Birlikte bir’lik için bir geleceğe

Hepimizin hayatındaki bir ilke veda ediyoruz. Dünya tarihinde ilk defa yaşanan bu gerçekliğe tanıklık yapan bizler, 2020’e başladığımızdan çok daha farklı varlıklar olarak yılı sonlandırıyoruz. İstisnasız her birimizin sarsıldığı, uyandığı, derinleştiği ve yaşamı anlamlandırmak adına kabını esnetmeye mecbur kaldığı bir seneye veda ediyoruz. 

Ben bu sene bitmeden sevgili Love Mafia üyemiz Çiğdem Eren Kiziroğlu’nun “Yaşam Ağacımızı Süslemek” workshopına katıldım. Kendi yaşamlarımıza tanıklık yaptığımız bu çalışmada içimde uyananları sizlerle de paylaşmak ve seneye hepimiz için olan dileklerimi ileterek başlamak istiyorum. 

🌟 Bizleri biz yapan, hepimizi birbirimizden eşsiz yapan yaşanmışlıkların her birisi bizim köklerimiz. Onlar sayesinde bugün olduğumuz insanız ve hepimiz kuantum gerçekliğin bin bir çeşit, özgün ve nadide, renkleriyiz. Her bir yaşanmışlığa beni bana yaklaştırdığı için minnet duyuyorum.

🎄Olanın hayırlısı ile olduğuna inançla yaşamımızı gözlemleme ve kucaklama yetisi diliyorum bu sene hepimizeKendi biricikliğimizi kutlama ve kendi gerçekliğimizi tüm yalınlığı ile yaşama sunma yılımız olsun. 

🌟 Hepimiz hala insanız. Beden, zihin ve kalp uyumumuzu dengede tutmakta her birimiz zorlanıyoruz. Hala bedende yaşayan varlıklar olarak zaman zaman dengemizi kaybedebiliyoruz. Şahsen devamlı dengede yaşıyorum diyemem. Ve fakat, her düşüşümü bir öğreti olarak görmeye özen gösteriyorum. Olanı kişisel almamaya, kendimde acıyan yere şefkatle yaklaşmaya, onu görmeye, kabul etmeye ve dönüştürmeye özen gösteriyorum. Evet, her düşüşün bir çıkışı vardır. Ama niyetim çıktığım seviyenin eskiden var olduğum halin ötesinde olması. Hep büyüyerek, kabımı genişleterek, yargılarımı geçersiz kılarak bilinmeyenden geçmeye özen gösteriyorum.

🎄Ol’mak üzere geldiğimiz bu yaşamda olma cesareti gösterdiğimiz bir sene diliyorum. Ruhumuzu içine sıkıştırdığımız kalıpların var olmadığına uyanalım, bütünü kapsayacak kadar genişleyelim. 

🌟 Yeteneklerimin yaşamda icra ettiğim sanatın mihenk taşları olduğunu tekrar fark ediyorum. Bunlar sayesinde bugün gönülden bağlandığım bir amaç uğrunda sevgiyle yol almaktayım. Daha keşfetmediğim nice yeteneğimle de tanışma gücünü ve arzusunu diliyorum kendime. Sanatımı derinleştirmeyi, kelimelerimle şifa olmayı ümit ediyorum. 

🎄İçimizde yaşama gelmek isteyen her yetinin beden bulduğu bir sene olsun bu sene. Bütüne faydalı yaratımlar ve dönüşümü tetikleyecek yaratıcı düşünceler hayat bulsun içimizde.

🌟 Hayallerimin ise dokunabileceğim kadar yakın olduğunu hissediyorum. İnsanlığımız için yepyeni bir geleceği bir’likte tasarlayabileceğimize inancımla hayallerimin gerçek olduğu bir dünyaya değer katmaya devam ediyorum. İnsanüstü bir hissiyatla da inanıyorum bu gerçekliğin mümkünlüğüne. Bırakıyorum hayallerimi hayatın bilinmezliğine. Onları da kalıplara sıkıştırmıyorum. Hayırlısı ne ise o şekilde vuku bulması ümidi ile. 

🎄İnsanlığımıza olan inancımızın daim olmasını ümit ediyorum bu sene. Eğer hep birlikte inanırsak mucizelere vesile olabileceğimize inançla yaratalım ve gerçekliğimizi dönüştürelim diliyorum.  

🌟 2020 gibi nadide bir yılı anlamlandırmaya özen göstererek atlatmanın yegâne şartının ise sosyal kabilelerimiz ile olan bağlarımız olduğunun farkındalığı derinleşti bu dönemde. Ailelerimizi, evde beraber yaşamakta olduğumuz yaşam arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı ve sosyal kabilelerimizi bugüne kadar özenle seçtiysek eğer, karşılıklı tetiklendiğimiz konuları bugüne kadar çözümlendirdiysek, pandemi döneminin bir nebze daha huzurla geçtiğini hissediyorum. Ama hala dönüşümün içindeyiz. Şefkatle dönüştürmemiz gereken nice tetikleyici var içimizde.

🎄2021 kendi gerçekliğimizi özgürce yaşayacağımız, karşılıklı beslenip büyüyeceğimiz sosyal kabilelerimizi tercihlerimizle bulduğumuz ve birlikte geliştiğimiz bir sene olsun. Tetikleyicilerimizi iyileştirdiğimiz, ahenk içinde yaşadığımız, bizlere hizmet etmeyen ilişkilerin yükünden arındığımız bir sene olsun. Gerçek “ben” yaşam bulsun her birimizin içinde. 

🌟 Ve değerlerimiz… Yaşamı anlamlandırmamızdaki pusulalarımız, gücümüz. Sanırım bu son 9 aydır hepimiz adım adım değer kavramlarımıza baktık. Hangileri bizim? Hangileri değer kavramının ötesinde değer yargısı olarak yaşamımızı ele geçirmiş? Hangileri bütüne hizmet etmek üzere yaşama geçmeyi bekliyor? Yaptığımız işler, ilişkilerimizdeki dinamikler değer kavramlarımız ile örtüşüyor mu? 

🎄2021’in değerlerimizin yaşamımızdaki gerçeklikle örtüştüğü bir sene olmasını diliyorum. Tüm olanı geniş bir açıdan, yargısız ve kabulde değerlendirelim ve bizlere hizmet etmeyen taşları bu kavramlar dahilinde dönüştürelim. 

Bir de yaşamın kaçınılmazları var; fırtınalar ve kontrolümüz dışında gelişen olaylar. Pandemi de bu fırtınalardan biriydi hepimiz için. Ana getirilip kendimizde köklenmemiz talep edilen bu dönemde tüm gerçeklerimiz şekil değiştirdi. Çiğdem Eren Kiziroğlu ile yaptığımız bu çalışmada fark ettim ki benim fırtınalarım olan olayların ötesinde alt bilinçte uyanan bir söylemdi; “İnsanlar her şeyi unutur. Bu dönem geçtiğinde eski halimize geri döneriz.”
İşte bu boş vermişlik, kendi yetki ve etki alanımızın dar algısı ve insanlığımızın üstel varlığına inanç eksikliği benim fırtınalarım oldu bu dönem.  

Çok büyük bir sarsıntının, fırtınanın ve akabinde uyanışın eşiğindeyiz. Bugün, insanlık tarihimizin gidişatını dönüştürme yetkisi her birimizin elinde. Bu sorumluluğun hiyerarşik yapıda üst kademelerde olanların yetki alanında olduğunu düşünme yanılgısından sıyrılmamız gerekiyor. Dünyada her şey bir enerji, bir frekans. Ve tek bir kişinin yapamayacağını bizler tek tek uyanarak ve niyet ederek gerçekleştirme yetkisine sahibiz. Geçenlerde sevgili Love Mafia üyemiz Arbil Çelen Yuca şöylesine bir paylaşımda bulundu… 

Birleşip yükseldiğimizde, birbirimizden faz alarak, kendimizden öte insanlığımıza inançla yükselmeye niyet ettiğimizde daha hızlı yol alabiliyoruz. Benden öte bize geçtiğimizde yaşamın sunduğu olasılıklar artmaya başlıyor.

