11-11 kapısından içeri bakarken

Ben hayatı algılamamızın geniş boyutta detaylandığını düşünüyorum. Bu sebeptendir ki, kendi gelişim yolculuğumda kullandığım araçlar ve kendime baz aldığım bilgiler ve öğretiler geniş bir yelpazede yer alıyor. Ve bu yelpazenin bir katmanı da astrolojiden oluşuyor. Evet, ben her şeyin bir frekans olduğuna inanıyorum ve deneyimliyorum. Bizler evrenin ve kainatın frekansı ile ahenk içinde yaşıyoruz. Gökyüzünde olanlar bizden bağımsız değil. Biz isteyelim ya da istemeyelim, inanalım ya da inanmayalım, eninde sonunda gökyüzünde olan etkileşimden de etkileniyoruz. 

Kendi insan algoritmam ile yaşamıma dahil olmuş ve gökyüzündeki değişimin bu dünya üzerindeki yaşamımızdaki yansımasını inceleyen ve sözlendiren bir takım dostlarım ya da beğeni ile izlediğim bilir kişiler var. Ve onların söylediğine göre şu anda 11-11 kapısından geçiyoruz. Eşikteyiz. İnsanlığımızın bir sonraki dönemini kolektif olarak tanımlarken kendi içimizdeki karanlıklara da bakmak durumunda kalıyoruz. Kalıplarımızın ve yargılarımızın gün yüzüne çıktığı ve hayırlısı ile dönüştüğü bir dönemdeyiz deniyor. Ve bende, kendi naçizane yaşamımda bunu hepimiz gibi tecrübe ediyorum. 

Pandemi dönemi ile istisnasız hepimiz için zaman ve mekan kavramları anlam değiştiriyor. Sanki her gün Cuma günü ve bitmeyen uzun bir günü yaşıyoruz. Ben şahsen haftanın nasıl geçtiğini, günün başlayıp da saatin nasıl 3 olduğunu anlayamıyorum. Şaşkınım ama bir o kadar da rahatım bu eriyen zaman kavramı karşısında. Saygı duyuyorum her şeyden öte. Zamanın şekil değiştirdiği bir dönemi deneyimlemek nasip olduysa vardır bir sebebi diyip gözlemliyorum içimdeki algı değişimini, direnci ve kabulü. 

Mekan kavramı dönüşüyor çoğumuz için. Evimizin 4 duvarı içinde çevrildiğimiz bu dönemde dünyayı sığdırmaya başladık yuvamızın içine. Dış dünyadan öylesine kopuk yaşadığımızda ise o gün yaşamakta olduğumuz bir gerçeklik de boyut değiştirmeye başlıyor. Sanki yaşamımızın kendisi oymuşçasına bütün geçekliğimizi ele geçirebiliyor.

Bir işbirliğinde yaşadığımız iletişim tıkanıklığı tetikledi beni bu hafta. Ve dün baktım ki, 3 gün boyunca bütün gerçekliğimi bu olay ele geçirmiş, başka bir şey düşünemez ve yapamaz hale gelmişim. Kendi dünyamda, evimde, bu konu ile kavrulurken buldum aniden kendimi. Evet, hepimiz düşebiliyoruz bu sarmalın içine. Bir konu bizleri öylesine rahatsız ediyor ve tetikliyor ki yaşamımızın çok boyutluluğunu unutup tek bir olayın gerçekliğini bütün yaşamımızın merkezi haline getirebiliyoruz. O konunun rahatlığımızı, huzurumuzu, neşemizi gölgelemesine biz izin veriyoruz ve kendi maymun zihnimizin oyununa yenik düşüyoruz.  

11-11 kapısında benim kendime uyanışım da bu oldu. Pireyi deve yapma tabiri var bizim kültürümüzde. Bazen bazı olayları kendi kabının ötesine taşıyıp kendi gerçekliğimiz haline getirebiliyoruz. Ve özellikle zaman kavramının erdiği ve mekan algımızın daraldığı, insanlığımız adına yaşamakta olduğumuz çok özel günlerde içsel farkındalığımızı uyandırmak zaruri hale geliyor ki o olayı tekrar kendi kabına geri koyabilelim. 

Farkındalık seviyemiz ne olursa olsun yaşamda olan zorlukların bizlere şifa olmak adına geldiğini ve bunları cesaret ve dürüstlükle dönüştürebileceğimizi unutmayalım ve unutturmayalım. Geçelim içinden erdem ile, zihinsel bahanelerimizin ötesinde duymaya niyet edelim birbirimizi ve umut ediyorum ki büyüyelim ve kabımızı genişletelim. 

Cesur olalım, değerlerimiz doğrultusunda dürüstlükle ve içtenlikle adım atalım yaşama. Kalp ve zihin süzgeçimizden geçirirken aklımızdan geçen ve kendini durmaksızın açıklamalarla teyit eden sözleri susturalım. Ve her şeyi kendi kabında değerlendirelim. Yaşamımızda olan olayları boyutunun ötesinde kendi gerçekliğimiz haline getirmeyelim. Derin bir nefes alalım. Duralım. Derinlere bakalım. Büyüyelim. 

Ve sevgili Mor Alev’in bugünki sözleri ile uğurlayalım takıldığımız detayları, kişileri, olayları … şifalandıralım. 

“Dünyanıza kaosa katılarak yardım etmeyeceksiniz. Haklılık iddiası, yargılama, üstünlük duruşuyla dünyanıza yardım edemezsiniz. Dünyanıza kimsenin karanlığına zorla ışık sunmaya çalışarak da yardım edemeyeceksiniz.

Bütün bunların yerine, ışık olun. Sevgi olun. Huzuru koruyan olun. Sabah kalktığında gece boyunca başını özenle taşıyan yastığı takdir eden olun. Duşunuzdaki suyu ve sabunu sevin. Kahvaltınızı sevin. Yuvanıza şükredin. Ailenize şükredin. Köpeğinizi sevin. Çocuklarınızı övün. Partnerlerinizi takdir edin. Sonra dua edin sevgililer, tüm insan kalplerin canlanıp yükselmesi için. Acı içinde olanların acılarının dinmesi için. Korku içinde olanların Yaratan’ın sevgisini hissetmesi için. Huzurda olmanız için dua edin.”

Sağlıcakla sevgide kalın…


Gözlemci

Bazen sadece kendini dinlememek, sadece gözlemlemek için yazarsın. Bırakırsın aksın zihnindekiler. Aksın ki onun altında, daha içlerde, daha derinlerde olanı gözlemlemeye de alan açılsın. Üstte dalgalanan ve senin bakış açını buğulaştıran düşüncelere dokunmayı ve incelemeyi bırakasın. 

Maymun zihni dediğimiz ve düşüncelerin akışının hızında daldan dala atlayan, gelen düşünceye tutunup ona derinlemesine dalarken bir diğer gelen düşünceye atlayan bir zihin halindeyiz genelde. Halbuki keşke bir de o dalı tutmasak, gelen o yeni düşünceye atlamasak. Bıraksak düşünce düşse yere, kendi kendine eriyip yok olsa. Ta ki bir sonraki gelene kadar. İnan bana, eninde sonunda bir sonraki düşünce gelecek… biz bir insanız. Yaradılışımız zihnimizin ve ruhumuzun uyumunu sağlamak üzere kurgulanmış.

Belki de yaşam dediğimiz bu yolculuğun ana amacı düşünceler ve içsel sessizlik arasındaki dengeyi arayışımız.

İşte bu zihnin oyununu ve belki de var oluş sebebini idrak ettiğimizde, elimizden geldiğince, düşüncelere tutunmayı bırakıp, o içinden geçmekte olduğumuz panik, endişe ve kurgudan çıkmaya niyet edebiliriz… işte o zaman tekrar dingin bir nefes alma, düşüncelerin akışından bir es alma farkındalığına gelebiliriz. Niyetimiz, iki düşünce arasındaki zamanı esnetmeye başlamak. Zamanın yavaşladığı o esnada da mümkünse gözlemci konumunda kendimizi izlemeye alan açmak. 

Zihnimizdeki düşünceler arasındaki zamanın esnemesi gerçek manada ne zaman oluyor biliyor musunuz? Şimdi! Anda anında! Ancak ana geldiğimizde zihnimizdeki düşüncelerin sesi kısılmaya başlıyor. Bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz ahenk içinde oluyor. Tüm varlığımız, dikkatimiz ve niyetimiz anda var olmaya ve yaptığımız her ne ise ona odaklanmaya başlıyor. Nefesimiz dengeleniyor. 

Ben bu hissi  kendi naçizane yaşamımda ne zaman hissettiğimi düşündüğümde aklıma şu tecrübeler geliyor;

Yoga yaparken veya fiziksel bir zorluğun içinden geçerken; bedenimin sınırlarını esnetirken zihnimin ve bedenimin anda olduğu zamanlarda. Meditasyon ve / veya nefes esnasında. Küçük bir çocukla ya da bebekle vakit geçirirken. Ve kimi zamanda yemek yaparken. 

Bir başka anda kaldığımı gözlemlediğim anlar ise değer katmak üzere aldığım sorumluluklar esnasında yaşama geçiyor. Mesela Oy ve Ötesi’nde gönüllü olduğumda herseyini hakkaniyetli bir şekilde ilerlemesine gösterdiğim özen esnasında yüzde yüzümle andaydım. Art of Living Ashram’ında seva (hizmet) yaparken ya da sessizlik esnasında simültane tercümanlık yaparken tamamen bir kanaldım. Veya bir kuruma / topluluğa değer katmak üzere sahne aldığımda bütüne değer katması ümidimle içimden sözlenleri aktarmaya özen gösterirken şimdi buradayım. 

