In search for your truth

Turkish/Türkçe

“Knowing what you don’t want is the first step into finding what you really want in this world”

This week, I have found myself uttering this phrase to my friends within the conversations, and decided that this thought is something that I should be contemplating on.
Since New Year’s, there is one single question that I really enjoy asking the others around me; “If you didn’t have your current responsibilities, your duties today, where would you be? What would you be doing?” I really like this question, and the answers, I enjoy more. Mainly, it helps me to really SEE the person standing in front of me, feel the essence of their true being. But aside from this, the thing that really captivates me is their physical response once they hear the question. They all back up a little bit, dive into a momentary silence and truly start thinking about their answer. It’s a provoking question actually, that you have to contemplate on. As if there is a calling to that dreamland resting deep in our souls. Somehow, it feels like a luxury to even think about this reality, to dream about that which our soul is yearning for.
Under the weight of our responsibilities and beliefs, we regard it as a luxury to even ask that one question to ourselves; “Who am I really? What is it that I want from life for myself?” Let’s presume that we did provide that space within ourselves to have that luxury and saw the vision of our dream, felt its truth deep in our souls. Let’s assume that we did become aware of the freedom and the reality that inner voice promises, and taking that step became inevitable. At that instant, in the sake of not repenting and/or not disturbing our comfort zones, we find ourselves surrendering to the current patterns, to the system we are so accustomed to, and somehow give up on the “real life” that we actually are here to experience.
In the name of convenience, we find ourselves giving up on our dreams, the real version of life that universe has been willing to offer us. And that relinquishment, that surrender is what is tearing us apart, little by little.
While the reality that we are unwillingly postponing is patiently waiting to be manifested, we cave into our fears, become reluctant to take that one step out of our comfort zones. And that reality still keeps on waiting for us, hoping that, in this lifetime we could be courageous enough to break our chains, find that inner voice and live the life it promises. Otherwise, I believe, we would be coming once again to find ourselves living the same challenges, same problems in a different picture, embodying a different character, with different dynamics.
Do you want to hear a secret? Take that step! Don’t be afraid. It’s a much wiser decision than keeping your eyes shut down to the truth. Although there may be pain and difficulties laid in front of you, the possibility of reaching out to our own reality one step closer is somehow worth all the trouble.
So, assuming that sometimes we can’t offer ourselves that luxury of finding what we really want, and then let’s define what we truly do not want, let’s not settle down for a life that’s less than what we deserve to live. Let’s change the pattern and quit being the victim of life and start painting our own canvas.
Lets add something new to ourselves, meet new people, be brave enough to take that leap into our souls, take on new hobbies, learn that second language that we have been delaying, blaming on the fact that we don’t have enough time or just because we are tired, weary or simply lazy. Let this life be an art of harmoniously manifesting all colors of our soul in one single body.
Let’s listen to our inner voice and be the change that we want to see in the world. Instead of changing, altering the world we live in; let’s work on ourselves to be the best version of ourselves. And when we are ready, let’s strip down from all those qualities that actually do not belong to us, and take that leap of faith into the path to re-member who we actually are. Then I believe, we would be able to see… to feel what we really want in this world.
And, coming back to that question that I have been asking since New Year’s; I must confess that the answer that I have felt deep in my soul brought happiness and lightness to me. I have realized that, at the pace and the amount that my life permits, I have taken that step into my reality and walking the path patiently with serenity. I still do not know how much of that dream will become my reality in this lifeline. I still don’t know how much I can face my demons, master over the samskaras (the imprints left on the subconscious mind by experience in this or previous lives, which then color all of life, one’s nature, responses, states of mind, etc. Wikipedia) that are holding me down and with dedication walk on this path. And I also have no idea what life will offer and/or challenge me with on this specific path. But, might I remind you that we have covered this subject before. “Uncertainty is the essence of romance.” And today, within all that uncertainty, with the love I feel for the creation and for myself, I have taken that step into my dreams. And today, this comforting and yet very exciting reality is enough for me. And I urge you to take that step into living your life fearlessly, into finding your true self!!

Gerçeğini ararken

“Ne istemediğini bilmek, ne istediğini bulma yolunda atılan bir adım aslında.”