İşte Love Mafia platformumuz tam da bu sebeple yaşama geldi pandemi döneminde. Olanı ve dönüşmekte olanı birlikte anlamlandıralım niyetiyle yaşam buldu. Birbirimizden ve insanlığımıza ortak inancımızdan güç alarak imkansızı gerçekleştirmek üzere yelkenlerimizi açalım diye. Yolda birbirimizin rüzgarı ve desteği olalım diye. Fırtınalar karşısında köklerimizin sağlamlığına ve bizlere hizmet etmek üzere geldiklerine inançla bırakalım kendimizi. Resilience kavramını deneyimlediğimiz bu günlerde bizler de kırılmadan, kendi gücümüze inançla esneyelim bu fırtınalar karşısında. Yaratanın bizleri böylesine zorlukları anlamlandırıp dönüştürebilecek kadar güçlü varlıklar olarak yarattığına güvenelim. Ve dönüştürme yetkisini elimize alalım. 

Hepimizin ahenk içinde yarattığı ve keyif içinde yaşadığı bir Dünyayı yaratabileceğimize inançla iş birliği içinde ve cesaretle adımlarımızı atalım yaşama. 


2020

Önünde saygı ile eğiliyorum. 

Bir sene ile beni ben yapan köklerime eklendiğin,

Beni geliştirdiğin,

İçinde yaşamak istediğim Dünyayı yaratabilme gücünü uyandırdığın, 

Hiçbirimizin asla unutmayacağı bir sene olarak yaşamlarımızda iz bıraktığın,

Böyle geldi ama böyle gitmemeliyi içimizde uyandırdığın için. 

Sen yapman gerekeni yaptın. 

Minik adımlarla gideceğimiz yolu kolektif olarak hızlandırdın bizler için. 

Toplu uyanış için tohumlarını attın. 

Şimdi görev bizlere düşüyor. 

Her birimize. 

Dönüştürme yetkisini elimize alıp içinde yaşamak istediğimiz Dünya gerçekliğini yaşama geçirme zamanı 2021. 

Atılan tohumları büyütme ve gelecek nesiller için yepyeni bir gerçeklik tasarlama zamanı. 

BUGÜN. 


Bu sene en büyük dileğim birlikte bir’lik için emek vermemiz. Bu gezegen üzerinde yaşayan insan ırkı olarak birlikte yepyeni bir gelecek tasarlama sorumluluğumuzu üstlenmemiz. 


2021’nin sonunda hayallerimizin ötesinde, bütünün hayrına, neşe, keyif ve coşku içinde bir Dünya gerçekliğinde olmamız dileklerimle…


Her daim sevgiyle sevgide kalalım. 


Eda Çarmıklı


İyiliği İlet!

Sevgili Şeyda Bodur ile Martı Dergisi için yaptığımız röportajı sizlerle de paylaşmaktan gurur duyuyorum;

Eda toplumda bilindik bir soyadına sahip. Ancak köşesine geçip oturmuyor. “Kendi şansını kullanarak başkaları adına hizmet etmek” gayesi ve gayretiyle yola çıkarak sosyal kabileler inşa ediyor.

İnsanın hayatı veya kendini anlamlandırmaya çalışması, hayatı ve kendini sorgulaması elbette yeni değil. İnsanlık tarihi kadar eski… Bu yol için ister adına “ol”ma yolculuğu deyin, ister “kendini arama”, ister “kişisel ustalık”, yol kutsal, yol sürprizli, yol iniş çıkışlı. Yol kadar, yolda karşımıza çıkan insanlar da bir o kadar kıymetli. Eda Çarmıklı benim için bu kişilerden. Eylemleriyle söylemlerinin arkasında. Blog yazıyor, topluluklarlar oluşturuyor, inandığı dünyayı yaratmaya uğraşıyor. Algısı, gönlü ve zihni yeniye, yeniliğe açık.

İlkin yolumuz nefes ve yaşama dair bir kursta kesişti. Sessizlik inzivası, Yaşama Sanatı Derneği’ni kurma çalışmaları derken araya seneler girdi. İstanbul’un farklı köşelerinde yaşama anlam katmaya çabalarken yıllar sonra başka bir vesileyle tekrar karşılaştık. Elbette bu yol bitmez, yol biz nefes almaya devam ettiğimiz müddetçe sürer. Yol arkadaşlıkları da…

Sevgili Eda öncelikle hoşgeldin. Yukarda bahsetmiş olduğum bu gelişim yolculuğuna seni iten ne oldu? Hep dersin “Hayatın eli yok ki sana tokat atsın, başına olaylar gelir.”

Canım Şeydacığım hoş bulduk. Bizlerin yollarını defalarca kesiştiren bu yolculuğa minnetlerimi ileterek başlamak isterim. Yaşamın bu sürprizlerini çok seviyorum. Ve kendine niyet etmişlerin bu sürprizleri özenle işlemesi sonucu defalarca yollarımızın kesiştiğine inanıyorum. Bugün seninle olma şansı edinmiş olmam da bunun eseri sanırım. Beni gelişim yolculuğuna iten aslında bu dünyaya gelmiş olan “Eda”yı toplumsal tanımların ve kısıtlamaların ötesinde keşfetme arzum oldu sanırım. Amerika’ya okula gittiğimde bütün bu tanımların ötesindeki Eda kim ve bireysel olarak dünyaya katmak üzere getirdiği becerileri, yaratıcılığı nedir?’i keşfe çıktım. Kendime niyet etmemdeki sebep benim yaşamı anlama arzumdu. Hepimizin yaratıcı gücüne inanıyorum ben. Yaratanın parçalarını taşıyorsak eğer, ki ben öyle olduğunu kendi küçük bedenimde deneyimliyorum, o zaman bizlerin de içinde yaratma arzusunda olan bir parça var demektir. Fark edersen, kendini arama veya kişisel farkındalık yerine kendine niyet etmek terimini kullanıyorum. Kendine niyet etmek, birey olarak bu dünyaya gelişini, bu bireysel tercihini onurlandırmak demek kanımca. Ol’mak üzere geldiğin bu yaşamın biricikliğine, olabileceğin en üst versiyonu olmaya korkularına rağmen kendine niyet etmek demek.

Beğeni ile izlediğim konuşmacılardan sevgili Mahatria bir konuşmasında şöyle dedi “This is the only chance you get to be you, Please do not miss yourself.” Bugün bu bilinçle, varlığımızın bu versiyonu ile yaşamakta olduğumuz bu yaşamımız yegane. Bir tekrarı yok. “Lütfen kendinizi teğet geçmeyin” diyor. Gerçek potansiyelimizi yaşamaktan kendimizi geri koyan sadece bizleriz. Kalıplarımız, kendimize dair yargılarımız. İşte kısıtlı perspektifimize rağmen kendi hikayemizi onurlandırıp, olmak üzere geldiğimiz insan olma şansını yaşama geçirdiğimizde kendimizi teğet geçmeme imkanımız doğabiliyor. Kendimize korkusuzca, şefkatle ayna tutup, kabul edip, sevgimizi sunduğumuzda kabımızı genişletme, kendimizi gerçekleştirme imkanımız doğuyor.

