefkatli davranmış. İşte böylesine ayrıcalıklı bir hikaye ile dünyaya gelme şansına eriştiysek değer katma yolunun seçilmesinin, benin üstünde bize dair yatırımlarda bulunmanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Ana var oluş ihtiyaçlarımız karşılandığı noktada inanıyorum ki, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma programı kapsamında da ifade edildiği gibi, bolluk ve bereket çağına geçerken kimseyi geride bırakmamaya özen göstererek yol almalıyız. Varlık seviyesi günü kurtarmanın ötesinde olanları bir üst bilince davet ederek ileride yaşamak istediğimiz dünyanın aktif yaratıcıları olmalarına teşvik etmeliyiz. Bu bilinç içerisinde beraber yaratmakta olduğumuz ürünleri, hizmetleri, iş modellerimizi ise bütünün gelişimine ve refaha ulaşmasında fayda sağlayacak şekilde tasarlamalıyız ki gün geldiğinde, ki ben bugünün gelmesinin hepimiz için kaçınılmaz ve zaruri olduğunu düşünüyorum, bir dünya üzerinde yaşayan dünyalılar olarak bir’lik içinde birlikte yaratabilelim. İnsanoğlunun haritalar üzerinde çizdiği sınırların ötesinde dünya vatandaşları olarak var olabilelim.

İçimde bu ütopyaya dair duyduğum heyecan ve inançla yaratımına iştirak ettiğim tüm iş birliklerde bu amacın gerçekleşmesi önceliğim. Biliyorum, bizlere öğretilen ve aktarılan, ütopyanın bir hayal ürünü olduğu ve ayakları yere basan, gerçek diye algıladığımız bu illüzyonun içinde yer almadığına dair.

Hadi gelin kelime manasına bakalım. Cambridge Sözlüğü ütopyayı herkesin birbiri ile ahenk içinde çalıştığı ve mutlu olduğu mükemmel bir topluluk olarak tanımlıyor. Şimdi siz söyleyin… çok mu zor böylesine bir birlikteliği insanlığımız için arzu etmek ve yaratımına iştirak etmek istemek. İnsanlığımızın potansiyeli öylesine düşük mü geliyor sizlere ki bunun ancak hayal olduğunu düşünmemizi isteyenlere hak veriyorsunuz? Evet, haklısınız, çok iş var, yoğun bir dönüşüm yolculuğu bekliyor bizleri – hem bireysel hem de toplumsal olarak… ve fakat sizce, yeniden yenide insanlığımızı tanımlamamız böylesine imkansız mı? Ben mümkün olduğuna gönülden inanıyorum. Açıkçası inanmasam zaten bu illüzyonun- mayanın- içinde yaşamımı sürdürme arzum da olmazdı sanırım.

Başka bir gerçek arzuluyorum bizler için, sürdürülebilir bir dünyada üstel insanlığımıza adım adım daldığımız, öğretilenleri sorguladığımız ve üst bilinç süzgecinden geçirdiğimiz, bizlere bahşedilen yaşamın hakkını verdiğimiz, bireysel katabileceğimiz değerleri uyandırdığımız, yaratımlarımızı bütünün hayrı için şekillendirdiğimiz, sözlerimizle değer kattığımız, kelimelerin ve dogmaların içini boşaltıp üst farkındalık ile yeniden doldurduğumuz, ben’den biz’e geçtiğimiz, işbirliği kelimesinin tanımını yenide yeniden tasarladığımız bir gerçek arzuluyorum. Belki de yüzyıllar boyunca ilk defa, hakkı ile insan olmayı keşfettiğimiz yepyeni bir insanlık….

Gönlümde bu inançla gelene peki diyerek ve değer katarak yol alıyorum. Ve belki de bunun sayesinde, dünyada ilklere imza atma imkanımız oluyor. Bunlardan biri de bu sene 23 Ocak’ta Kanyon Macro Center’da MacroTalks kapsamında bir Türk ve bir Kanadalı dünya vatandaşları olarak ütopya üzerine yaptığımız sohbetimizdi. Sanırım dünyada ilk defa bir alışveriş merkezinde yer alan bir süpermarkette Ütopya’nın mümkünlüğünü katılımcılarla birlikte araştırdık, o kocaman kalplere başka bir dünyanın varlığına dair küçük tohumlar serptik, beraber hayal ettik, arzuladık. Bu konuşmaya dair kısa bir videoyu ekte paylaşmak, sohbete sizleri de dahil etmek istedim.