Ana geri gelmek ve gözlemciyi uyandırmak için kullandığım ana aracım ise yazı yazmak. Panik atak geçirdiğim dönemlerde en aktif kullandığım aracımdı yazı yazmak. Hissin içinde kaybolmaya başladığım, benden öte düşüncelerin içine düşmeye başladığım anda bilgisayarı / kalemi ve kağıdı alıp yazmaya başlıyordum. İçimden geçenleri, zihnimde uyananları yazmaya başladığım anda bir süre sonra kendimi düşünceden düşünceye atlamayı bırakmış kendimi izlerken buluyordum. Gözlem esnasında fark ettim ki; bir panik atağı bedeninde yaşayan vardı, bir bunu yazmaya niyet etmiş bir bilinç vardı ve bir de bu ikisinden de öte yazanı ve yaşayanı izleyen bir ben vardı. Ve bir zaman sonra yazan da gözleyeni sözlendirmeye başladı. Gözlemci konumundan yaşadıklarına anlam veren tarafım kalemi aldı da diyebiliriz belki de. Böylece düşüncelerin arasında kaybolup, bedenimde endişeyi hissetmektense zihnimi ana yazarak getirebileceğimi keşfettim. 

Aslında, bloguma başlama dönemim de işte tam bu zamanlara denk gelir. Seslendirme ihtiyacımı kaleme dökmeye başladığım zamanlar. İçimde sözlenenleri aktarma ihtiyacı duymaya başladığım zamanlar. Yazı benim ilacım oldu. Kendime kavuşma yolculuğumda, yaşam amacım olan ifade ihtiyacımı gidermeme şifa oldu. Kelimeler nedense hep daha keyifte aktı yazarken, kendimi kendime daha net ifade ederken buldum. Ve akabinde de duyulmaya başladım sanırım. İşte buna minnettarım.

Hepimiz gibi benimde duyulmaya, görülmeye ve sevilmeye ihtiyacım vardı. Ve bunlar kanımca, insan hikayemizin en temel ihtiyaçları. 

Kendimizi gözlemleyelim ki bu bedene üflenmiş bu ruhun bu kutsal yaşamda, bu cennet dünyada ne değer katmaya gelmiş onu da hissetmeye ve icra etmeye başlayabilelim. Kısacık bir yaşam var önümüzde ve bidiğimiz bir şey var ki, hepimiz bir gün bu boyuttaki yaşama veda edeceğiz. İşte bence, doğum ile ölüm arasında aldığımız nefeslerin kıymetinin farkında, hakkını vererek yaşamak en ulvi görevimiz. Yaşamı tecrübe eden bu bedenin, bu hikayenin içine düşmüş ruhun gözlemci konumuna çıkabilmek. Yaşamı ve kendimizi gözlemleyerek, öğretilenlerin, zihnimizin ötesinde kendimizle irtibata geçebilmek. 

Ha baktık susturamıyoruz mu o sesleri? Zihnimizden geçen düşünceleri, endişeleri bırakalım bulutlar gibi aksın gitsinler. İzleyelim onları. “Bugün böyle” diyebilelim. “Bugün yorgunum ve zihnimin kargaşasısının tam ortasındayım.” Ve buna da peki. Bu da güzel. Kendime ve yaşama dair görmem gereken ne varsa görmeye, kabul etmeye, sevmeye ve dönüştürmeye hazırım. Nefesimde kalarak, kalemime kağıdıma sarılarak kendimi izlemeye alan açabilirim. 

Ve yarın… işte yarın, yepyeni bir gün. Yepyeni bir frekans. Yepyeni bir ben. Sadece bugün, şimdi burada, anda anında bu böyle… içinde olduğum ruh halimi bir sonraki ana çekip çekmemek bana kalmış. Yarının bugünden farklı yepyeni bir gün deneyimi olması sadece benim bakış açıma bağlı… 

Sadece bugün böyle. Tutunma, bırak. Bugünle beraber akıp gitsin an’a ait edişelerin, korkuların, içsel çelişkin.


Integrity

Integrity dilimizde “tamamlanırlık, bütünlük yada onurluluk, dürüstlük” olarak tanımlanmakta. Ama gerçek anlamına inersek “kendine dürüst bir şekilde yaşamak” ta diyebiliriz. Kimse sana bakmazken yaptıkların ve oluş halin diye de ifade edebiliriz.

Dışarıda kendini ifade etmeye niyet ettiğin erdemli duruşunu, yaşama nezaketini ve hassasiyetini yalnızken, hiçbir göz sana bakmazken de uygulayabiliyor musun?

Sözün, duruşun, niyetin, hareketlerin yaşamın her alanında bir mi?

Net, dengede, dürüst ve alçakgönüllü müsün?

İşte aslında integrity bu. Tamamlanmış ve bütün olmak. İçindeki her parçayı görmüş, kabul etmiş ve dönüşmesine izin vermiş olmak. Kendine dürüst bir şekilde yaşamak.

Joint Idea ile yollarım kesiştiğinden beri tek net durduğum bir duruş var. Yazılarımızda, sözlerimizde, iletişimimizde hep sevgi lisanı kullanmak ve kurban lisanına alan açmamak. Kimileri tarafından yargılandım belki de. Kelimelerimiz çok ezoterik, güncellikten uzak ve hayalperest geldi belki. Tek niyeti “başka bir dünya mümkün”ü fısıldamak olan bizlerin geleneksel yaklaşımla ve korku kelimeleri ile seslenmemizin beklenmesi mümkün değil kanımca. Kendi bütünlüğünü yakalamaya niyet etmiş bizlerin inandığımız dünyanın lisanı dışında hitap etmemiz “integrity” kavramı ile ters düşmekte.

İşte bu yüzden bazı kelimeleri özenle dönüştürmeye niyetim. Kendime doğru ve dürüst bir yaşam arzumdan. İnsanlığımız için daha üst kalibre bir yaşam tasarlanabileceğine dair ümidimden. Kendi kabımı genişletmeye niyetim, dönüşümün kendi olmamız gerektiğini bilmemden. Ve işte bu yüzden sözlerime özenim. Dönüşümün kelimelerle, sözlerle başlayacağına inancımdan.

Hadi bugün, sadece bir gün niyet edin. Ağzınızdan kelimeler çıkmadan bir nefes alın ve şu üç süzgeçten geçirin kelimelerinizi;

Doğru mu?

Gerekli mi?

Nezaketli mi?

Sadece bir gün ağzımızdan çıkacak olan kelimelerin frekansına özen gösterelim. Kelimeler sözlenmek mi istiyor ya da sadece düşüncesizce, tepkisel mi geliyor? Evet, asıl olan düşüncelerin akış kaynağını iyileştirmek. Ve fakat, yine de, tercih edip sözlendirmeye geçersek zihnimizi de eğitmeye başlayacağımız kanısındayım. Dudaklarımızın arasından çıkmaya niyet eden o ses nereden geliyor? Zihnimizden mi, öfkemizden mi, yargısal bakış açımızdan mı? Söylemek istediklerimiz doğru mu? Hadi doğru diyelim, gerçekten gerekli mi? Unutma! Ağzından çıkan her ses bir frekans! Ve zaman içinde sende o frekans olmaya başlıyorsun. Başkasına söylediğin o sert, yargısal kelimeler olmaya başlıyorsun. Değer mi kendi akışını ve frekansını kirletmeye? Gerçekten gerekli mi? Hadi doğru ve gerekli diyelim. Son bir süzgece tabi tut bir de… kelimeler nezaket, şefkat ve anlayış barındırıyor mu? İşte o zaman müsaade et sözlensin kelimelerin.

Kelimelerimizi dönüştürürsek zihnimizi dönüştürebiliriz. O çok sesli koro bize hükmetmeyi bırakır, seçen biz oluruz. Yaşamımızı tercihlerimizle şekillendirmeye başlarken dünyada görmeyi ümit ettiğimiz değişimi kendi bedenimizde yaşama geçirmeye başlarız. Ve belki de bizlere sunulmuş bu yaşamı onurlandırmış oluruz. Integrity’de bu değil mi; onurluluk ve dürüstlük. Bu beden içinde, şimdi burada, bizlere bahşedilen hayatı onurlandırmak, hakkını vermek, kendimize dürüst bir şekilde yaşamak.

Hadi gelin bugün, sadece bir gün kelimelerimize özen gösterelim… bakalım sözlerimizle anda anında yaşamımızda neler dönüşmeye başlacak.


The Great wave

İş ve yaşam algımızın birbirinden derin çizgilerle ayrıldığı bir dünyaya doğdum ben. Başarı kavramının maddi kazançla ölçüldüğü, iş kavramının ise maddi kazanç sağlamak için icra edildiği bir dünyaya doğdum. Hiçbir zaman için sormadık kendimize, ben bu dünyaya kendi biricik özelliklerimle ne değer katabilirim diye. İnsanlığımız için dikte edilen bu oyunu oynamayı bırakıp, değer kavramını dönüştürerek, yepyeni bir gerçeklik tasarlayabilir miyiz diye.  