Ve yine de, belki de bunu bugün böyle tanımlayabiliyorum. O günlerdeki Eda muhtemelen yaşamın içinde es alabileceği, zihnini susturduğunda kendi içsel sesini duyabileceği ve yaşamı anlamlandırabileceği araçları arama sevdası ile yola çıktı. Yolculuk ilk yoga ile başladı ve akabinde Art of Living ile devam ederken seninle yolum kesişti. Ardından bu yaşam yolculuğum ne şanslıyım ki birbirinden güzel bilgiyle, teknikle, ruhlarla yollarımı defalarca kesiştirdi. Her birinden kendime dair çok şey öğrendim. Minettarım. Bugün ise Joint Idea’nın kurucu ortağı olarak yoluma devam etmekteyim, hala insanlığımızın bir üst versiyonuna yoğun inancımla değer katmaya niyet etmekteyim.

Ve fakat, benim tabirime gelince… “Hayatın eli yok ki sana tokat atsın, başına olaylar gelir.” İşte o daha çok Joint Idea ile yollarımın kesişmesini anlatan bir tabir oluyor. Yaşamımdaki taşların oynamaya başladığı bir dönemde, ben bu taşları dönüştürmeye direnirken ve belki de ertelerken bir kanser geçirdim. Kanımca o yaşamın tokadıydı bana atılan. Şefkatli bir tokattı ama yine de sarsılmama, kendi yaşamıma ayna tutmama vesile oldu. Ve işte o noktadan sonra yaşamın kısalığına, gelip geçiciliğine uyandım diyebiliriz ve kendi yolumu korkusuzca çizmeye, kendimi gerçekleştirmeye niyet ettim.

Bu gelişim yolculuğunun bir yerinde artık sen topluluklar, platformlar inşa eden tabiri caizse bir sosyal mimar (topluluk mimarı) oldun. Yanılıyorsam düzelt lütfen, sanki daha kişisel bir yolculuktayken, daha aktif olup daha dışa açıldığın bir dönem başladı hayatında. Biraz bunlardan bahseder misin, neydi seni buna iten? 

Evet haklısın, Joint Idea’dan önce kendi gelişimimin kabında yaşamımı sürdürmekteydim ve kanserden sonra ise içimde sözlenmek istenenlerin önündeki duvar ile yüzleştim. Kabul ettim kendime dair önyargılarımı. İçimdeki korkuya rağmen sözlendirmeye başladım içimde doğan sözleri.

Sözler ile dünyayı değiştirebileceğimize inanıyorum ben. Kelimelerin şifa gücüne inanıyorum. Ver her şeyden öte, iş yaşamının içine sevgi lisanın girmesi gerektiğine inanıyorum gönülden. Samimi, içten, dürüst, maskesiz, yalın, net, sorgusuz ilişkilerin geleceğimizi şekillendirmesini ümit ediyorum. İnsanlığımızın derin potansiyeline inanıyor ve dünyamızda Utopia’nın (Cambridge Sözlüğü Ütopya’yı “insanların ahenk içinde çalıştığı ve mutlu olduğu mükemmel bir topluluk (fikri)” olarak tanımlıyor.) yeşerdiği günleri ümit ediyorum. İşte bu yüzden her gün, yeniden yenide kendime niyet edişim. Bu yüzden her gün Joint Idea’da Love Mafia ile dünyaya değer katma çabam.

Joint Idea öncesinde bana dikte edilen bir yaşamı yaşıyordum. Kurumsal yaşamın prestijli olduğu bir dünyada “Ben farklı değerler katmak istiyorum. İnsanların içinde yaşama dair bir umut, bir heyecan uyanmasına vesile olmak istiyorum” demek pek de kabul gören ve desteklenen bir patika değildi. 2001 yılındaki ilk inziva tecrübemden sonra içimde uyanan dokunma, dönüştürme ve ilham verme arzuma rağmen geleneksel iş yaşamındaki varlığıma devam ettim. Ama bir gün geldi ve ben kendime nasıl yaşamak istediğimi sordum.

Yukarıda da bahsettiğim üzere kanser hastalığımdı beni bu yola çeken. İnsan sağlığını böylesine ciddi şekilde tehdit eden bir hastalıkla yüz yüze geldiğinde pamuk ipliğinde bir yaşam yaşadığı gerçekliğine uyanıyor. Bugün varız, ama bir adım sonramızı hiçbirimiz bilmiyoruz. Çok sevdiğim bir laf var: “İçinde müziğinle ölme.” Hepimizin içinde hayata gelmek üzere bekleyen kendimize has bir müziğimiz olduğuna inanıyorum. Yaşama veda etmeden bu müziği keşfetmenin ve icra etmenin bireysel yolculuğumuzun sebebi diye hissediyorum. Kendime dair, yıllara sair, bildiğim bir şey var ki, o da insanları bir araya getirme ve bir arada tutma içsel yetisine sahip olduğum. Belki de senin ifade ettiğin topluluk mimarı olmak benim sanatım, içimde yaşam bulmayı bekleyen müziğimdi. Ama tabi o zamanlar böylesine bir iş tanımı hayal bile edilemezdi. Ve kader bu ya, işte tam da bu bilinmezin, bu arayışın ve arzunun tam içindeyken ortağım Markus Lehto ile yollarımız seneler sonra tekrar kesişti ve bugün sevgiyle ve inançla, topluma değer katmak niyetiyle çıktığımız yolculuğa devam etmekteyiz.

Benim bildiğim kurucusu olduğun üç değerli platform (veya sosyal kabile) var, Joint Idea, Life Works Labs ve benim de üyesi olduğum Love Mafia. Üç tane olması bende kafa karışıklığı yaratıyor. Kimler hangisine katılıp nasıl katkıda bulunabilir? Her birinin fonksiyonu ve eğer varsa biribiri ile ilişkisi ne? 

Canım Şeyda’cım öylesine kıymetli bir soru ki bu… Biliyorum her birinin İngilizce olması da aynı zamanda kafaları karıştırıyor. Ama biz, Joint Idea olarak, çizilmiş sınırların ötesine, dünyanın global vatandaşlarına hitap eden bir platform olmak niyetiyle yola çıktık. Kendimizi bir toprağın vatandaşları olmaktan öte, bu kıymetli gezegenimizin bir vatandaşı olarak görmemizden, geleceğin birlik bilinci ile tasarlanması gerektiğine inancımızdan kaynaklanıyor. Bu yüzden girişimlerimize ve yaratımlarımıza verdiğimiz isimler de hepimizin ortak lisanı olan İngilizce olarak doğdu. Aynı zamanda bazı deyimleri Türkçe’de ifade etmek oldukça zor oluyor. Ne yazık ki, kültürümüzde bazı kelimelerin içi eski algı ile dolu ve tepki çekebiliyor. Mesela kabile kelimesini algı şeklimiz eski bilgiler doğrultusunda şekillendiği için “sosyal kabile” tabiri daha anlamlı gözüküyor. En heyeaclı kısmı ise bu tanımların içini boşaltıp bugün, yeni bilinç ile, yeniden tanımlamak.

Joint Idea ana çatı diyebiliriz. Türkçeye çevirdiğimizde Ortak Fikir anlamına geliyor. Joint Idea’nun kuruluş sebebi bir sinerji platformu olmak. Doğru insanların, insan algortiması ile, bir araya geldiği ve insanlığımıza fayda sağlayacak projeleri bir arada yaşama geçirdiği bir platform olmak. Bir artı bir iki etmesin, bireylerin toplamından çok daha ötesinde fayda sağlayacak dalgalar, ürünler, hizmetler yaratsın ümidiyle yaşama geldi. Şu anda Joint Idea çatısında dünyada başka bir gerçekliğin mümkünatını araştıran sosyal kabileler ile iş birliği yapmaktayız. Bunların hepsine Joint Idea web sitemizde Love Mafia’nın altından ulaşabilirsiniz. Hepsi kıymetli organizasyonlar ve çok değerli birlikteliklere imza atıyorlar. Bizler de bu kurumlarla olan iş birliklerimizle gurur duyuyoruz. Buradaki iş birliklerimiz sayesinde gelişiyoruz, söylemimizi derinleştiriyoruz ve her şeyden öte yol arkadaşları ediniyoruz.