Ütopya mümkün mü?

İnsanlığımızı genişletme ve hakkı ile var olma imkanımız var mı?

Bu gerçeğe dair bireysel olarak neler yapabiliriz?

Kurban psikolojisinden çıkıp geleceğimizin aktif tasarımcıları olabilme ihtimalimiz var mı?

Uzaydan baktığımızda gördüğümüz bu tek dünya üzerinde, bizlerden önce gelen nesillerin çizdiği fiziksel, duygusal, zihinsel, ruhsal ve bilgisel kalıpların ötesinde bir gerçek tasarlamamız mümkün mü?

Hiçbir şeyi bilmediğimizin farkındalığı ve kabulü ile öğrenime, gelişime açık olup yeniden yenide yepyeni bir yaşam yaratmamız mümkün olur mu?

Birlikte bir’liği yaratacağımıza dair inancımla, değer katma yolculuğumuza devam edeceğimizi ve sizleri de aramızda görmeyi arzuladığımızı tekrar hatırlatmak istiyorum… Evet, biz yapmazsak kim yapacak? Ne şirketler ne hükümetler insanlığımıza dair böyle bir geleceği tasarlayamayacak kadar büyük ve hantallar… geleceğe dair kullandığımız en moda terimler esneklik, gelişim, değişime adaptasyon ancak biz insanlar için mümkün olabilir. Biz değiştikçe içinde bulunduğumuz kurumları, organizasyonları, söylemlerini ve faaliyetlerini değiştirebiliriz.

Birlik içinde bir’liğe dair yolculuğa bekliyoruz. Bir Utopian olarak sizleri aramızda görmeyi ve birlikte yaratıma geçmeyi arzuluyoruz…

Sevgiyle sevgide kalın.


2020

15 years ago, when I was in the ashram for silence, the guru has said something that resonated with me: that we are so lucky to be in a body, to be experiencing humanity during this period in history. And that there were lots of souls who is coming to earth to experience this massive shift in humanity. By then, yes, I did feel the essence of his words, however possibly had no idea of the context the shift he was mentioning (and possibly he had no idea either).

Today, I feel this massive shift in my life, every day. Here are some examples from my simple life in one year that I have encountered;

  • Today I can’t define my job title, what I do. And I acknowledge the fact that I have no idea what it could be even tomorrow. I welcome this ambiguity in my life and curios to see what life will reveal to me – day by day.
  • Today I am a contributor and co-creator of a collaboration platform Joint Idea, lifelong experimental learning platform Life Works Labs and our corporate programs “Unblocked and Unchained” and “Exponential Humanity”
  • Today I know that we are in an ever-evolving world and may be first time in the history of humanity, common consciousness is the active creator of our future.
  • Today I get to collaborate with such inspiring organizations and individuals whose mission is much bigger them themselves – to add value to this planet we all call home.
  • Today I am a proud collaborator of House of Beautiful Business, Katapult Future Fest, Burning Man, Mindvalley Academy, Tact Agora, Bonjuk, Free Flow Nation, Three Fold Token, Veda, Başlangıç Noktası and UNDP SDGIA.
  • Today I am a human being in the making, practicing becoming and creating new terms for my existence.
  • Today my meetings involve love language and heartfelt communication.
  • Today I have a new understanding of myself and what I can add to life.
  • Today I am courageous enough to say that I am a utopian – that I can see and touch beauty and this is not a daydream… it’s a reality!
  • Today I am me, as naked as I could be.

And yes, I am excited for this season of humanity. Regardless of the growing pains, I am grateful to be in this body, embodying this journey and giving my 100% to create a utopian reality – day by day.