Son bir hafta içinde kendimi defalarca sohbetler esnasında bu cümleyi sarf ederken buldum ve üzerinde düşünmem, vakit geçirmem gerektiğine kanaat getirdim.
Yılbaşı gecesinden beri etrafımdaki arkadaşlarıma sormaktan keyif aldığım bir soru var; “Bugün üzerindeki sorumluluklar ve görevlerin olmasa, nerede olmak isterdin? Ne yapıyor olurdun?” Bu soruyu çok sevdim nedense ve aldığım cevaplar daha da hoşuma gidiyor. İlk olarak, karşımdakini görmemi, gerçek benliğini hissetmemi sağlıyor. Ama asıl beni büyüleyen, soruyu sorduğum anda herkesin biran için duraklıyor ve düşüncelere dalıyor olması. Düşündürücü, uyandırıcı bir soru aslında. Ruhumuzun derinlerinden gelen bir hayale çağrı gibi, bir nevi kendimize izin vermediğimiz bir lüks bunu düşünüyor olmak, hayal ediyor olmak aslında.
Öylesine çok sorumluluk, yaptırımlar ve inançlar altında ezilmişiz ki, “Gerçek ben kimim? Ne istiyorum bu hayatta?” diye sorma lüksünü kendimize çok görüyoruz. Hadi, diyelim ki hayali kurduk ve ruhumuzun derinliklerinde o hayalin doğruluğunu hissettik. Diyelim ki, o sesin vaat etmekte olduğu özgürlüğün ve gerçekliğin o kadar çok farkına vardık ki, o adımı atmak kaçınılmaz oldu. O zamanda, pişman olmamak ve konforumuzu bozmamak adına var olan sisteme boyun eğiyor buluyoruz kendimizi, bir nevi yaşamamız gereken gerçek hayatımızdan ödün veriyoruz. Hayallerimizden, hayatın bize sunmaya hazır olduğu gerçeklerden vazgeçiyor buluyoruz kendimizi. Ve asıl bu vazgeçmişlik, bu teslimiyet adım adım kurutuyor bizi.
Ertelemekte olduğumuz gerçeğimiz bizi sabırla beklemekteyken, biz endişelerimize boyun eğiyor, konfor sınırlarımızın dışına bir adım dahi atmaya korkuyoruz, üşeniyoruz bir nevi… Ve tekrar o kaçınılmaz gerçek beklemeye devam ediyor bizi, inşallah bu sefer, bu hayatta zincirlerimizi kırıp kendi iç sesimizi bulur ve onu yaşarız ümidi ile sabırla beklemeye devam ediyor. Yoksa çare yok, tekrar gelip, tekrar tüm bu sorunları başka bir resimde, başka bir karakterde, başka dinamiklerle yaşıyor bulacağız kendimizi.
Size bir sır vereyim mi? Atın o adımı! Korkmayın, gözlerinizin gerçeğe kapalı kalmasından çok daha güzel bir karar bu ve acılar çeksek de, zorlansak da… Sonunda daha gerçek bir “biz” heyecanla bizi kucaklamak üzere bekliyor olacak.
O yüzden, madem ne istediğimizi bilme lüksünü sunamıyoruz bazen kendimize, o zaman, ne istemediğimizi doğru şekilde tanımlayalım, hak ettiğimizin altında bir yaşama teslim olmayalım. Hayatın kurbanı rolünden vazgeçip, kendi resmimizi kendimiz çizmeye başlayalım.
Farklı bir şeyler ekleyelim kendimize zaman zaman, yeni insanlarla tanışalım, kendi içimize derinlere bir yolculuk yapacak kadar cesur olalım, yeni hobiler edinelim, hani o çok istediğimiz ama vakit ayıramadığımız ya da sadece bıkkın ve yorgun olduğumuz için üşenip de öğrenmediğimiz o lisan var ya, onu öğrenelim… Bir beden içinde birçok kişiyi ahenkle taşımanın sanatı olsun bu hayat…
Kendi iç sesimizi dinleyip hayatımızdaki değişime önce kendimizle başlayalım. Etrafımızı düzeltmek yerine kendimizin en iyi versiyonu olmak üzere kendimizi geliştirelim, genişletelim. Ve hazır olduğumuzda, istemediğimiz özelliklerimizden, olaylardan arınmaya başlayıp, kendimize dönmek üzere yola çıkalım. İşte o zaman gerçekten ne istediğimizi görmeye başlayacağımıza inanıyorum ben.
Yılbaşından beri sormakta olduğum soruya gelince, içimde hissettiğim cevabımın beni çok mutlu ettiğini söylemek isterim. Ben, hayatımın el verdiği oranda, mutlulukla ve huzurla “gerçek ben”i gördüğüm o resme doğru adım atmış, yürümekteyim. Hala bu hayatta, o resmin ne kadarına, ne kadar arzu ettiğim oranda kavuşabileceğimi bilemiyorum. Ne kadar şemalarımdan arınıp, korkularımla yüzleşip, yolumda istikrarla yürüyebileceğim onu da bilmiyorum. Bu yolda giderken hayat bana neler sunacak, neler ile beni teste tâbi tutacak, onu da bilmiyorum. Ama biz zaten bu konuyu işlemiştik; “Belirsizlik aşkın özüdür.” Ve ben, bugün, bu belirsizlikler içerisinde hayatın kendine, varlığıma âşık şekilde bir adım atmış yürüyorum hayalime doğru ve bugün sadece bu gerçek bile benim için yeterli, huzur ve heyecan verici.
Ben, o adımı atmanızı tavsiye ederim, korkusuzca hayatınızı yaşamak… Kendiniz olmak adına!

IMG_3153-2

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s