İş seçerken ilk motivasyon kaynağımız başarılı olup para kazanabileceğimiz bir iş sahibi olmaktı. Bizlere  aktarılmış ve bizlerden beklenen bir yaşam vardı. Okulu bitirip daimi kazanç sağlayabileceğimiz bir işe kapak atacaktık ve ardından da beklenilen ve belki de toplumsal olarak talep edilen adımlar izleyecekti bu yolculuğu. Evlenip, çocuk sahibi olacak ve sonsuza kadar mutlu yaşayacaktık. Emekli olana kadar keyif alsak da almasak da mümkünse aynı işte ve aynı firmada çalışacak ve akabinde de sudan çıkmış balık gibi “ben” kavramının ne olduğunu bilmeden emekliliğimizi yaşayıp, yaşama veda edecektik.  

Ve fakat, arada, dünya değişti. Bizler teknolojinin hızlı gelişimi ile yepyeni bir dünyaya uyanırken ve yaratımına onay verirken COVID-19 gibi bir pandemi eşliğinde gerçek değerlerimize uyanmaya başladık.

Teknoloji ile hepimiz birbirimize yaklaşırken bir o kadar da ayrıştırıldık. Gelişen tıbbın etkisi ile yaşamlar uzarken, neyi niye yaptığımızı daha sık sorgular hale geldik. Kadim bilgilerin yüzyıllar boyunca sunduğu araçlar hepimiz tarafından bir click ile ulaşılabilir oldu.Kendi iç sesimize daldıkça, bizlere dikte edilen yaşamın sorgusuz sualsiz yaşanmasının mümkün olmadığına uyanmaya başladık adım adım. Yaşamın kısalığının farkındalığı ile bırakacağımız el izinin kıymetine uyandık belki de. Bir tanecikliğimizin farkına varmaya başladık. Bu dünyanın gidişatına, insanlığımızın bir sonraki evresine nasıl değer katacağımızı sorgulamaya başladık. Ve sorgulayanlar, başka bir dünya mümkün ütopyasına inananlar, birbirine çekilmeye başladı. Birbirinden kıymetli sosyal kabileler birleşmeye, gerçek işbirliği kavramını tanımlamaya ve hayata geçirmeye başladı.

House of Beautiful Business bu sosyal kabilelerden biri işte. Benim için ise, dünyanın keşmekeşinden, günlük hızdan, belki de bilgi kirliliğinden uzaklaşmak için sığındığım sımsıcak bir yuva. 4 senedir yolculuklarına eşlik ettiğim bu sosyal kabileden beslenirken değer katmak ise öylesine kıymetli ki. Diliyorum ki bana dokunan bu ekosistemlerden siz sevdiklerim, kıymet verdiklerim de faydalanabilin. Başka bir dünya mümkün, biliyorum, hissediyorum ve tercih ettiğim yolda her gün buna inanan ve niyet eden başka ruhlarla kesişiyor yolum.

Bizler, hepimiz, doğanın bir parçasıyız ve nihayetinde bir frekansız, enerjiyiz aslında. Ve istesek de istemesek de sosyal kabilemiz diye nitelendirdiğimiz insanların frekansı ile ahenk içinde olmaya başlıyoruz zaman içinde. Ümitte kalmak, kendi enerji alanımızla dünyaya değer katmak istiyorsak kurban psikolojisinin ötesinde işleyen ekosistemlerin bir parçası olmamız ve bir’likte üretimde olmamız ise kaçınılmaz.

COVID-19’un güzelliği ise bizlere böylesine sosyal kabilelere ve bilgilere evimizin rahatlığında ulaşma imkanı sunuyor. Gönül istese de maddi, manevi, yaşamsal bazı zorunluluklar ve kısıtlamalar neticesinde seyahat edip, tecrübe edemediğimiz bu organizasyonlara dahil olma ve ilham alma imkanı sağlıyor. Gelişmemek, öğrenmemek ve yaşama farklı bir açıdan bakma olasılığını göz ardı etmek için hiçbir sebebimiz yok artık. Ve açıkçası… lüksümüz de yok.

Kendi vazgeçmişliğimizi ve inançsızlığımızı dönüştürme zamanı ŞİMDİ!

Bu sene House of Beautiful Business ilk defa 3 gün online olarak gerçekliyor. 16-19 Ekim tarihlerinde bu yuvanın kapıları dünya çapında dahil olmak isteyen herkese açılıyor. Ana etkinliğin yanı sıra 35 ülkede lokal hublar ile iş yaşamının güzelleştirilebileceğine inanan ve araştıran kalpler bir araya gelecek. Biz, Joint Idea olarak, bu sene de Istanbul’daki gerçekleştirilecek olan hubın tekrar ev sahipliğini yapmaktan gurur duyuyoruz. Tüm festival dahilinde 18 Ekim Pazar günü, baharın son günlerini yaşarken, Bomonti Ada’da sizleri bekliyor olacağız. 10 tane kıymetli konuşmacı eşliğinde ben kavramının biz kavramına dönüşüne ve üstel teknolojilerin bir’lik bilincine nasıl hizmet edebileceğine dair alan tutuyor olacağız. Pandemi sebebi ile bu fiziksel birlikteliğimizde kısıtlı sayıda izleyici kabul edebiliyoruz. Bu sebeple Great Wave’e biletinizi alırken bizlere sosyal kabilelerimize ulaştırmak için sunulan %25’lik indirim kodunuz için şifremiz “SPLASH_ISTANBUL”u girmeyi unutmayın. 18 Ekim’deki bu birlikteliğimizde yerinizi ayırmanızı gönülden tavsiye ederim.

İçinizde hissettiğinizi biliyorum…. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Bizler yepyeni bir varlığa dönüşmekteyiz ve yaratımlarımızın da aynı hızda ve derinlikte dönüşmesi de kaçınılmaz. Ütopya mümkün, evet. Ve fakat, hep beraber niyet edersek yaşama geçirebileceğimiz de kanıksanamaz. Hadi gelin… adım adım dokunarak, dokuyarak, dönüştürerek insanlığımızın bir sonraki evresini beraber tanımlayalım, değer katalım.

House of Beautiful Business’ın bu seneki organizasyonu Great Wave’e katılmadan ana programa göz atmanızı öneririm…. Bu birbirinden kıymetli konuşmacı ve konuların sizleri heyecanlandıracağına eminim. Istanbul’daki etkinliğimiz “Trancendance” ‘da ise sizleri aramızda görmek için sabırsızlanıyorum…

Görüşmek ve kavuşmak dileklerimle…

Sağlıcakla hep sevgide kalın!


yeniden yenide

Yaşamın dönüştüğü günlerden birinden tekrar merhaba, 

Biz bu yaz, yaşamı daha üst bilinçten gözlemleyebilmek ve yolculuğumuzu yeniden tanımlayabilmek adına kendimize alan açtık ve şehrin keşmekeşinden uzaklarda doğayı kendimize mesken edindik. Son 1,5 aydır sosyal kabilemiz olarak nitelendirdiğimiz dostlarımız ve yol arkadaşlarımızın eşliğinde gezegenimizin en keyifli topraklarından biri olan Ege’de güne uyanmaktayız. Doğanın şefkatli ritmine kendimizi bıraktık, içimizde uyananları izliyor, dinliyoruz. Bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi besliyor ve dönüşümlerine tanıklık ediyoruz. Her gün büyüyor, kendimizi ve yolculuğumuzu yeniden yenide tanımlıyoruz.

Astrologlar içinden geçtiğimiz bu dönemi bir fırtına olarak nitelendiriyor. Etrafımızdaki her şey hızla dönüşüyor, değişiyor. Bizlere düşen en büyük görevin ise fırtınanın merkezinde köklenerek ve dengemizi koruyarak yaşamımızda her şeyin dönüşmesini izlemek olduğunu dile getiriyorlar. Belki de bu kıymetli topraklarda bizim de yapmaya özen gösterdiğimiz bu; fırtınanın ortasında dengeli bir şekilde gözlemcide kalmak. Kolay olmuyor tabi. Bizlerin de yaşamı kolektif değişimden payını alıyor, hızlıca dönüşüyor. Bizlere hizmet etmeyen hikayeler yaşamımızdan adım adım çıkmaya başlıyor ve biz de şefkatle yolcu ediyoruz her birini. 

Joint Idea bundan 6 sene önce Arnavutköy’deki ofisi ile ortak fikirlerden doğabilecek sinerjilerin buluşma noktası olarak yaşam buldu. Arnavutköy’deki mekanımız, kendi iş yaşam dengemizde dönüştürmek istediklerimizi deneyimleme laboratuvarımız oldu. Love Mafia’nın birbirine çekildiği, Life Works Labs’in tanımının, hikayesinin yaşam bulduğu mekan oldu. Jam sessionlar ve pot luck yemeklerle bir topluluk olarak yaşamı kutladığımız yuvamız oldu. 

Her sohbet kalpten geçti, her kelime özenle seçildiHer toplantı yol arkadaşlığına, dostluğa dönüştü.

2020 Ocak ayında, insanların genelde yaşamlarını gözden geçirdiği bu dönemde, ortak çalışma mekanı olarak tanımladığımız bu fonksiyonun, artık bizlere daha fazla hizmet etmediğinin farkındalığı ile Arnavutköy mekanımızı kapatma kararını aldık. 2020 Mart ayında veda ettiğimiz bu mekanımız, bizlere ev sahipliği yaptığı süreç boyunca,  kendimizi tanımamıza ve yolculuğumuzun o günkü gidişatını tanımlamamıza kucak açtı. Hayatımızdan çıkışı bile bir öğreti oldu bizler için. Ruhumuzun dilediği iş birliklerini tanımlı bir alanın ötesinde, ülkemizin sınırlarının ötesinde gerçekleştirebileceğimiz farkındalığı ile geleneksel ofis kavramına veda etmemize vesile oldu. Bizler nerede olursak ofisimizin orası olduğu gerçeği ile egomuzun arzu ettiği, öğretilen mekansal ofis kavramını dönüştürmeyi kabul ettik bu veda sayesinde. 