Today I am grateful, and humbly thanking you all. For guiding me, for helping me grow, for accepting me, for hearing me and opening a space in your heart. For letting me drop seeds of hope, belief and trust in your hearts. I see you and I honor the being I see in you. Thank you.


Sultanım

Ve şimdi uçakta oturdum sana yazıyorum tontonum, seninle içimde vedalaşmak üzere. Sana uçuyorum bir tanem, sana elvada demek üzere, sevdiklerimize senin adına sarılmak üzere … seni anmak üzere.

Belki de kelimelerimi en çok sen sevdin. İlk blogumu yazmaya başladığımda, İngilizce anlamıyorsun diye, senin için Türkçe de yazmaya başladım. Her seferinde, okuduktan sonra beni aradın. Çoğunda gözlerinde yaşlar, sözlerin titrek… “Edam, güzel kalpli kızım, sen bir başkasın” dedin.

Başka olmanın dayanılmaz hafifliğini hissettirdin bana. Başka olmanın kabulüne, onayına öylesine çok ihtiyacım varken, senin sözlerin serin sular gibi serpildi yüreğime… kendi yoluma, kendi kalbime, kendi sesime inancımı körükledi adeta. Sana bunu hiç söylemedim ama sanırım çok açtı yüreğim anneannem… kayıtsız kabule ve sevgiye… olduğumu ve inandığımı dile getirmeye… ve şimdi de o çok sevdiğin kelimelerimle veda etmek istiyorum sana… bana seni anlatarak.

Sen benim hep çok kıymetlim oldun, bende hep senin ilk göz ağrın. Yaşama olan o sımsıkı bağın bana zamansızlığın teyidi oldu. Daima arzuladığın bir şeyler vardı senin. Mutlu bir kutlamamızın ardından heyecanla torunlarına dair beklediğin bir “inşallah” ın vardı. İnşallah onun da mürüvvetini görürüm, inşallah bunun da cocuklarını görürüm dilekleriyle bitirdin her birlikteliğimizi. Ruhun yaşama aç, merakla tutundun zamana.

Bizlerin yaşamına dahil olma arzundu tüm ürkekliğine rağmen sosyal medyada var olmana sebep. Görmek istediğin ve göremediğin yerleri, bizlerden dinledin. Bizler, 3 kızın, 7 torunun, 6 torun çocuğun senin dışarıya açılan kapın olduk son senelerinde. Senin gözlerindeki heyecandı belki bizleri devamlı sana çeken. Kapının ardında her daim bizi bekleyen, gönlünden daha fazlası geçse de verdiğimiz , geldiğimiz kadarı ile yetinen o koskocaman kalbindi bizi sana çeken.

Bugün sosyal medyada sana veda ederken dostlarımdan gelen mesajlarda ortak bir ifade vardi “anneanne başkadır”. Evet, başkadır anneanne. Anneanne şefkattir. Anneanne özgürce şımarmak için yumuşacık bir yuvadır. Sorgusuz kabuldür. Anneanne sana dünyadaki en kıymetli hazinen, sırdaşın, yol arkadaşın anneni hediye edendir. Anne olunca anlarsın ancak, nesiller boyu gelen kadınların sana aktardığı gücü ve belki de ondan sonra daha da sımsıkı sarılırsın onlara.

Anneannem…

Yaşamdan en büyük dileğindi bizlere yük olmadan, el ayaktan kesilmeden, dedem gibi sessizce bu yaşama veda etmek. Ne kadar şanslı kullarmışsınız ki ikinizde aynı sessizlikte, aynı sakinlikle gittiniz. Bizlere yaşamın hiç bir aşamasında yük olmadığınız gibi vedanızda da aynı erdemle, aynı hafiflikte oldu. Dolu dolu yaşamın ardında kalbi sizlerle dolu bizleri bırakarak ışıklara, bir’liğe tekrar dahil oldunuz.

Yolun açık ve aydınlık anneannem… gönülden biliyorum bunu. Belki de o yüzden herşeye rağmen yüzümdeki tebessüm, gönlümdeki hafiflik. Gittiğin yerin güzelliğinin yüreğindeki güzelliklere eş olacağını bilmemden.