Life Works Labs ise bizim gelişim laboratuvarı olarak nitelendirdiğimiz programlarımız. Hem kurumlara hem de bireylere yönelik, Love Mafia ile birlikte geliştirmekte olduğumuz içeriklere yer veriyoruz. Eğitim tanımının dönüştüğü günümüzde, gelecekte var olabilmek istiyorsak, kendi gelişimimizi de daimi kılmamız gerekliliğine inancımızla laboratuvar programı olarak nitelendirmeyi tercih ediyoruz. Artık ölçülebilir verilerin ötesinde, daimi gelişim zihniyetinin uyandırılması gerekiyor. Life Works Labs nefesten blockchain’e, geniş bir yelpazeden seslendiğimiz, okullarda öğretilmeyen ve yeni dünyada ihtiyacımız olan donatıları hem kurumlara hem de bireylere ulaştırdığımız gelişim platformumuz. Eğer kurumunuzda gerçekleştirebileceğimiz eğitimlere dair bilgi edinmek istiyorsanız bizlerle info@jointidea.com adresinden iletişime geçmenizi rica ediyorum. Jenerik yaklaşımların ötesinde anda anında günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde eğitim yolcuklarının kürasyonunu yapmaktayız. O yüzden sizleri tanımak ve ihtiyaçlarınızı dinlemek isteriz. Ve Love Mafia, göz bebeğimiz. Tercih edip birbirimize çekildiğimiz ailemiz. Sözlerinde ve özlerinde birlik bilincinde olan, yaşamda icra ettikleri her şeyi bütüne (dünyamız ve içinde, üstünde, etrafında var olan tüm eko sisteme) değer katmak üzere yaşama geçiren kıymetli dostlarımızdan oluşan çekirdek sosyal kabilemiz. Joint Idea’daki iş birliklerimizde, Life Works Labs’deki içeriklerimizin yaratımında ve sözlenmesinde birlikte var olduğumuz dostlarımız, yol arkadaşlarımız. Love Mafia, Joint Idea’nın çekirdeği ve kaynağı. “We are more together than alone” (Birlikte daha fazlayız) diye bir laf var çok beğendiğim. Bizler beraber olduğumuzda güçlenen sosyal varlıklarız, birlikteyken yaratım ve etki gücümüz katlanıyor. İşte bizde, Love Mafia ile, olabileceğimizin ötesinde var olabiliyoruz, üretebiliyoruz, hayal edebiliyoruz. Bu çekirdek kabilemiz insan algortiması ile yaşama geliyor. Kendine niyet etmiş insanlar birbirine çekiliyor diyebiliriz. Bir de pandemi döneminde online olarak yarattığımız Love Mafia platformumuz var. Oradaki niyetimiz ise, sosyal medyanın kirliliğinden arınmış, üst bilince çağrı yapan içerikleri, etkinlikleri, yazıları paylaşmak. Birlikte inançta kalıp, insanlığımız için bir üst bilinç ile geleceğin yaratımına inanan online bir sosyal kabile olmak.  Birbirimizden ilham almak ve gelişmek. Dileyen herkesi online platformumuza davet etmek istiyorum. Düzenli olarak bir araya geldiğimiz online birliktelikler, eğitimler, oturumlar ve sohbetler düzenlemekteyiz. Sizleri aramızda görmek ve yaşamı birlikte anlamlandırmak bizlere keyif verecektir.

Kendini olmak istediğin kişilerle çevrelersen sen de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyorsun.

Takip ettiğim bir usta şöyle demişti:  “Birliği (oneness) deneyimleyecek sosyal kabileleriniz olmadığı için, hayat arkadaşınız olan “O kişi” (the One) çok daha önemli bir hale geliyor, Hollywood filmlerinde gördüğümüz türden aşırı anlam yükleniyor, o kişiyi bulamayan ise hayli eksik, garip, yalnız hissediyor.” Ne düşünürsün? Sosyal kabilenin önemi sence ne?

Çok da güzel söylemiş Şeyda’cığım. Bence de sosyal kabilelerimizin özenli seçimi bizleri dünyaya olmak üzere geldiğimiz insanı gerçekleştirme imkanı sağlıyor. Burada özen kelimesinin altını çizmek isterim. Yaşamımızda her gün, en yoğun olarak gördüğümüz ve iletişimde olduğumuz kişiler zaman içinde bizleri tanımlamaya başlıyor. Bizler, istesek de istemesek de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyoruz. İşte özen kelimesi burada devreye giriyor. Eninde sonunda sosyal kabilemiz diye nitelendirdiğimiz insanlar olmaya başlayacaksak eğer, o zaman sanırım benzeyeceğimiz bu kişileri daha özenle seçmemiz bizler için en hayırlısı olacaktır.

Kim olmak istiyorsun? Nasıl bir erdemle yaşama hitap etmek ve karşılık vermek istiyorsun? Kendini olmak istediğin kişilerle çevrelersen sen de zaman içinde onlar gibi olmaya başlıyorsun. Değerlerinde örtüştüğün bir sosyal kabilen olduğunda ise yaşamın iniş ve çıkışları, zıtlıkları sana eskiden olduğu kadar derin dokunmamaya başlıyor. Yaşamda hepimiz zorluklar karşısında sarsılırız ve bazen de düşeriz. İnsanlığımızın evrimsel yolculuğunun bir parçası dualite. İşte öylesine özenle seçtiğin bir sosyal kabile ile sarmalandığında, düştüğünde pamukların üzerine düşüyorsun ve şefkatle anlamlandırıp, büyüyerek geçiyorsun o sınırlarını zorlayan tecrübenin içinden. Yaşamı suçlamadan, geleni erdemle gelişimin için anlamlandırarak, teşekkür ederek, büyüyerek geçmen mümkün oluyor o zorluğun içinden. Benim gelişim yolculuğumdaki sosyal kabilem Love Mafia’m. Sadece Türkiye değil dünya çapında küresel birliğe ve insanlığa inanan, bu uğurda emek veren kıymetli dostlarım. Şu anda dünyada eminim hepimiz kendi değerlerimizle örtüşecek ve ortak bir amaç doğrultusunda birlikte hizmet sunabileceğimiz sosyal kabileler bulabiliriz. Gönülden dilerim böylesine kıymetli birlikteliklere, eğer henüz değilseniz, dahil olmanızı.

Yaptığımız işlerimizin insanlığımıza ve dünyamızın devamlılığına hizmet edecek şekilde tasarlanmasına özen gösterelim.

“İyiliği ilet” (pay it forward) diyebileceğimiz bu ifadeyi pek sık kullanırsın. İyiliğin gücüne ve bunu yaymaya ben de inanırım. Biri gelse, “yahu ben faturamı dahi ödeyemiyorum, hangi iyilik, ne iletmesi” dese (ki ben arasıra maruz kalıyorum); ne söylersin?   

İyiliği iletmek çok kıymetli bir kavram benim için, haklısın. Gönülden dilerim ki izlememiş olanlar Kevin Spacey’nin “Pay it Forward” isimli filmini izlesinler. İyiliği iletmek nedense hep maddi anlamda anlaşılıyor. Halbuki, öylesine çekirdek bir yerden başlıyor ki; bir halden bahsediyoruz.