Arnavutköy mekanımızın akabinde 5 sene önce Joint Idea Kanyon yaşam bulmuştu. Kurumlara yenilikçi tasarımı ile yeni dünyaya dair yaklaşımlarını tanımlamaları için alan tutan Kanyon Joint Idea, aynı zamanda Love Mafia’nın sözlendiği yuvamız oldu. Ruhlarında insanlığımız için başka bir gerçekliğin mümkün olduğuna inanan birbirinden kıymetli kalbin aktarmak istediklerine alan tuttu. Daimi gelişim platformumuz Life Works Labs’in yaşam bulduğu ve topluma değer kattığı bu mekanımızı kapatma kararını da bugünlerde vermekteyiz. 

Değişime inancımızla fırtınanın tam ortasından sesleniyorum bugün siz sevgili yol arkadaşlarımıza.

Değişim kaçınılmaz. Bizlere hizmet etmeyen, yük olan, enerjimizin doğru kanallara akmasına mani olanlardan arınma zamanı şimdi. Her şey hayırlısı ile olur. Gelen de giden de kabulümüzdür. Yaşama inancın zaruri olduğu bu günlerde bizler de aynı inançtan huzurla yolculuğumuzu dönüştürmekteyiz. Bugün, anda anında, (2021’de ne yolculuklara yelken açacağımızın sözünü şimdiden verememekle beraber, yaşamın sunacaklarına dair oldukça heyecanlı olduğumuzu da belirtmek isterim. Ve bugün, ruhumuzda tasarımında olduğumuz yolculukların bizleri heyecanlandırdığını fısıldayabilirim sizlere ancak) mekansal yolculuklarımızdan arınma kararımızı hayata geçiriyoruz.

Love Mafia olarak Covid-19 dönemi boyunca online olarak gerçekleştirmekte olduğumuz alan tutma çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Uni.verse ile başlayan online festivallerimizin devamını planlamaktayız.  Dünya çapındaki iş birliklerimize büyük bir inançla değer katmaya ve insanlığımızın bir sonraki aşamasının tasarımında yer almaya keyifle devam etmekteyiz. Hiç üzülmeyin, sosyal kabilemiz olan sizlerle fiziksel olarak bir araya geleceğimiz tecrübeleri hayal etmeye ve tasarlamaya da niyetliyiz. 

Arnavutköy ve Kanyon’daki mekansal yolculuklarımızın bugün gururla taşıdığımız “Utopian” titrini yaşama geçirmemize vesile olduğu için minnettarız.  İnsanlığımızın bir sonraki tasarımına kendi üstel insanlığına niyet etmiş, gözlemci konumunda olmaya özen gösteren insanlar olarak giriyoruz. Yaşamın sunmakta olduklarını iyi ya da kötü olarak nitelendirmeden “hadi bakalım” edasıyla merakla yaklaşıyoruz. Biliyorum bazılarınız bu mekanların kapatılmasına bizler kadar üzülecek, içleri burkulacak. Hadi gelin bana her zaman ilham veren bir Budist hikayeyi beraber okuyalım, bence hepimizin bu süreci anlamlandırmasında yardımcı olacak;

Bir zamanlar, vaktinin çoğunu tarlasıyla ilgilenerek geçiren yaşlı bir çiftçi varmış. Bir gün, bu çiftçinin atı kaçmış. Durumuna üzülen komşuları, çiftçiyi teselli etmeye gelmişler. “Ne kötü şans” demiş bir komşusu.
Belki” diye cevap vermiş yaşlı çiftçi.

Ertesi sabah çiftçinin atı, peşine taktığı üç vahşi at ile geri dönmüş. Bu durumu hayretle karşılayan komşular “Ne kadar da harika!” demiş.
Belki” diye yanıtlamış yaşlı adam.

Bir sonraki gün, çiftçinin oğlu yabani atlardan birine binmeye çalışırken düşmüş ve ayağını kırmış. Komşular, bu talihsizliğe ne kadar üzüldüklerini dile getirmek için yaşlı adamın evine gelmişler.
Belki” demiş çiftçi.

Ertesi gün, köyün erkeklerini orduya almak üzere askerler gelmiş. Çiftçinin oğlunu ise ayağı kırık olduğu gerekçesiyle es geçmişler. Komşular her şeyin nasıl da güzel bir sonuca bağlandığını söylerken,
Belki” demiş yaşlı çiftçi.

Yaşamda hiçbir şey iyi ya da kötü değil. Başımıza gelenlere gözlemci konumundan bakmaya niyet eder, gelenin hayırlısı ile geldiğine dair inançta kalırsak yeniye alan açma olasılığımız da o kadar fazla oluyor. Tutunma zamanı değil bugün. Bırakma ve dönüşüme izin verme zamanı. Önce kendimizden başlayacak bu yolculuğun dünyamızda da hayat bulmasına izin verme zamanı.

Artık bildiğimize ihtiyacımız yok. Artık bilmediğimizi öğrenmeye, araştırmaya ve günlük yaşamımızda uygulamaya ihtiyacımız var. Mor Alev

Kendi kalıplarımız ve yargılarımız ile başlayacak bu dönüşümün dünyada yaşam bulabilmesi için bildiğimiz ve kabul ettiğimiz sistemlerin ötesini hayal etmeye ve sonra da yaşama geçirmeye ihtiyacımız var. Ve gün, bugün. Bugün teknoloji sayesinde hepimiz küresel olarak iletişim içerisindeyiz. Bir tane güzel adımın, bütüne faydalı bir niyetin yaşam bulması ve doğru sosyal kabileler tarafından duyulabilmesi için inanılmaz bir ağa sahibiz. İmkansızı gerçekleştirmenin günü bugün. Ve bunun için, bizlere hizmet etmeyen inançları, sistemleri, uygulamaları, işleyişleri, yaşamları bırakma ve hatta unutma zamanı ki, insanlığımız için yepyeni bir gerçekliği bir’likte tasarlayabilelim, yaratabilelim. 

Evet… Şimdi bırakma ve sizlerin huzurunda birçoğumuza ortak akılda birleştiğimiz bir kabile ile bir araya gelme imkanı sağlamış olan Kanyon Joint Idea’ya veda etme zamanı. 

Online alan çalışmalarımızda ve Love Mafia online platformumuzda görüşmek, birlikte gelişmek ve yaratmak dileklerimle. 

Sağlıcakla sevgide kalın. 


Neowise

Scroll down for English version

Son bir aydır doğanın iyileştirici enerjisini her an damarlarımda hissettiğim vahamdan sesleniyorum bugün size.

Her gün sabah erkenden cırcır böceklerinin ve doğanın uyanışının sesleri ile kalkıp köpeğimi bostanların arasında yürüyüşe çıkartıyorum. Onu izledikçe içimde yepyeni bir zeka uyanıyor. Köpeklerin bebeklerle olan benzerliği, her gördüğü yeni şeye dair duydukları heyecan ve yaşama dair içlerinde uyanan merak bana ilham veriyor. Ardından sabahın erken saatlerinde göl gibi berrak denizimize atlıyorum. Birbirine fısıltıyla “gün-aydın” diyen, çocukluğuma tanıklık etmiş büyüklerimi izliyorum. Sabah ritüellerine olan sadakatleri ile şifa niyetine denize girişlerine, şehrin keşmekeşinden uzak huzur içinde var oluşlarına tanıklık ediyorum. Tavukların altından taptaze soframıza gelmiş yumurtalarımızın, bostanlardan toplanmış domateslerimizin keyfi ile güne başlıyorum. Bu topraklarda bedenime gösterdiğim saygı beni çok mutlu ediyor. Yaşamının en güzel versiyonunu yaşadığını hissediyorum. Bugün, anda anında.  

Günler sakin bir rutin içinde akıyor. Şehirdeki yaşamdan farklı olarak burada program yok, yetişmen gereken hiçbir şey yok. Uyanıyorsun ve yaşamın akışına bırakıyorsun kendini. Toplantılarımız ve işlerimiz baki olmakla beraber onlara bakış açımız bile dönüşüyor bu sakinlik içerisinde. Teslimiyet hakim yüreğimde. Gidenler hayırlısı ile gidiyor, dönüşen hikayeler yeni yollara vesile oluyor. Bazı yüreklerde uyanan (ki bu yürek kimi zamanda benim yüreğim oluyor) çelişkilerin yüksek bilinçle hızlıca çözülüp dönüşmesine tanıklık ediyorum. Etrafımda yol arkadaşım dediğim sevdiklerimin eşliğinde büyüyorum, anlamlandırıyorum, kabule geçiyorum.

Akşamları ise en sevdiğim ritüel olan yıldızları izlemeye çıkıyoruz. Yerleşimin doğaya saygılı olduğu bu topraklarda, akşam şehir ışıklarının yokluğunda, gökyüzü bizlere kendi yüceliğini sunuyor. Uçan uydular, takım yıldızları, kayan yıldızlar ve şimdi de kuyruklu yıldız Neowise bizlere gökyüzünde eşlik ediyor. Her akşam yapmakta olduğumuz bu ritüel içimde bir farkındalık uyandırıyor adeta. “Beni her akşam görebilseydiniz kabınızı anımsardınız” dercesine fısıldıyor.