Bendeki seni yüceltmeye söz veriyorum. Her daim bir çocuğum merakı ile bakacağım yaşama. Her yeni gittiğim yerde senin gözlerin olacağım. Hiç susturmayacağım içimdeki sesi, “başka” olmayı gururla giyeceğim üzerime. Sevgiyi seçeceğim her daim ve o sevgiyi nesillere akıtacağım.

Seni çok seviyorum sultanım. Bir daha görüşene dek, ışıklarla sarmalan, sevgide kal.


Beyond right and wrong, there is a land. Let’s meet there, Rumi

Tonight is the new moon following a very long, very deep, very educative mercury retrograde and a full moon.

We have not only survived this period but indeed, came out of much bigger than what we were before. If the lessons have been learned, life has been embraced with grace, words very spoken with caution and respect… it means that you have grown, became a bigger version of your self, your perception and understanding has broadened. Nevertheless, you have changed and its ok and beautiful to change once you embrace it.

And after this precious period, this new moon is very powerful, baring fruits for manifestation from that broader perspective which is more free and truthful to our existence.

This new moon is important for embracing that growth and catching the next curve of sigmound curve… catching the next wave and surfing through life just above duality. Believe me, which I kindly advice you to do, its a precious day.

And it carries an opportunity to manifest today… of what we want our lives to be. To envision beyond limitations of how we want to thrive, what is the picture, our interaction in life with life. Its the day to define and re define, go deeper to what we can be, what we were meant to be … above duality.

Here is a little tool for you, a magic for potential manifestation. Take paper and pen. Sit down. Take a deep breath, and start writing down of what you want your life to be, explain the world you want to live in and how it makes you feel. Be free and go deep. Explore your potential. And kindly write these words in the present tense, as if its the reality now, in the moment you live in.

Fill two pages back and forth filled with beauty and with manifestation, in the present.

And then… and then trust the system that it shall be, when the time is right, in its own pace, with respect to life and your growth through it.

Hadi, do it… its the least you can do to contribute to the world you want to live in, and its doable. What do you have to loose? Just two pages, fill it with your heart and your expanded truth.

May it be that way and it always is.

Namaste


What’s your excuse?

When this one of a kind universe is thriving, living, adopting, growing, changing everyday, what is our excuse for being stagnant, holding onto our limited perception of reality, of dreading change? 

These days I find refuge in a new documentary on Netflix by National Geographic, “One Strange Rock”. When I doubt my path, when I fall and question the system, when I feel slightly lost, this documentary pulls me out of my current state of mind and guides me to perceive life in a bigger perspective. Yes, we all get lost. And one thing I know, after 45 years in this body, is that the path to growth is paved with many glitches in life.

Every challenge, every hardship comes to teach us something, aid us to grow. And unless we respect life for its system, which is very tough and honestly – highly silly, and be thankful for its teachings, growth will be a very long and a painful journey. It involves a system called karma which we can never truly comprehend. I know, I will never know why I came to this universe as Eda, why we all reincarnate with such different combinations of reality, how that algorithm works. But, I know one thing, whatever our consequences are, those are given, no matter how much we fight them, we can never undo them. And yet still, from one simple example of life – my life – I believe and know that we have the power to become what we were destined to be. Little by little, day by day we can re-write our codes, become something totally different and change our path if we wish, believe and manifest it be. 

4 years a go, I was a housewife, a mother, a daughter, a sibling, a wife, a real estate development consultant and highly enthusiastic yoga and life student. I have had small achievements like fitting into society even though my soul was yearning for a bigger picture. Like choosing to see the beauty in everything and using the words that nurture the other. I had false beliefs of defined terms like relationship, work, success, life and me. I had dreams of going to Burning Man, of building an ashram, of expressing my voice, of completing my bucket list. And with age and acceptance, I have chosen to settle down with the fact that those dreams might remain as wishes and may not be realized within this lifetime. 