Bizlere bahşedilen bu kıymetli hayatı onurlandırmak. Bir başkasının gözlerine bakarken onu gerçekten görmek ve kabul etmek. Sokakta yürürken tanımadığımız birine gülümsemek. Zorda olduğunu hissettiğimiz birini dinlemek. Ya da ihtiyaç halinde birine kucak açmak. Hepimiz iyiliği, niyet edersek, kendi küçük yaşamımızda ufak nazik dokunuşlarla defalarca iletebilme şansına sahibiz. Ha, maddi imkanımız el verirse, maddi olarak yardım etmek insani görevimiz. Ama ben en ufak adımların, niyetlerin, kabulün iyiliği iletmenin bir yolu olduğunu düşünüyorum. O yüzden küçük çemberimizde ağzımızdan çıkan sözlerin yargısız ve şefkatli bir yerden çıkmasına özen gösterelim. Yaptığımız işlerimizin insanlığımıza ve dünyamızın devamlılığına hizmet edecek şekilde tasarlanmasına özen gösterelim. Ve kendi rahatlık alanımızın dışına cesaretle adım atarak iyiliği iletelim yaşamın her anında.

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Programı’nda da sözlendiği gibi; kimseyi arkada bırakmayacağımız (leave noone behind) sistemler üretelim. İnsanoğlu olarak bu kıymetli gezegende bolluk ve bereket içinde, ahenkle üretebileceğimiz ve değer katabileceğimiz sistemler geliştirelim. İşte 2020 yılında gerçekleştirmiş olduğumuz Uni.verse festivali ve Global Reset Summit bu iyiliği iletmek üzere tasarlanmış etkinlikler. 5-6 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştireceğimiz Global Reset Summit, bizler dünya çapında ilham veren konuşmacıların içerikleri ile yaşamımızı zenginleştirirken, ihtiyacı olanlara da buradan elde gelir vasıtasıyla kaynak yaratmak üzere yaşama geçirildi. Türkiye’de elde ettiğimiz gelirler Türkiye’nin dört köşesinde gıda bankacılığı ile ürünleri ihtiyaç sahiplerine ulaştıran Temel İhtiyaç Derneği’ne (TIDER) bağışlanmakta. Diyorum ya küçük adımlar. Bizler kendi ilgi alanımız olan gelişim yolculukları tasarımı ile toplumumuzda ihtiyacı olanlara iyiliği iletiyoruz. Hepimizin böylesine kıymet katabileceği bir yetisi ve ilgi alanı vardır sanırım.

Üstel insan, insanlık oyununun ötesine, kendi gerçekliğine ve kendi yetilerini uyandırmaya 100%’ü ile adanmış olmak demek.

“Üstel insan” kavramını ilk senden duymuştum. Sıkça kullandığın bu tabir bende biraz teknolojik bir algı yaratmıştı ne yalan söyleyeyim. Sanki sürüm güncelliyor ve insanlık 1.0’den insanlık 2.0’ye geçiyor gibi. Üstel insan kimdir ve nasıl yaşar? Yaşadığımız dönemin, pandeminin üstel insanlığa sivrilmemizde sence rolü ne?  

Haklısın, teknoloji konusunda çok kapsamlı bilgisi olmayan bana da ilk başlarda çok robotik geliyordu bu terim. Yine kelimelere yüklediğimiz algıdan sanırım, üstel teknoloji çağında bu terimden bahsedince o da çok teknolojik geliyor kulağa. Aslında birbirleri ile derin bir bağlantıları var. Şu anda içinden geçmekte olduğumuz dönem olan üstel teknoloji çağında en kıymetli hazinemiz olan cep telefonumuz bile bizlere haber vermeden haftada en az bir kez kendini günceller halde. Ama ne yazık ki, bu gezegende yaşayan en gelişmiş teknoloji olan biz insanlar, kendimizi, kalıplarımızı, yargılarımızı ve becerilerimizi aynı hızda güncellemiyoruz. Bu daha çok bizlere dikte edilen yaşamı yaşama telaşımızdan kaynaklanıyor sanırım.

Bugün ise bizlere eskiden hizmet eden modellerin, sistemlerin, düşüncelerin ve tanımların artık geçerliliğini yitirdiğini kolektif olarak tecrübe etmekteyiz. Üstel insanlık tanımı işte bu noktada hayata geliyor. Böyle geldi ama böyle gitmemeli. Bana göre, insan olarak bu dünyaya gelmiş olmamız bir tesadüf değil.  Üstel insan, insanlık oyununun ötesine, kendi gerçekliğine ve kendi yetilerini uyandırmaya 100%’ü ile adanmış olmak demek. Defalarca yeniden öğrenmeye, öğretilenleri unutup bir çocuğun merakı ve saf niyeti ile kendimizi defalarca keşfe çıkmaya niyet etmiş olmak demek.

“Reincarnation without dying” diye bir tanım var; ölmeden yaşam içinde ölmek. Üstel insan kendi andaki gerçekliğinin içinde defalarca ölüp küllerinden daha otantik bir şekilde doğmak demek. Ve pandeminin üstel insanlık kavramının zaruriyetini kolektif olarak idrak etmemize vesile olduğu hissediyorum. Hepimiz, evlerimizin güvenli ortamında, neyi niye yaptığımızı tekrar sorgular hale geldik. Sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz işleyiş şekillerinin dönüştüğü bir dönemdeyiz ve birtakım kavramlar da aynı hızda şekil değiştirmekte. Başlangıç zihniyeti ile her şeyi tekrar gözden geçirebilmek için ise önce kendi işleyiş sistemlerimizi güncellememiz gerekiyor. Bu pandemi sayesinde bir çoğumuz hayatlarımıza ve kararlarımızı tekrar bakıyor, insanlığımızı yeniden tasarlıyoruz.

Biz Üstel İnsanlık (#exponential humanity) kavramını üç kolda tanımlıyoruz: Bilinç (Conciousness), Bağlantı (Connectivity) ve Yaratıcılık (Creativity). Bize göre, bu üç içsel yeti insanları diğer varlıklardan ayıran en temel özellikler. Kendimize ettiğimiz niyeti güncel egzersizlerle düzenli olarak beslediğimizde (#practice becoming) insan algortimamız (#human algortihm) ile doğru insanlara doğru çekilmeye başlıyoruz ve kendi sosyal kabilelerimizi buluyoruz. İşte o noktada yaşamın tesadüflerini işlemeye başlıyoruz (#cultivate serendipity), gönülden bağlandığımız iş birliklerine dahil olabiliyoruz.

Bizlere üç tane topluluk hediye ettin. Bunların sana hediyesi, katkısı ne oldu? Bütün bunları gerek kurgularken gerek yaşama geçirirken; kendine veya hayata dair edindiğin önemli farkındalıklar neler oldu?

Bu 3 topluluğu ortağım Markus Lehto ile birlikte derin bir inançla yaşama geçirdik. Onun vizyonu benim inancımın eseri diyebiliriz bunlara. Kendisi ile çıktığım bu yolculukta sesimi, niyetimi, katabileceğim değerleri, beraber büyüyebileceğim sosyal kabileleri bulma imkanı edindim. Çok bencil sebeplerle başladım bu yolculuğa aslında. Başka bir gerçekliğin mümkünatına inancı Markus ile yakaladım. Ümidim bu inançta birleştiğim insanlarla çevrelenmek ve inancımı pekiştirmekti. John Lennon’ın kıymetli bir lafı var. “Tek başına gördüğün rüya rüya olarak kalacaktır. Birlikte hayal ettiklerin ise gerçek olacaktır.” Birlikte hayal etmenin kıymetine inançla iş yapma tanımını dönüştürmekteyiz bugün. Sevgi lisanını iş yaşamına sokma misyonu edindik biz bu yolculukla. Daha içten, otantik, samimi, kırılgan ve şeffaf bağlar yaratmanın kıymetine inancımızla bütün iletişim sistemlerimizi güncelledik.