Şehirlerde yaşamımızda belki de en eksik olan şey gece yıldızları hissedemiyor ve göremiyor oluşumuz. Yıldızları izledikçe bir küre üstünde yaşayan tek bir insan ırkı olduğumuzu, tüm yaradılış içinde ne kadar küçük olduğumuzu anımsıyorum. Sorun dediklerimiz eriyip yok oluyor. Ben dediğimiz görkemli egomuz kabına geri giriyor. Ülkeler arasına insan eli çizilmiş sınırlar yok oluyor, aynı gök kafesin altında yaşayan dünyalılar olduğumuzu anımsatıyor. Ve belki de diyor yüreğim… belki de hepimiz her akşam gök yüzüne bakabilsek, yıldızların altında bu dünya üstündeki varlığımızı kutlayabilsek, bedenimizin ötesinde açlıkla kükreyerek ilgi isteyen egomuza seslenebilsek…

“Sen bana hizmet etmek üzere varsın, ben sana değil. Ben senden ötesiyim. Ben yaratanın ve evrenin bir parçasıyım.”

Ve yaşamda sözlerimize, kendimize, toplumlarımıza, iş yapış şekillerimize, sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz kalıplarımıza evrensel bir bilgelikle bakabilsek. İşte belki o zaman Ütopya’yı yeniden yenide tanımlama ve yaşama geçirme imkanımız olur gibime geliyor, hep beraber.

Bugün neredesiniz bilemiyorum ama her nerede olursanız olun, eminim azıcık şehir dışına çıkma imkanınız olacaktır. Çıkın o çok değer verdiğimiz sistemlerin dışına ve insanlığımızı anımsak adına gözlerinizi göğe çevirin, onun görkemi altında susturun sorunlarınızı içsel teyit eden sesinizi. Ve bugün yaşamda olmanın keyfi ile, nefes aldıkça dönüştürebileceğimiz insanlığımıza olan Tanrısal inançla gök yüzüne bakın. Ve eğer içinizde uyanırsa bırakın sözlesin o tek kelime … şükür. İşte ancak o noktadan sonra yaşamda dönüşmesini istediklerimizi daha net görebilecek ve onları dönüştürebilecek gücü kendimizde bulabiliriz.

Şükür

English Version

Today, I am reaching out to you from my oasis. From a land where I have been feeling the healing energy of the nature in my veins for the past month. Every day, I wake up early in the morning with the sound of the crickets and nature’s transition to awakening. I take my dog ​​for a walk amongst the fields. As I watch her, a whole new intelligence awakens within me. Her excitement, curiosity and joy resemble those of the babies, our purest form. Then, I jump into our crystal-clear sea. I watch those who have witnessed my childhood whisper good mornings to each other. I observe their loyalty to this morning ritual, soaking in the healing power of the sea and being present within their bodies, far away from the chaos of the city. I start my days with the pleasure of eating freshly laid eggs, tomatoes collected from the farms. The respect I display for my body in this land makes me very happy. I feel that I am experiencing the best version of me now. Today.

Days flow in a calm routine. Unlike the city life, there are no programs here, there is nothing I need to catch up with. I wake up and surrender to the flow of life. Even though our meetings and work remain, our perspective is calmer. The feeling of surrender is dominant in my heart. I let go of those who do not serve and transform our story to the new paths that are being reveled. I witness the agitations that rise within our hearts (sometimes in mine, sometimes in others) are being resolved quickly with higher consciousness. I am growing, evolving, transforming to a new me in company of my tribe, my consciously chosen partners in life.  

The evenings are reserved for my favorite ritual; stargazing. In these lands where settlements are designed respectfully to nature, the sky displays its glory in the absence of the evening city lights. Flying satellites, constellations, shooting stars and now comet Neowise accompany us in the sky. This ritual, which we perform every evening, started to evoke an awareness within me. I feel it whispering gracefully; “If you could see me every night, you would remember your container.”

Perhaps the most incomplete thing in our city lives is that we cannot feel or see the night sky. As I watch the stars, I recall that we are a single human race living on this globe. One again, I realize how tiny we are within all creation. And suddenly, what we call problems starts to melt away. I call back my magnificent ego back into its container. Human-drawn borders between countries disappear, reminding me that we are earthlings living under the same night sky. I start to wonder, maybe if we can all look at the sky every evening and celebrate our presence on this earth maybe we can control our egos roaring beyond our bodies seeking for attention. Then perhaps we can whisper these words

“You are here to serve me, not me to you. I am beyond you. I am a part of the creator and the universe.”  

May be then we can look at our words, ourselves, our societies, our ways of doing business, and the patterns that we accept without question, with a universal wisdom. Maybe then we will have the opportunity to redefine Utopia and put it into practice.

I don’t know where you are today. But wherever you are, I am sure you will have the opportunity to get out of the city for a while. Get out of those systems that we value very much and turn your eyes to the evening sky to remember our humanity. And under its glory, silence that voice within which constantly confirms the self, of your problems and worries. Gaze at the sky with the pleasure of being alive today, with your belief in our humanity and divinity. Trust that you can transform all as long there is breath within you. And if a feeling arises within you, let it out with a “thank you”. Only after that point can we perceive what we want to transform in life and manifest a new reality.

Gratefulness is the key… a simple thank you for all that is.  


Unutmayalım

Sımsıcak bir iklimden hepinize merhaba.

Yazın gelmesi ile hepimizin içindeki Covid-19 endişelerinin bir nebze azaldığı ve belki de yakın çevremizle yaşamın güzelliklerinin tadına tekrar varmaya niyet ettiğimiz bir dönemdeyiz. Bu kutlama hissi hepimizin gönülden ihtiyaç duyduğu bir his olduğu kanıksanamaz. Ülkemizin doğası ile inanılmaz imkanlar sunduğu bu mevsim hepimiz için keyifle geçsin.

Covid-19 dönemini anlamlandırma aşamasında bütün sevdiklerimden duyduğum ortak bir endişe vardı, bugün sizlerle onu paylaşmak istiyorum. Belki insanlığımıza olan inanç eksikliğinden (ki eski bilinç seviyesinde yaşayan hepimiz bu inancı her daim teyit ettik) Covid-19 döneminde insanlık adına yarattığımız gerçekliğe dair hepimizin duyduğu endişeyi ve dönüştürmek istediklerimizi unutacağımıza dair bir hissiyat var. Haklı da olabilirler. İnsanlık tarihi bizlere defalarca ne kadar unutkan olduğumuzu kanıtladı. Hızlıca adapte olan ve yaşanmışlıkları unutup eski yaşam sistemimize hızlıca geri dönme isteği olan varlıklarız. Bu harika bir şey. Esneklik bugünün insanı için en kıymetli olan özelliklerden biri.

Ve fakat… yaşananlar bizlerin sorumsuz tercihlerimiz yüzünden yaşananlarsa… dünya hepimize bir şekilde, insanlık tarihinde ilk defa, toplu olarak evde oturma ve yaratımlarımıza ve var oluş şeklimize dair düşünmemiz üzere bir alan tanıdıysa… ben bunu unutma ve eskiye geri dönme lüksümüz olduğunu da zannetmiyorum. İnanılmaz bir imkan tanındığını düşünüyorum bizlere.

Yeniden yenide, üst bilinç farkındalığı ile insanlığımızın gidişatını ve yuvamız dediğimiz bu kıymetli küreyi, dünyamızı, dönüştürme anı bugün.

9-6 çalıştığımız ve sadece tüketim ihtiyaçlarımızı gidermek üzere para kazanmak için yaptığımız iş modellerini, öğretilmiş kalıplar doğrultusunda yönetmeye çalıştığımız ilişkilerimizi (başkaları ve her şeyden öte kendimiz ile), içimizdeki bitmek tükenmek bilmeyen açlığımızı gidermek üzere edindiğimiz tüketim alışkanlıklarımızı, yaşamın koşturması içinde özensiz seçtiğimiz tepkisel kelimelerimizi ve yaklaşımımızı, ego’muzun dürtüleri ile yarattığımız gerçekliğimizi, dünyanın ihtiyaçlarından öte kazanç odaklı kurduğumuz iş modellerini, dostlukların ötesinde kurulan çıkar ilişkilerini dönüştürme zamanı şimdi. “Ben” kelimesini “biz” kelimesi ile değiştirme zamanı şimdi!

Ve öğrendiklerimizi unutma lüksümüz yok arkadaşlar. “Oh bitti” deyip eski yaşam şeklimize ve alışkanlıklarımıza dönme lüksümüz de yok. Bugün bizlere evrenin sunduğu bir armağan. Yeniden yenide insanlığımızı tasarlama imkanı sunuluyor bizlere. Ben şahsen yaşam şeklimizin değişmesinin zaruri olmuş olduğunun farkında olarak bizlere sunulmuş ve yaşama “es” verdiğimiz bu zamanı unutmak istemiyorum, unutturmak da istemiyorum. Belki de onun için yazıyorum bugün. Eski kalıplarımıza, tüketim alışkanlıklarımıza, yaşam şeklimize döndüğünüz anda evrenin bizlere yeniden bir zorluk çıkartarak bizleri kendimize getirmek için hazır olduğunu hissediyorum.

Yaratan da bu üstünde yaşadığımız capcanlı varlık olan toprak ana da bizleri cezalandırmak istemiyor, niyeti bizi öldürmek de değil… belki de sadece bir durun ve bakın diyor. Üstel insanlığımızın en büyük aracı olan gözlemci konumumuzu uyandırmak istiyor. Neden sonuç ilişkilerine öğretilenlerin ötesinde bakmamızı istiyor. Yaşam dediğimiz bu yolculukta bütüne ışık tutmamızı ve dönüştürmemizi istiyor. Ve bu süreci kısacası hızlandırmak istiyor. Çok yavaş gelişen, rahatsızlığının içinde rahatlığını yaşayan ruhumuzu biraz sarsmak istiyor.