Today, I am still many of those things but I am so much more than I have ever imagined. Today, I am entrepreneur, I am a courageous human being following her own path. Every word, every conversation I am a part of aims to create an impact and value. Today, I am a yoga teacher, co-founder of Joint Idea, Life Works Labs and Love Mafia. I am a believer in life collaborating with many inspiring beings and institutions. I am a public speaker in the making. Today I do not dream of building an ashram, I am a proud co-founder of a modern day city ashram. Today Burning Man doesn’t seem like a distant land but a collaborator. Today I am more “me” than I have ever been. 

I have always dreaded competitions, I never understood why one has to loose for the other to win. Today I have inspiring collaborators all around the world who believe in joint ideas that could blossom with co-creation. Today technology and science excites me, I am a part of an ever growing ecosystem through the magic of human algorithm. 

And today, among all other days, I am a 45 years old version of me, ever growing, ever expanding. I believe in this magic called “soul” that hosts our body and that it is capable of such beauty. 

Let this be an inspiration for us all. Blind and autistic born Kodi Lee on America’s Got Talent is an inspirational example of the fact that the story we are born into does not dictate the path of our lives. We can choose to see, to hear, to grow, to become. Every moment that we breathe is an opportunity for us to manifest ourselves and the world we hope to live in. 

I believe we can possibly have no excuse not to grow, not to let go and not to become! This journey called life is meant to be lived fully! And that can only happen once we decide to dive in and let our truth find voice and life! So, lovely 45 – welcome! I greet you with open arms and wonder! I am so happy that I was born as me!

ever growing community of believers… #iamlovemafia
Midori – home for my 45th!


2019

Yeniliklerle dolu yepyeni bir yıl olsun

(scroll down for English version)

Hayata yepyeni gözlerle bakalım bu sene.

Öğrendiklerimizi, öğretilenleri unutalım.

Bir çocuğun merakla bakan gözlerine içimizdeki en derin bilgelik eşlik etsin,

Hayata sıfırdan, heyecanla sarılalım.


Uymamız gerektiği aktarılan kalıplardan adım adım arınırken

Soralım, araştıralım, arınalım, öğrenelim, hatırlayalım…

Yeniden yenide yaratalım hayatımızı,

İnsanlığımızı kutladığımız bir yaşamı.


Dış görünüşümüze, maskelerimize gösterdiğimiz özeni

Yaşamın sunmakta olduğu en yüce varlığa, kendi yaradılışımıza gösterelim.

Dalalım en derinlere, var oluş amacımızı yaşama geçirmek niyetiyle,

Önce kendimizi yeniden keşfedelim.

Cesur olalım bu sene

Tüm -meli, -malı’ların ötesinde,

Önce “ben” deme cesaretini gösterelim.


Kendimizi yeniden tanıdıkça, tanımladıkça …

Yaşamın sunduklarına da aynı hevesle kucak açalım.

Yeni sohbetlere, yol arkadaşlıklarına, yeni yollara, yepyeni yolculuklara vesile olsun.


Dinlerken tüm benliğimizle, yargısız dinleyelim.

Sözlerimiz içten, yapıcı, yaratıcı olsun.

Gülümsememiz dudaklarımızdan öte gözlerimizde olsun.

Bakış açımız kalıplardan arınmış, ruhumuz şahlanmış olsun.


Yeni tanımlar sokalım hayatımıza,

Kelimelerimizi sorgulayalım.

Dost kavramını genişletelim, yoldaşlarla donatalım hayatımızı.

Yaşam amacımızı hayata geçirmek üzere bir araya geldiğimiz

Kabilemizle buluşalım.


Hiç inanmadığımız kadar inanalım…

Yaşamın sistemine

İçgüdümüze,

Sevgiye,

Başka bir gerçeğin mümkünlüğüne,

Ve her şeyden önce; kendimize.


Yeniden yenide insan olmanın anlamını,

Bahşedilen yaşamı,

Yaşamın erdemini keşfedelim.

Unutalım öğretilenleri ve yeniye alan açalım.


Bu sene hepimize “yeni”likler diliyorum.