Kendime uyanıyorum her gün diyebiliriz. Kalpten kalbe iş birlikleri ile her gün büyüyorum, gelişiyorum, öğreniyorum. Cesaretle kendimi ifade edebileceğimi ve kendi şarkımı söyleyebileceğimi keşfediyorum.  Ve her şeyden öte, bunu topluluklar önünde yapabilecek cesareti buluyorum kendimde. Açıkçası, bundan 4 sene önce, bunların hiçbirini yapabileceğimi hayal bile edemezdim. Senin anlayacağın, insanların önünde varlığıma tanıklık ediyorum. Aynı zamanda, o kendime çok uzak bulduğum teknolojik yenilikler de heyecanlandırmaya başladı beni. Threefold gibi teknolojik firmalar ile insanlığımız için tanımlayabileceğimiz yeni değer kavramının arayışında olmak, yeni işleyiş sistemlerini hayal etmek ümit veriyor bana.

Hayatı ve hayattaki varlığını sorgulamayı seven bir insan olarak; kendine bu röportajda hangi sorunun sorulmasını isterdin? Ve cevabın ne olurdu? 

“Eda sen en çok hangi konularda zorlanıyorsun?” sorusu doğdu içimde. Hep güçlü olduğumuz taraflarımızı aktarma eğilimi gösteriyoruz ve fakat bence kırılganlıklarımız ve onlara karşı tepkilerimiz de çok kıymetli. Güç teriminin anlamını da dönüştürmeliyiz belki. Belki de güçlü tanımı kırılganlığını kucaklamak demek yeni dünyada. Kendini olduğun gibi, maskelerin ötesinde tüm çıplaklığın ve gerçekliğinle ortaya koymak.

Ve ben aslında en çok bu güç kavramında zorlanıyorum. İçine doğduğumuz kapitalist sistemde ölçümün para ile yapıldığı gerçeklikte, para ile ölçülemeyen değerlerin de değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Başarılı olma teriminin kazandığımız para ile ölçüldüğü günümüzde, olmayı tercih ettiğimiz üst versiyonumuz ile yaşama kattığımız değerlerin ölçülemiyor olması beni en çok zorlayan konu. Bu hem kendi yaşamım için hem de Love Mafia olmaya niyet etmiş olanlar için dönüştürmek istediğim bir kavram. Yeni bir değer ölçüm mekanizması ihtiyacı içindeyim anlayacağın. Hatta ülkelerin bile değerlendirilirken yeni kavramlarla ve yeni anlayışlarla ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum.

En son olarak, bir yerlerde okumuştum. Dünyada mülteci sayısı, 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyesindeymiş (70 milyonu aşmış). Ve bu gidişe dur denmez ise bırak savaşları kuraklık, küresel ısınma, yanlış tarım politikaları ile bu sayının katlanarak artacağı söyleniyor. Ademoğlu kolay ders almıyor gibi. Biliyorum, sen benim gibi insanlığa olan inancınla iflah olmaz bir iyimsersin. Bütün bu gelişmeler ışığında sence neler mümkün?

Şeydacım bugünün gerçeklerinde bu soruya cevap verecek olan ben değilim, kolektif olarak hepimiziz. Hepimiz teknoloji sayesinde bir dünya olarak birbirimiz ile bağ halindeyiz, bir dünyanın vatandaşları olarak bu dünyadaki işleyiş şeklimizi yeniden tasarlama gücüne sahibiz. Bunu yapabilmenin tek yolu ise sanırım BİR olduğumuza uyanmak, aradaki sınırların, ırkların ve dinlerin eridiği bir dünyaya hizmet edecek yepyeni sistemler tasarlamanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Mucizeler mümkün demek istiyorum ve ben Utopya’ya inanan insanlarla bu yolda emek vermeye devam ediyorum.

Sohbet için kucak dolusu teşekkürler…

Ben çok teşekkür ederim… herkese sevdikleri ile sağlıklı, huzurlu, sevgi dolu bir dönem diliyorum.

Röportaj: Şeyda Bodur


11-11 kapısından içeri bakarken

Ben hayatı algılamamızın geniş boyutta detaylandığını düşünüyorum. Bu sebeptendir ki, kendi gelişim yolculuğumda kullandığım araçlar ve kendime baz aldığım bilgiler ve öğretiler geniş bir yelpazede yer alıyor. Ve bu yelpazenin bir katmanı da astrolojiden oluşuyor. Evet, ben her şeyin bir frekans olduğuna inanıyorum ve deneyimliyorum. Bizler evrenin ve kainatın frekansı ile ahenk içinde yaşıyoruz. Gökyüzünde olanlar bizden bağımsız değil. Biz isteyelim ya da istemeyelim, inanalım ya da inanmayalım, eninde sonunda gökyüzünde olan etkileşimden de etkileniyoruz. 

Kendi insan algoritmam ile yaşamıma dahil olmuş ve gökyüzündeki değişimin bu dünya üzerindeki yaşamımızdaki yansımasını inceleyen ve sözlendiren bir takım dostlarım ya da beğeni ile izlediğim bilir kişiler var. Ve onların söylediğine göre şu anda 11-11 kapısından geçiyoruz. Eşikteyiz. İnsanlığımızın bir sonraki dönemini kolektif olarak tanımlarken kendi içimizdeki karanlıklara da bakmak durumunda kalıyoruz. Kalıplarımızın ve yargılarımızın gün yüzüne çıktığı ve hayırlısı ile dönüştüğü bir dönemdeyiz deniyor. Ve bende, kendi naçizane yaşamımda bunu hepimiz gibi tecrübe ediyorum. 

Pandemi dönemi ile istisnasız hepimiz için zaman ve mekan kavramları anlam değiştiriyor. Sanki her gün Cuma günü ve bitmeyen uzun bir günü yaşıyoruz. Ben şahsen haftanın nasıl geçtiğini, günün başlayıp da saatin nasıl 3 olduğunu anlayamıyorum. Şaşkınım ama bir o kadar da rahatım bu eriyen zaman kavramı karşısında. Saygı duyuyorum her şeyden öte. Zamanın şekil değiştirdiği bir dönemi deneyimlemek nasip olduysa vardır bir sebebi diyip gözlemliyorum içimdeki algı değişimini, direnci ve kabulü. 

Mekan kavramı dönüşüyor çoğumuz için. Evimizin 4 duvarı içinde çevrildiğimiz bu dönemde dünyayı sığdırmaya başladık yuvamızın içine. Dış dünyadan öylesine kopuk yaşadığımızda ise o gün yaşamakta olduğumuz bir gerçeklik de boyut değiştirmeye başlıyor. Sanki yaşamımızın kendisi oymuşçasına bütün geçekliğimizi ele geçirebiliyor.

Bir işbirliğinde yaşadığımız iletişim tıkanıklığı tetikledi beni bu hafta. Ve dün baktım ki, 3 gün boyunca bütün gerçekliğimi bu olay ele geçirmiş, başka bir şey düşünemez ve yapamaz hale gelmişim. Kendi dünyamda, evimde, bu konu ile kavrulurken buldum aniden kendimi. Evet, hepimiz düşebiliyoruz bu sarmalın içine. Bir konu bizleri öylesine rahatsız ediyor ve tetikliyor ki yaşamımızın çok boyutluluğunu unutup tek bir olayın gerçekliğini bütün yaşamımızın merkezi haline getirebiliyoruz. O konunun rahatlığımızı, huzurumuzu, neşemizi gölgelemesine biz izin veriyoruz ve kendi maymun zihnimizin oyununa yenik düşüyoruz.  