Tanrının özelliklerinden beden bulmuş varlıklar olarak bu dünyanın bugün geldiği konumdan hepimiz sorumluyuz. Belki de sorumluluğumuzu bizlere geri vermek istiyor, her birimize, tek tek. Ve dönüşüm her birimizin adım adım kendi gerçekliğimize yaklaşmamızla gerçekleşecek. Onu fısıldıyor bizlere sanki, uyanın diyor.

Çok sevdiğim bir hikayeye değinmek istiyorum burada;

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan bir adama rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.

“Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. “yaşamaları için”  diye yanıt verir deniz yıldızlarını toplayan adam.

Diğeri bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.

Bu deniz yıldızları bizleriz. Her birimiz. Önce kendimizi dönüştürmeliyiz ki diğer deniz yıldızlarını görebilme erdemi geliştirebilelim içimizde. Önce biz uyanmalıyız yaşam oyununa ki akabinde şefkatle etrafımızda iletişimde olduğumuz herkese minik dokunuşlarla tohumlar atabilelim, tek tek her birini denize geri atabilelim.

Ve asla unutmayalım; o atılan tohumların gelişimi de herkesin kendi yolculuğuna, kendi niyetine bağlı. Zorla güzellik olmaz, biliyorum. Ama bir bildiğim daha var ki, atılan her tohum büyür, yeşerir. Gelişim hızı ise, bireysel olarak onu ne kadar özenle suladığımıza, beslediğimize bağlıdır.

Bizlerin her birinin içine tohumlar atıldı Covid-19 döneminde. Bu tohumları toprağın en dibine itelemek, çürümeye bırakmak ve belki de alıştığımız sistemlere “peki” deyip geri dönmek bizlerin elinde. Ve fakat, aynı zamanda, bu tohumların içimizde yeşermeye ve yeniyi tasarlamaya hazır olduğunu unutmamak da bizlerin elinde. Her eskiye dönmek isteyen içsel sesimizi, algımızı, kalıbımızı kucaklayıp, görüp, bırakmak ve dönüştürmek de bizlerin elinde.

Bizler yaratanın bir parçası olarak onun en erdemli vasıflarına doğuştan sahip olan ve sonradan unutmuş, şekillendirilmiş varlıklarız. Hatırlamak, yeşertmek, dönüştürmek ve yaratmak aynı yaratan gibi bizlerin de elinde. Unutmayalım.

Şimdi tatilin, doğanın, yaşamın, yine dışarıda sevdiklerinizle olmanın keyfini çıkaralım. Yaşamı doya doya içimize çekelim. Ama yaşama geri dönerken içimize dikilmiş olan tohumları da unutmayalım. Özellikle bu içinden geçmekte olduğumuz dolunayda naçizane tavsiyem, tepkisel olmayalım. Susalım biraz. İçimizde kabaran hisler olursa unutmayalım. İçimizde kabaran hisler bizim tek kontrol edebileceğimiz. Kimin, hangi sohbetin, hangi olayın içimizi kabarttığı ve yaramıza bastığı bizim yetki alanımızda değil. Karşımıza çıkıp bizleri rahatsız eden insanların ve olayların bizlere ayna tutmak için geldiğini unutmayalım. Cennet ve cehennemin bu dünyada, bu bedenin içinde tecrübe edildiğini hatırlayalım. Bizim olaylara yaklaşımımız bireysel yaşam algımızdan kaynaklanır. Gelen bizleri geliştirmek, daha büyük bir varlık olmamıza vesile olmak için gelir. Rahatsızlık hissettiren bir kişi ve/veya olay varsa tepki vermeden önce içimize bakalım. İçimizdeki rahatsızlığın gözlerinin içine bakalım. O kırılgan varlığımızı kucaklayalım. Gelene tepkisel olmayı bıraktığımızda onu dönüştürme imkanımız da yaşam bulmaya başlıyor.

Duralım, susalım, gözlemleyelim, dönüştürelim.

Ve yaşamı kutlayalım. Bugün, anda anında.


Observer and the Observed

Türkçe versiyonu aşağıda

Age 46… four to 50… it is not a joke!

It is now time to celebrate 46 years of life and the breath taken in and out all through those years. In my opinion, as a woman, real life begins at 40. Step by step, the ability to respect one’s story and make sense of life’s occasions starts to awaken within you.

By 40, the possibility and the ability to observe increases day by day. It provides the opportunity to gaze back and evaluate a life story of 40 something years. If we have developed the ability to look at ourselves and what life has to offer from a more virtuous place, if we can remain curious rather than being fearful of what future may bring, then we can have the ability to observe our own life.

Observation takes place with the awareness of two different energy sources within a single body: the observer and the one in the action, the observed. With the observer state of mind, the responsiveness to the different colors of the life – which is an extension of duality – diminishes and the awareness of the observer awakens. Our ability to observe the body we occupy, and its story, is awakened. The best part of observation is that it provides neutrality. When the mirror is held to the self, without being attached to self, cause-effect relationships begin to be perceived more clearly. The prediction of which choices in quantum reality were chosen from the heart and which were chosen as a result of our patterns deepens. By the way, even though it may seem to have emerged from the heart, some of our deep patterns may still exist in that preference, which probably is the case. The awareness, acceptance and release of the existing pattern may lead to the choices that can be made at an elevated level of consciousness. In this way, the observer position within us can be activated, and manifested.

Reveal. Feel. Heal. See and Free Yourself. – Mor Alev

If you have opened a space for that observer in your life, it means you have intended to look at your own story and your choices with an elevated consciousness. If you have increased the frequency of your intuition, strengthened your love muscles, and chosen to act from trust and belief, you have stepped into the concept of exponential humanity – our new human potential. In my opinion, beyond our university degrees, theses completed, and titles accumulated, we will have the opportunity to realize our true potential by taking the leap of faith into ourselves, taking the pathless path to reach home, to our true essence.

According to studies by Dr. Joe Dispenza, in individuals over the age of 35, approximately 70,000 thoughts arise in our minds in a single day. This is a very impressive statistic. It confirms that the mind is constantly originating thoughts beyond our ability to grab them. It means the brain is an organ that largely functions beyond our direct control or awareness. 80% -90% of these 70,000 thoughts passing through our minds are the same thoughts we had the previous day! This means we are living within the cycle of the same thoughts every day.

If we have the same thoughts every day, things stay the same. If we don’t open up space for the new in our lives, everything in life remains the same. New thoughts open up space for new preferences. New choices lead to new ways of behavior, new ways of behavior lead to new experiences and new experiences lead to new emotions. It confirms the fact that we can create the world we want to see only if we transform ourselves, awaken our potential, and open space for the new to enter.

We have to awaken our own potential to be able to intend ourselves. In order to realize our potential, we have to experience, live and live out our various abilities in this body. If we follow the same mental patterns every day and do not add new preferences, conversations, and habits to our lives, our ability to realize our upper potential is restricted.

In my opinion, the first step to awaken our potential is to reach the observer state. We need to go beyond the concept we define as “ourselves” and dive into areas open to exploration within us. The heaviest judgments in life are the judgments we make about ourselves. Our resistance to freeing ourselves from that transparent box we have self-trapped ourselves.

I am 46 years old today and would like to celebrate my awareness of the self, my desire to break my patterns, my belief in life. Today and every day, I intend to look at myself in the now, again. Observation is the most effective meditation in my life. It is the means I use to shed light and give meaning to myself and my life. Love allows me to hold firmly to all that comes my way, and faith allows me to let go with grace.

On my birthday my only request from you, who has valued me and touched my life, is to open space for the new and welcome transformation in your life. Without question, please include those concepts that are a little mysterious and esoteric into your lives. Gaze at yourself with the perception of an observer and let go of those you believe to be unchanging. Gracefully create space to become what you were intended to be and provide space for those you think will never change to transform at their own pace.

Before I go, I would like to include a few of Dr. Joe Dispenza’s explanations about what happens when we go over the concept we define as “ourselves”;

  • Our narrow view of life shifts into a broad perspective. We can open space for our humanity, which is “one” across the world, religion, language, race, borders.
  • Our focus starts shifting from things, people and places to energy, frequency and information
  • From material world and matter to spiritual, beyond matter
  • We move from a 3-dimensional Newtonian perception to a 5-dimensional Quantum perception.
  • We open a space to the unknown from a predictable perception of reality
  • Our perception of time changes, we begin to experience timelessness and the present moment.
  • We shift from duality, polarization, regionalism and separation to unity, integrity and impermanence.
  • From known to unknown,
  • From limited possibilities to unlimited possibilities,
  • From single universe to multi-universe perception,
  • From our senses directing us to an area beyond our senses.

May our exponential humanity and the new frequency of our existence heal us all…

It is a very special birthday for me, to be experiencing the challenges of Covid-19 within the hope that collectively we are entering into a period of elevated humanity! However, 46 is merely a number. I feel that I have entered into a period in which the words that desire to be voiced in my body are coming to life and the creativity within me is finding a space to shine. I intend to realize my human potential, day by day, and honor this journey called life. I am so happy to be born during this era where we are witnessing a new page of our human history. It’s such a privilege to be alive today!

May you all stay with love in good health!