Yeniliklere açık yüreklilikle bakmamızı ve geleni onurlandırmamızı diliyorum.

Sevgide kalmamızı ve tüm değerlerimizi bunun üzerine oturtmamızı diliyorum.

Ve her şeyden öte, hayatımızda -iş ve özel hayatlarımızda- kendi gerçeğimizi şükranla dile getirdiğimiz ve bütüne değer kattığımız bir sistem tanımlamamızı diliyorum.

Hepimizin yeni yılını kutluyorum…


May it be a new year filled with newness

May we perceive life with a fresh clarity,

And forget what we have been told and taught.

May profound wisdom accompany the curious child within.


May we embrace life, from scratch, filled with enthusiasm.

While stripping down from all those learned patterns,

May we question, un-learn, re-learn and remember.

In the new with newness may we re-create our lives,

Design a life of celebration of our humanity.


May we display the same attention we show to our appearance and masks,

To the supreme creation of life, to our own presence.

May we dive in with intention – to realize our purpose,

To explore our essence once again.


May we be more bold this year,

Surpass our “should”s and “could”s,

And display the courage to utter “me” first.


While we reveal and identify our truth,

May we embrace all that life has to offer.

May those experiences be a vessel to new dialogs, new partnerships, and new paths.


May we listen with our whole being, with the absence of an inner dialogue.

May our words be sincere, creative and constructive.

May our eyes twinkle when we smile.

May our perception be patternless and our soul thrive.


May we…

Create new terms in our lives,

Question everyday words we consume.

Expand our term of friendship and adorn our lives with life partners.

May we meet our tribe and accompany each other to reveal our life purposes.


May we believe like never before.

To creations magic, our human algorithm, intuition, love.

To a possibility of a different reality, and above all,

May we believe in ourselves.


May we explore once again, within newness,

The wisdom of the life bestowed upon us.

To be a true human.

May we shed all those that do not serve us anymore,

And create space for the new to blossom.


This year, I wish “newness” to us all.

To perceive novelty with an open heart and honor the new.

For us to remain with love and base all our values on love.

To embody our essense with grace and gratefulness in all aspects of our lives -business and personal.

I wish us all a “new” year!


Letting go or re-defining terms

Türkçe versiyonu

I think we all are shedding our skin these days. We all are facing a fear, if not all fears, within ourselves. This last month has especially been a roller coaster of changing perspectives, of our darkest fears crashing into our face as possible realities in the universe. And we all are trying to find a way to make a sense, and little by little, to free ourselves from all the norms, patterns and expectations of life.

In my case, today, the biggest reality that I need to make peace with, is my daughter leaving Turkey to purse her education in UK. Everybody is asking me how I came in terms with this decision of sending my 13 years old daughter away and how I am coping up with it? Let me tell you a secret. I am not! I have no will nor desire to be away from her. My perception of life’s game has been based on what the past generations has passed to us. That you get married, have children and you live happily ever after. Yep. That’s how my story started as well.

First wave of reality has come with my perception of marriage. Today, I have a different understanding and acceptance of what marriage is. Today, I love my ex-husband and hold him dear to my heart as one of my best friends. He still is my partner in life but in an evolved form. We do not claim rights on each other, however we do cherish each other’s individuality and dreams. We choose to listen to each other not through our patterns but with an open heart. We know that we are not here to push each other’s buttons anymore but to shed a light in each other’s journey. So, yes, marriage is not something that binds us, but companionship is. I share a life with him like I have never done before. I am grateful for his existence not because he is my husband, but because he is my friend who has and still is contributing to my growth, who knows my essence more than anyone, and that all his words are not directed at me to break me but to make me. His support and love are beyond any defined name or pattern that is attached to that title.