11-11 kapısında benim kendime uyanışım da bu oldu. Pireyi deve yapma tabiri var bizim kültürümüzde. Bazen bazı olayları kendi kabının ötesine taşıyıp kendi gerçekliğimiz haline getirebiliyoruz. Ve özellikle zaman kavramının erdiği ve mekan algımızın daraldığı, insanlığımız adına yaşamakta olduğumuz çok özel günlerde içsel farkındalığımızı uyandırmak zaruri hale geliyor ki o olayı tekrar kendi kabına geri koyabilelim. 

Farkındalık seviyemiz ne olursa olsun yaşamda olan zorlukların bizlere şifa olmak adına geldiğini ve bunları cesaret ve dürüstlükle dönüştürebileceğimizi unutmayalım ve unutturmayalım. Geçelim içinden erdem ile, zihinsel bahanelerimizin ötesinde duymaya niyet edelim birbirimizi ve umut ediyorum ki büyüyelim ve kabımızı genişletelim. 

Cesur olalım, değerlerimiz doğrultusunda dürüstlükle ve içtenlikle adım atalım yaşama. Kalp ve zihin süzgeçimizden geçirirken aklımızdan geçen ve kendini durmaksızın açıklamalarla teyit eden sözleri susturalım. Ve her şeyi kendi kabında değerlendirelim. Yaşamımızda olan olayları boyutunun ötesinde kendi gerçekliğimiz haline getirmeyelim. Derin bir nefes alalım. Duralım. Derinlere bakalım. Büyüyelim. 

Ve sevgili Mor Alev’in bugünki sözleri ile uğurlayalım takıldığımız detayları, kişileri, olayları … şifalandıralım. 

“Dünyanıza kaosa katılarak yardım etmeyeceksiniz. Haklılık iddiası, yargılama, üstünlük duruşuyla dünyanıza yardım edemezsiniz. Dünyanıza kimsenin karanlığına zorla ışık sunmaya çalışarak da yardım edemeyeceksiniz.

Bütün bunların yerine, ışık olun. Sevgi olun. Huzuru koruyan olun. Sabah kalktığında gece boyunca başını özenle taşıyan yastığı takdir eden olun. Duşunuzdaki suyu ve sabunu sevin. Kahvaltınızı sevin. Yuvanıza şükredin. Ailenize şükredin. Köpeğinizi sevin. Çocuklarınızı övün. Partnerlerinizi takdir edin. Sonra dua edin sevgililer, tüm insan kalplerin canlanıp yükselmesi için. Acı içinde olanların acılarının dinmesi için. Korku içinde olanların Yaratan’ın sevgisini hissetmesi için. Huzurda olmanız için dua edin.”

Sağlıcakla sevgide kalın…


Gözlemci

Bazen sadece kendini dinlememek, sadece gözlemlemek için yazarsın. Bırakırsın aksın zihnindekiler. Aksın ki onun altında, daha içlerde, daha derinlerde olanı gözlemlemeye de alan açılsın. Üstte dalgalanan ve senin bakış açını buğulaştıran düşüncelere dokunmayı ve incelemeyi bırakasın. 

Maymun zihni dediğimiz ve düşüncelerin akışının hızında daldan dala atlayan, gelen düşünceye tutunup ona derinlemesine dalarken bir diğer gelen düşünceye atlayan bir zihin halindeyiz genelde. Halbuki keşke bir de o dalı tutmasak, gelen o yeni düşünceye atlamasak. Bıraksak düşünce düşse yere, kendi kendine eriyip yok olsa. Ta ki bir sonraki gelene kadar. İnan bana, eninde sonunda bir sonraki düşünce gelecek… biz bir insanız. Yaradılışımız zihnimizin ve ruhumuzun uyumunu sağlamak üzere kurgulanmış.

Belki de yaşam dediğimiz bu yolculuğun ana amacı düşünceler ve içsel sessizlik arasındaki dengeyi arayışımız.

İşte bu zihnin oyununu ve belki de var oluş sebebini idrak ettiğimizde, elimizden geldiğince, düşüncelere tutunmayı bırakıp, o içinden geçmekte olduğumuz panik, endişe ve kurgudan çıkmaya niyet edebiliriz… işte o zaman tekrar dingin bir nefes alma, düşüncelerin akışından bir es alma farkındalığına gelebiliriz. Niyetimiz, iki düşünce arasındaki zamanı esnetmeye başlamak. Zamanın yavaşladığı o esnada da mümkünse gözlemci konumunda kendimizi izlemeye alan açmak. 

Zihnimizdeki düşünceler arasındaki zamanın esnemesi gerçek manada ne zaman oluyor biliyor musunuz? Şimdi! Anda anında! Ancak ana geldiğimizde zihnimizdeki düşüncelerin sesi kısılmaya başlıyor. Bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz ahenk içinde oluyor. Tüm varlığımız, dikkatimiz ve niyetimiz anda var olmaya ve yaptığımız her ne ise ona odaklanmaya başlıyor. Nefesimiz dengeleniyor. 

Ben bu hissi  kendi naçizane yaşamımda ne zaman hissettiğimi düşündüğümde aklıma şu tecrübeler geliyor;

Yoga yaparken veya fiziksel bir zorluğun içinden geçerken; bedenimin sınırlarını esnetirken zihnimin ve bedenimin anda olduğu zamanlarda. Meditasyon ve / veya nefes esnasında. Küçük bir çocukla ya da bebekle vakit geçirirken. Ve kimi zamanda yemek yaparken. 

Bir başka anda kaldığımı gözlemlediğim anlar ise değer katmak üzere aldığım sorumluluklar esnasında yaşama geçiyor. Mesela Oy ve Ötesi’nde gönüllü olduğumda herseyini hakkaniyetli bir şekilde ilerlemesine gösterdiğim özen esnasında yüzde yüzümle andaydım. Art of Living Ashram’ında seva (hizmet) yaparken ya da sessizlik esnasında simültane tercümanlık yaparken tamamen bir kanaldım. Veya bir kuruma / topluluğa değer katmak üzere sahne aldığımda bütüne değer katması ümidimle içimden sözlenleri aktarmaya özen gösterirken şimdi buradayım. 

Ana geri gelmek ve gözlemciyi uyandırmak için kullandığım ana aracım ise yazı yazmak. Panik atak geçirdiğim dönemlerde en aktif kullandığım aracımdı yazı yazmak. Hissin içinde kaybolmaya başladığım, benden öte düşüncelerin içine düşmeye başladığım anda bilgisayarı / kalemi ve kağıdı alıp yazmaya başlıyordum. İçimden geçenleri, zihnimde uyananları yazmaya başladığım anda bir süre sonra kendimi düşünceden düşünceye atlamayı bırakmış kendimi izlerken buluyordum. Gözlem esnasında fark ettim ki; bir panik atağı bedeninde yaşayan vardı, bir bunu yazmaya niyet etmiş bir bilinç vardı ve bir de bu ikisinden de öte yazanı ve yaşayanı izleyen bir ben vardı. Ve bir zaman sonra yazan da gözleyeni sözlendirmeye başladı. Gözlemci konumundan yaşadıklarına anlam veren tarafım kalemi aldı da diyebiliriz belki de. Böylece düşüncelerin arasında kaybolup, bedenimde endişeyi hissetmektense zihnimi ana yazarak getirebileceğimi keşfettim. 