Meet Maze! She is the new addition to our family. Every new love that enters our lives teaches us something new about ourselves and the Divine. She is my new perception to life these days. And I am learning tremendously about myself, everyday.

Gözleyen ve Gözlemlenen

Yaş 46… 50’ye dört kala … şaka değil yani!

46 senelik yaşamı ve arasında alınıp verilen nefesi kutlama zamanı şimdi! Kanımca bir kadın olarak gerçek yaşam 40’lı yaşlarla başlıyor… hikayene saygı ve geleni erdemle anlamlandırma yetisi uyanıyor adım adım.

40’lı yaşların üzerine çıktığımızda gözlem olasılığımız ve yetimiz gitgide artıyor. Geçmişe dönüp baktığımızda üzerine düşünebileceğimiz, değerlendirebileceğimiz 40 senelik bir yaşam, bir hikayeye sahip oluyoruz. Eğer kendimize ve yaşamın sunduklarına daha erdemli bir yerden bakabilme yetisini geliştirdiysek, gelenden korkmak yerine merakta kalabiliyorsak, kendi yaşamımızı gözlemle yetisine sahip olmuşuz demektir.

Gözlem, gözleyen ve aksiyon içinde bulunan “gözlenen” olmak üzere iki farklı enerji kaynağının farkındalığı ile yaşama gelir. Düalitenin, ikilemin, bir uzantısı olan yaşamın sunduğu farklı renklere tepkisellik azalır, gözlemleyenin farkındalığı uyanır. İçinde bulunduğu bedeni ve onun hikayesini gözlemleme yetisi kıvılcımlanır.

Gözlemin ise en güzel tarafı tarafsızlık sağlamasıdır. Kendine taraf olmadan ayna tutulduğunda neden-sonuç ilişkileri daha net görülmeye başlar. Kuantum gerçeklikteki seçeneklerden hangilerinin gönülden ve hangilerinin kalıplarımız doğrultusunda seçildiği öngörüsü derinleşir. Gönülden gelse de, o tercihimizde de katman katman kalıplarımızdan bazıları hala mevcut olabilir, ki öyledir. Var olan kalıbın farkındalığı, kabulü ve bırakılması tercihin üst bilinç seviyesinde yapılmasına vesile olabilir. Bu şekilde de içimizdeki gözlemci konum aktive olur.

Açığa Çıkar. Hisset. Şifalandır. Gör ve Özgürleş. – Mor Alev

Yaşamında o gözlemleyene alan açmışsan, kendi hikayene ve gerçeklerim dediğin yaşamındaki seçimlerine üst bilinç ile bakmaya niyet etmişsin demektir. Vücudunda yer alan sezgi frekansını, sevgi kaslarını, güven ve inancı yüceltmek üzerine yaşam alışkanlıklarını, sözlerini, tercihlerini değiştirdiysen üstel insanlık kavramına, ya da yeni insan potansiyelimize adım atmışsın demektir. Kanımca, üniversite tahsillerinin, yazılan tezlerin, lakapların ötesinde kendini gerçekleştirmeye niyet etmiş ve kendine yolculuğa çıkmış bir birey olmakla gerçek potansiyelimizi yaşama geçirme imkanımız olacak.

Joe Dispenza’nın bahsettiği bilimsel verilere göre 35 yaş üstündeki bireylerde günde yaklaşık 70,000 düşünce zihnimizde uyanıyormuş. Bu çok etkileyici bir bilgi. Zihnin durmadan işlediğini, kontrolümüz dışında işlemek üzere yaratılmış bir organımız olduğunu teyit ediyor. Bundan sonraki veri ise daha da ilgi çekici; zihnimizden geçen bu ortalama 70,000 düşüncenin ortalama %80-%90’nı bir önceki gün geçen düşüncelerin aynısı! Durmaksızın aynı düşüncelerin döngüsünde kendimizi yaşıyor var sayıyoruz adeta.

Ve birey aynı kalırsa, kendinde yeni’ye dair alan açmazsa, yaşamındaki her şey de aynı kalıyor. Halbuki, yeni düşünceler yeni tercihlere alan açıyor. Yeni tercihler yeni davranış şekillerine, yeni davranış biçimleri yeni tecrübelere, yeni tecrübeler ise yeni duygulara alan açıyor. O çok değiştirmek istediğimiz dünyayı ancak kendimizi dönüştürürsek, kendi potansiyelimizi uyandırırsak ve yeniye alan açarsak dönüştürebileceğimiz gerçeğini teyit ediyor.

Kendimize niyet edebilmek için kendi potansiyelimizi uyandırmamız gerekiyor. Potansiyelimizi fark edebilmek için de bu beden içinde yer alan değişik yetilerimizi deneyimlemek, yaşamak ve yaşatmak durumundayız. Her gün aynı zihinsel kalıpları izlediğimiz ve yaşamımıza yeni tercihler, yeni sohbetler, yeni alışkanlıklar eklemediğimiz noktada üst potansiyelimizi yaşama geçirme imkanımızda kısıtlanmakta.

Kendi potansiyelimizi uyandırmanın ilk adımı da gözlemci konumuna ulaşmaktan geçiyor kanımca. Kendimiz diye tanımladığımız kavramın üstüne çıkıp içimizde keşfe açık alanlara dalmaktan geçiyor. Yaşamda yargıların en ağırı kendimize dair koyduğumuz yargılar. Kendimiz diye tanımladığımız o şeffaf kutunun içine hapsedilmiş benliğimizi serbest bırakmaya dair olan direncimiz.

Ben, bugün 46 yaşıma giriyorum… 40’lı yaşların hayatıma getirdiği kendime dair farkındalığı, kalıplarımı kırma arzumu, yaşama inancımı kutlamak istiyorum bir kez daha, sizlerin eşliğinde. Bugün ve her gün, kendime yeniden yenide bakmaya özen gösteriyorum. Gözlem yaşamımdaki en etkin meditasyon, kendime ve yaşama dair anlam ve ışık tutma aracım. Sevgi her gelene sımsıkı sarılmamı, inanç ise gidene erdemle yol vermemi sağlıyor.

Bu doğum günümde bana değer vermiş, yaşamıma bir şekilde dahil olmuş sizlerden tek ricam yeniye ve dönüşüme alan açmanız hayatınızda. Biraz ezoterik gelen kavramları sorgusuz sualsiz dahil etmeniz yaşamınıza. Kendinize gözlemci kıvamında bakabilmeniz ve değişmez dediklerinizi belki de bir nebze bırakabilmeniz. Siz dönüşün yeter ki ve o hiç değişmeyecek dediklerinize de kendi hızında dönüşmeleri için alan sağlayın.  

Yazıma son vermeden önce Joe Dispenza’nın kendimiz diye tanımladığımız kavramın üstüne çıktığımızda neler olacağına dair açıklamalarına yer vemek istiyorum;

  • Yaşama dair dar olan bakış açımız geniş bir bakış açısına dönüşüyor – bugün dünya üzerinde din, dil, ırk, sınırların ötesinde “bir” olan insanlığımıza alan açabiliyoruz
  • Odağımız eşyalar, insanlar ve yerlerden enerjiye, frekansa ve bilgiye kaymaya başlıyor
  • Materyal dünyadan ve maddeden ruhani olana, maddenin ötesine geçiyoruz
  • 3 boyutlu Newton dünya algısından 5 boyutlu kuantum algısına geçiyoruz.
  • Öngörülebilir bir gerçeklik algısından bilinmeze alan açıyoruz
  • Zaman algımız değişiyor, zamansızlığı ve anı yaşamaya başlıyoruz
  • Dualiteden, kutuplaşmadan, bölgesellikten ve birbirimizden ayrı olduğumuz gerçeğinden birliğe, bütünlüğe ve yer bilmezliğe doğru geçiyoruz
  • Bilinenden bilinmeyene,
  • Limitli olasılıklardan limitsiz olasılıklara,
  • Tek evrenden çoklu evren algısına,
  • Duyularımızın bizi yönetmesinden duyularımızın ötesinde bir alana geçiyoruz.

Yeni insanlığımız ve bu dünyadaki varlığımızın yeni frekansı hepimize şifa olsun…

Çok özel bir yaş günü bugün… Covid-19’un ertesinde yepyeni bir gerçekliğe adım atmaya başladığımız bu dönemin ilk doğum günü! 46 ise sadece bir rakam… bedenimde seslendirilmek isteyen sözlerin yaşam bulduğu, içimdeki yaratıcılığın parlamak için alan bulduğu bir döneme girdiğimi hissediyorum. İnsanlık tarihimizin yeniden yenide yazıldığı bu dönemde yaşamda olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ve kendimi, gerçek potansiyelimi gerçekleştirmeye niyet ediyorum. İyiki doğmuşum.

Sağlıcakla sevgide kalın

Maze ile tanışın! Kendisi ailemize yeni katıldı. Hayatımıza giren her yeni aşk bize kendimiz ve İlahi Olan’a dair yeni bir şey öğretir. Maze’i gözlemleme kendime dair yeniliklere alan açıyor. Her gün kendim hakkında yepyeni şeyler öğrenmeme vesile oluyor.


The State of Woman

May be if you just say “yes” to life and what it brings to you, you may find yourself in collaboration with magical institutions and uplifting messages.

I have grown up in a system in which as a woman voicing one’s truth has been somewhat suppressed… the things that I wanted to say sounded somewhat esoteric, spiritual and a little out of this world. It never was solid, logic mind perception of life… there always has been a yearning and a belief for an elevated perception of being human.