Then came my perception of work. I have learned from early ages that work is something you do to earn money. Our choices of our occupation have been based on our limited perception of our capabilities, of our luck and our state of mind during the university exams, and merely on how we could earn more money to make a living. We believed that if we are at work from 9 to 6, contributing to a system we vaguely believe in, to earn and to spend so that we fit in the society, then we are good. Life is what it should be and what is. I remember an elder telling me in my early years of work life that we do not have to do what we like but we should learn to like what we do. I often found myself wondering about that. Yes, there is an enormous wisdom in finding a meaning in what you are doing and enjoying that. I have done that. Just like the rest of us. But what if we were doing what is not only meaningful to us but also our expression in life? What if we not only like but also love what we do? So, with that wonder in my heart, I embarked on a journey to search for a new meaning for work. It has been hard to let go of my patterns, of what is thought to me to be considered as “work”, of my ego yearning to fit in, to be accepted and seen. And my journey has brought me to my current life (I am not going to say work. I believe my learned meaning of that word does not apply to my current occupation) where I thrive to contribute and create meaningful businesses. Where I am me and its perfectly fine to communicate that. Today, I do not work from 9-6, my work is my life, my words are my tool of expression and everyday holds another possibility. I do not wear a mask, try to fit in, try to make a meaning. Today I am me and I thrive to contribute to a world where I believe is not a utopia but a possibility.

And third wave is today, I believe, with my daughter leaving. My perception of parenthood was that she was going to be born, and I was going to love her like I have never done before, and we were (oh yes, again, hopeless romantic Pollyanna pops up here) going to live happily ever after. I remember uttering big words like “I will not send my daughter abroad before her higher education!” I wanted her to be next to me, to grow with me. May be because deep inside I knew that someday, she will build her own life, and I wanted to be with her as much as possible until then.  And if and when the time comes for her to create her own story, I hoped and somehow selfishly foreseen that she would create it not too far away from me, and we would be best friends forever.

First of all, with puberty you learn that, she doesn’t want you as her best friend! She wants to build her own tribe where she defines herself without the possibility of your judgments and your learned and thought patterns. These are the years you realize, she is not yours to claim. She has her own life and its perfectly normal. And one day, no matter how much we dread, we are going to be left alone with ourselves. We will need to claim the rights of our own life once again. Its time when one realizes that we can only envision a life for ourselves and wish and pray for our children’s path. We have no control on anyone’s journey but ours. And the earlier we realize that, the better it is. (again, only for our sake)

When they ask me how I feel, I have mixed feelings;

Mostly nostalgia these days, as the moment of departure is very near. I would have loved to hold her in my arms a little longer. However, they do not want to be held that much anymore – anyway. We have to learn to be present when needed and respect their own space. I have a yearning and nostalgia to live my story with her once again. I miss her babyhood, those days when her life revolved around me. I miss her baby eyes looking at me with wonder, silently asking “What shall we do mom now? How should we enjoy each other’s company?” I long for those days where she and I together was all we both needed and cared for. But then, what is nostalgia if not for not letting go of the past. Today, our new evolved perception of being knows that there is no time and no other reality that the present moment. Then nostalgia is not a tool to use but to observe as a part of this “human journey”.

I feel a little sad, for have chosen to play this game of parenthood in a conventional sense. It’s the biggest love and yet the biggest illusion we choose to live as humans.

In my country, for generations, people had kids yes for love, but more with the hope that they will be taken care for in their older ages. They feared loneliness because they have defined their tribe mostly with their families. And they demanded their attention in return, because they presumed it’s their rightful right – again as a result of learned patterns – and they expected them to keep them company if and when needed.

Today, I know that I am alone, though not lonely. I have a tribe who believes in the world that I believe in and is willing to contribute to that with me. I do not believe in nor desire to retire someday. I wish to create and contribute for the rest of my life. And I have no right to demand my daughter to fill the gaps in my life. She can only be my companion in life and we could only hope to look at each other beyond our patterns with empathy, understanding and love.  Today, although very hard, I try to sooth my sadness by witnessing life with a broader understanding. I might have chosen to play that parenthood game, but I also can define a new meaning for that in which she is not responsible for my loneliness. If that would be the case, it would only be my responsibility, not her duty to create a life that I feel fulfilled.

I feel excited for what future holds for her and wish that she would seize every moment of it. And yet again, I also know that she will be restless and will fall and rise in pursue of defining herself, searching for her voice in life. But my belief and hope for the so-called sacrifice I am making is that, she will get out of this middle eastern perception and acceptance of victim mind and create something that is unique and purposeful for herself. That she would surpass the defined cultural boxes and become a global citizen.  That she would be happy within her skin, activate her creative bone and make this journey called life worthwhile.

I feel fearful and yet excited for what life has to offer to me as well. At age 43 I am somewhat free (I am not going to use alone, again, because of my learned perception of that word). May be for first time in my life, I will be living and building a life for myself by myself. I do not have much experience about this, it is something yet to be explored. But I am grateful that at a young age I get this opportunity to reincarnate without dying – yet again – and embark to find a new definition of life which is very alien yet exciting and inspiring for me.

With this wonder, I have found a strength in me, of which I never knew that existed, for this decision we have made. Khalil Gibran’s poem is like a mantra to me, a light in my heart;

Your children are not your children.

They are the sons and daughters of

Life’s longing for itself.

They come through you but not from you,

And though they are with you yet they belong not to you.

I do hope that my courage to take a leap of faith in life and making those decisions to re-define the meanings of conventional, learned terms will have a contribution to our relationship, her perception to life and towards herself. I do hope all those I have lovingly communicated to her will serve as a tool for her when and if needed. I hope that we will and can create a relationship of companionship, of enjoying life not through but with each other. I do hope distance is a blessing in disguise and time is just an illusion.

She has been in me and will always be in me – but not necessarily have to be with me. She is a soul searching for meaning, for freedom just like me and I am here to hold her hand, to guide her, to support her, to love her. But her life will be hers, just like mine should have been mine.

We are going through an interesting passageway in the history of humanity. And I guess, just like you, I am getting my share of realizations of life. But may be because I have always been a little rebellious, I am choosing – or hoping to choose– to perceive these challenges as an opportunity. I am choosing to see them not as an obstacle on my way but as a learning for my growth. I am choosing to dive into the terms and find new meanings. I am simply saying “why not” to a different perception and trying to embrace it with grace, acceptance and love. I can’t fight change, nor postpone it. Life is happening in its own pace. However, I can choose to make the best out of it, and may be even, manifest it.

Goodbye my love… know that I am always here. Though you may not be mine to keep, I choose to be yours with an open heart whenever you need me. That is my choice, my love which has no burden on you. You are not responsible for the love I feel for you. I love you, I see the beauty in you. That is solely my choice and my joy.

I only ask you to love yourself regardless of what you wish to be but of what you are today. Love your so-called flaws because they are here to guide you into a bigger version of yourself. Take the challenge of facing your fears, your learned patterns (no matter how much I have tried, I am sure I have imposed upon you many patterns of mine, and I am truly sorry for those moments I fell into the human game and forgot the divine in me) and your limited perception of yourself. Let yourself be free, free of expectations from yourself and from me. Explore life and yourself with wonder and with awe.

And I thank you. Thank you for choosing me to accompany you in this virtual reality. Thank you for teaching me a form of love and acceptance that I might have never imagined. Thank you for your contribution to my growth. Thank you, baby, for simply being you.

And may you go with peace and stay with love. May the creation be gentle and loving to you by bringing beautiful people into your life so that when you fall, and in which you will, from time to time, you will land on a soft blanket of love and reincarnate from your ashes with grace – again and again.

I love you.

Mom.

Your children are not your children.

They are the sons and daughters of Life’s longing for itself.

They come through you but not from you,

And though they are with you yet they belong not to you.

You may give them your love but not your thoughts,

For they have their own thoughts.

You may house their bodies but not their souls,

For their souls dwell in the house of tomorrow,

which you cannot visit, not even in your dreams.

You may strive to be like them,

but seek not to make them like you.

For life goes not backward nor tarries with yesterday.

You are the bows from which your children

as living arrows are sent forth.

The archer sees the mark upon the path of the infinite,

and He bends you with His might

that His arrows may go swift and far.

Let your bending in the archer’s hand be for gladness;

For even as He loves the arrow that flies,

so He loves also the bow that is stable.

Khalil Gibran