And 4 years a go, my life has shifted with a thyroid cancer and all the decisions I have made or the boxes I have placed myself in suddenly disappeared. The truth of death made me realize that there is no box. And since then, all the words that I speak originate from my heart, all the collaborations that I am a part of gets the confirmation of my intuition… and I am not scared anymore to take the stage and display my truth. My mission is to bring tools to people to perceive life without boundaries and create realities while chasing utopia (for the lack of a better word).

During COVID-19 times we have started to manifest the steps that we have been postponing… suddenly the concept of time and priorities has shifted and we have started to deepen our community, Love Mafia and its message. One of those steps taken was to start our Love Mafia Lounge podcasts and give voice to the feminine energy that resides within all of us.

And today, our podcast is a part of State of Woman platform.

The State of Women is a media platform with global reach that gives women the tools to succeed as empowered entrepreneurs and intrepid investors. They advance economic empowerment for women by championing stories of role models, thought leaders and change makers. Their diverse, global community of entrepreneurs, investors and engaged millennials are making an impact on the state of women everywhere.

Today, The State of Women, in partnership with Women Investing in Women Digital, has over 30 premier content and media partnerships, extending its reach to over 100 million people, and recently exceeded 1 (m)illion followers on Facebook.

And I am honored to be a part of these inspiring communities, building our story with Love Mafia members all around the world.

Thank you life for being so generous and thank you my lovely soul for intending to create yourself above boundaries, exploring your truth.

For our podcast please visit; https://thestateofwomen.com/love-mafia-lounge/


New Normal

Türkçe versiyonu için aşağıya inin…

COVID-19 is a period of internal dialogs, of self contemplation for me – as much as all of you.

The revelations of this period are not new for us. Five years ago we have founded Joint Idea as a laboratory program to transform our individual lives and create realities of being that our hearts have been yearning for. We look at life as an experimental journey and a path of continuous growth. Perceiving live as an ever evolving, growing, changing phenomenon is the cornerstone of every business / collaboration we do. This journey that we have embarked upon, to change the systems that no longer serve us as humanity, is today on the agenda of all institutions and individuals.

We grew up accepting these systems, yes! But does it have continue this way? The industrial revolution that shaped humanity as machines feeding a system is transforming again today. And whether we like it or not, that transformation has to start with individuals operating within institutions. We are at the point of re-evaluating our patterns, prejudices and fears that has been passed down from our ancestors, generation after generation. Today, we are shifting sanctions that we have accept without questioning and redesigning the course of our humanity again. How our humanity shapes from now is our collective responsibility!

Greta Thunberg and representatives of her generation have been voicing their concern for the course of our planet and our existence as humanity. And today, we all are face to face with the consequences of the ignorant decisions of the previous generations, including ours. We are responsible for the reality we are living today.

Our life patterns, our perception of work and life, the sacrifices we have given to adapt to our tribes, our belief of the un-transformable hierarchical structures, and that change can only happen from top to bottom have brought us to this day.

Today we are facing the consequences of our decisions – of our ignorance and acceptance. We are living in a world of fear based language imposed by governments and supported by the mass media. Our lives and consumption habits are being shaped by a number of technological institutions. Trust is expressed in selfish relationships. Our planet’s resources are being consumed day by day to support endless economic growth.

And, it would be a waste of our breath if the rebellion voices of today will not take shape to transform the future of our humanity. If we can not transform the old, outdated, discriminatory mentality that does not serve us anymore as humanity, we will end up facing much more painful and dystopic scenarios pretty soon.

As Joint Idea and our social tribe Love Mafia, we do not accept this outcome. We have never thought that this name, which we have chosen to define our tribe 4 years ago, would take such a strong stance today. We are a community of practice holding love as our compass. We regard ourselves as a global citizens operating beyond borders and we regard our education platform , Life Works Labs, as a laboratory program which aims to awaken exponential humanity and affect the course of our collective future. There is no defined, single path that awaits us. Our possible future realities fluctuates between utopia and dystopia, depending on which scenario we will choose to realize for our humanity.

Love always wins!

The more we shift our daily language to love language, the way we do business to collaboration, our life perception to an ever evolving journey, the faster we can transform.

With the awareness that we will not go back to the old definition of normal, we believe that the new normal will be a continuous journey of growth and transformation. And we are eager to do our part!

If you regard yourself as Love Mafia, and regard love as your guru, come and join us!

Turkish Version

İçsel diyalogların arttığı dönemdeyiz ve hepimiz gibi bizlerde nasibimizi alıyoruz bu süreçten.

İçinden geçmekte olduğumuz bu dönemde sözlenen hiçbir şey bizler için yeni bir olgu değil. 5 sene önce başlayan Joint Idea, bireysel yaşamımızı dönüştürmeye dair başlattığımız bir laboratuvar programı oldu bizler için. Yaşama, deneysel ve daimi gelişimin hayata geçtiği bir yolculuk olarak bakıyor ve bu olguyu yaptığımız her işin / işbirliğinin temel taşı olarak görüyoruz.

Var olan ve insanlığımıza artık hizmet etmeyen tüm sistemlerin dönüşmesi gerektiği kanısı ile başladığımız bu yolculuk bugün tüm kurumların ve bireylerin de gündeminde. Böyle geldi, evet! Ama böyle gitmek zorunda mı? Endüstri devrimi ve fabrikalaşma ile başlayan insanların makinalaşma devrimi bugün tekrar dönüşmekte. Ve dönüşüm ister isteyelim ister istemeyelim, kurumlardan öte içinde faaliyet gösteren bireylerden başlamak durumunda. Bizler kalıplarımızı, önyargılarımızı, atalarımızdan gelen korkuları ve sorgulamadan kabul ettiğimiz yaşam yaptırımlarını tekrar gözden geçirme ve yeniden yenide insanlığımızın gidişatını tasarlama noktasındayız. Bu, hepimizin insani görevi.

Greta Thunberg ve onun gibi insanlığımızın gidişatından endişe duyan gençlerin sözlendirmeye başladığı gerçek bugün hepimizin yüzleşmekte olduğu bir olgu. Evet, bizler geleceğimizi ve her şeyden öte gençlerin geleceğini ve içinde yaşamak durumunda oldukları dünyayı bu hale getirdik. Bugünkü gerçekliğimizin sorumlusu bizleriz.

Ses çıkarmadığımız ve kabul ettiğimiz yaşam kalıplarımız, iş yaşam algımız, kabilelerimize uyum sağlamak adına gösterdiğimiz özveriler, hiyerarşik yapının dönüşemeyeceğini kabullenmemiz, değişimin tepeden aşağıya doğru yayılması gerekliliğine dair inancımız bizleri bugüne getirdi.

Bugün, geldiğimiz noktada, kararlarımızın sonuçları ile karşı karşıyayız. Hükümetlerin korumaya özen gösterdiği korku imparatorluğunun fısıltılarının basın ile beslendiği, yaşamlarımızın ve tüketim alışkanlıklarımızın sayılı teknolojik kurum tarafından şekillendirildiği, güvenin çıkar ilişkileri ile ifade edildiği, dünyamızın gün ve gün ekonomik büyüme adı altında tüketildiği bir gerçek ile karşı karşıyayız. Bugünkü isyanımız geleceği dönüştürmemize fayda sağlamayacaksa boşa harcanmış bir nefes olacak. Bizlere hizmet etmeyen eski, köhne, ayrımcı zihniyeti dönüştürmediğimiz takdirde yakın zamanda çok daha acıklı ve distopik senaryolarla karşı karşıya kalacağımız ise kanıtsanamaz.

Biz Joint Idea ve sosyal kabilemiz Love Mafia ile bu gidişatı kabul etmiyoruz. 4 sene önce kabilemize verdiğimiz bu ismin bugün böylesine güçlü bir duruş sergileyeceğini hiç düşünmemiştik. Ve fakat bugün sevgi üzerine kurulmuş bir grup olarak kendimizi sınırların ötesinde dünya vatandaşı olarak görüyor ve gidişata etki yapacak, bireyleri kendi gerçeklerine uyandıracak Life Works Labs programımızla gelişimi laboratuvar programı olarak nitelendiriyoruz. Tek bir doğru, tek bir çizgi yok önümüzde… kuantum alanındaki sayısız opsiyondan hangisini seçeceğimiz ütopya ile distopya arasında hangi senaryoyu insanlığımız için hayata geçireceğimize bağlı.

Biz bir’lik bilinci ile birlikte geleceğin tasarlanacağı inancımızla bugün sizleri Love Mafia platformumuza davet ediyoruz. Üst bilinçten seslendirmeye özen gösterdiğimiz içeriklerimizle kurumlara yol arkadaşlığı yaparken, içeriklerimizi halkın her tabakasından gelen bireylere açık şekilde alan tutma çalışmaları halinde gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

Sevgi her zaman kazanacaktır! Ne kadar çok insan lisanını, iş yapış şekillerini, yaşam algılarını çıkar odaklı yaklaşımdan işbirlikçi sistemlere, sevgi lisanına, gelişimin daimi olduğu gerçeğine dönüştürürse o kadar hızlı dönüşümü sağlayacağımız kanısındayız. Eski normal tanımına geri dönmeyeceğimizin bilinci ile yeni normalin daimi gelişim ve dönüşüm yolculuğu olacağına inanıyoruz.

Sizde kendinizi Love Mafia olarak tanımlıyor, sevginin kazanacağına inanıyorsanız, gelin, katılın bizlere.

Dönem aksiyon zamanı! Birlikte … Bir’lik bilinci ile!