Aslında, bloguma başlama dönemim de işte tam bu zamanlara denk gelir. Seslendirme ihtiyacımı kaleme dökmeye başladığım zamanlar. İçimde sözlenenleri aktarma ihtiyacı duymaya başladığım zamanlar. Yazı benim ilacım oldu. Kendime kavuşma yolculuğumda, yaşam amacım olan ifade ihtiyacımı gidermeme şifa oldu. Kelimeler nedense hep daha keyifte aktı yazarken, kendimi kendime daha net ifade ederken buldum. Ve akabinde de duyulmaya başladım sanırım. İşte buna minnettarım.

Hepimiz gibi benimde duyulmaya, görülmeye ve sevilmeye ihtiyacım vardı. Ve bunlar kanımca, insan hikayemizin en temel ihtiyaçları. 

Kendimizi gözlemleyelim ki bu bedene üflenmiş bu ruhun bu kutsal yaşamda, bu cennet dünyada ne değer katmaya gelmiş onu da hissetmeye ve icra etmeye başlayabilelim. Kısacık bir yaşam var önümüzde ve bidiğimiz bir şey var ki, hepimiz bir gün bu boyuttaki yaşama veda edeceğiz. İşte bence, doğum ile ölüm arasında aldığımız nefeslerin kıymetinin farkında, hakkını vererek yaşamak en ulvi görevimiz. Yaşamı tecrübe eden bu bedenin, bu hikayenin içine düşmüş ruhun gözlemci konumuna çıkabilmek. Yaşamı ve kendimizi gözlemleyerek, öğretilenlerin, zihnimizin ötesinde kendimizle irtibata geçebilmek. 

Ha baktık susturamıyoruz mu o sesleri? Zihnimizden geçen düşünceleri, endişeleri bırakalım bulutlar gibi aksın gitsinler. İzleyelim onları. “Bugün böyle” diyebilelim. “Bugün yorgunum ve zihnimin kargaşasısının tam ortasındayım.” Ve buna da peki. Bu da güzel. Kendime ve yaşama dair görmem gereken ne varsa görmeye, kabul etmeye, sevmeye ve dönüştürmeye hazırım. Nefesimde kalarak, kalemime kağıdıma sarılarak kendimi izlemeye alan açabilirim. 

Ve yarın… işte yarın, yepyeni bir gün. Yepyeni bir frekans. Yepyeni bir ben. Sadece bugün, şimdi burada, anda anında bu böyle… içinde olduğum ruh halimi bir sonraki ana çekip çekmemek bana kalmış. Yarının bugünden farklı yepyeni bir gün deneyimi olması sadece benim bakış açıma bağlı… 

Sadece bugün böyle. Tutunma, bırak. Bugünle beraber akıp gitsin an’a ait edişelerin, korkuların, içsel çelişkin.


Integrity

Integrity dilimizde “tamamlanırlık, bütünlük yada onurluluk, dürüstlük” olarak tanımlanmakta. Ama gerçek anlamına inersek “kendine dürüst bir şekilde yaşamak” ta diyebiliriz. Kimse sana bakmazken yaptıkların ve oluş halin diye de ifade edebiliriz.

Dışarıda kendini ifade etmeye niyet ettiğin erdemli duruşunu, yaşama nezaketini ve hassasiyetini yalnızken, hiçbir göz sana bakmazken de uygulayabiliyor musun?

Sözün, duruşun, niyetin, hareketlerin yaşamın her alanında bir mi?

Net, dengede, dürüst ve alçakgönüllü müsün?

İşte aslında integrity bu. Tamamlanmış ve bütün olmak. İçindeki her parçayı görmüş, kabul etmiş ve dönüşmesine izin vermiş olmak. Kendine dürüst bir şekilde yaşamak.

Joint Idea ile yollarım kesiştiğinden beri tek net durduğum bir duruş var. Yazılarımızda, sözlerimizde, iletişimimizde hep sevgi lisanı kullanmak ve kurban lisanına alan açmamak. Kimileri tarafından yargılandım belki de. Kelimelerimiz çok ezoterik, güncellikten uzak ve hayalperest geldi belki. Tek niyeti “başka bir dünya mümkün”ü fısıldamak olan bizlerin geleneksel yaklaşımla ve korku kelimeleri ile seslenmemizin beklenmesi mümkün değil kanımca. Kendi bütünlüğünü yakalamaya niyet etmiş bizlerin inandığımız dünyanın lisanı dışında hitap etmemiz “integrity” kavramı ile ters düşmekte.

İşte bu yüzden bazı kelimeleri özenle dönüştürmeye niyetim. Kendime doğru ve dürüst bir yaşam arzumdan. İnsanlığımız için daha üst kalibre bir yaşam tasarlanabileceğine dair ümidimden. Kendi kabımı genişletmeye niyetim, dönüşümün kendi olmamız gerektiğini bilmemden. Ve işte bu yüzden sözlerime özenim. Dönüşümün kelimelerle, sözlerle başlayacağına inancımdan.

Hadi bugün, sadece bir gün niyet edin. Ağzınızdan kelimeler çıkmadan bir nefes alın ve şu üç süzgeçten geçirin kelimelerinizi;

Doğru mu?

Gerekli mi?

Nezaketli mi?

Sadece bir gün ağzımızdan çıkacak olan kelimelerin frekansına özen gösterelim. Kelimeler sözlenmek mi istiyor ya da sadece düşüncesizce, tepkisel mi geliyor? Evet, asıl olan düşüncelerin akış kaynağını iyileştirmek. Ve fakat, yine de, tercih edip sözlendirmeye geçersek zihnimizi de eğitmeye başlayacağımız kanısındayım. Dudaklarımızın arasından çıkmaya niyet eden o ses nereden geliyor? Zihnimizden mi, öfkemizden mi, yargısal bakış açımızdan mı? Söylemek istediklerimiz doğru mu? Hadi doğru diyelim, gerçekten gerekli mi? Unutma! Ağzından çıkan her ses bir frekans! Ve zaman içinde sende o frekans olmaya başlıyorsun. Başkasına söylediğin o sert, yargısal kelimeler olmaya başlıyorsun. Değer mi kendi akışını ve frekansını kirletmeye? Gerçekten gerekli mi? Hadi doğru ve gerekli diyelim. Son bir süzgece tabi tut bir de… kelimeler nezaket, şefkat ve anlayış barındırıyor mu? İşte o zaman müsaade et sözlensin kelimelerin.

Kelimelerimizi dönüştürürsek zihnimizi dönüştürebiliriz. O çok sesli koro bize hükmetmeyi bırakır, seçen biz oluruz. Yaşamımızı tercihlerimizle şekillendirmeye başlarken dünyada görmeyi ümit ettiğimiz değişimi kendi bedenimizde yaşama geçirmeye başlarız. Ve belki de bizlere sunulmuş bu yaşamı onurlandırmış oluruz. Integrity’de bu değil mi; onurluluk ve dürüstlük. Bu beden içinde, şimdi burada, bizlere bahşedilen hayatı onurlandırmak, hakkını vermek, kendimize dürüst bir şekilde yaşamak.

Hadi gelin bugün, sadece bir gün kelimelerimize özen gösterelim… bakalım sözlerimizle anda anında yaşamımızda neler dönüşmeye başlacak.


The Great wave

İş ve yaşam algımızın birbirinden derin çizgilerle ayrıldığı bir dünyaya doğdum ben. Başarı kavramının maddi kazançla ölçüldüğü, iş kavramının ise maddi kazanç sağlamak için icra edildiği bir dünyaya doğdum. Hiçbir zaman için sormadık kendimize, ben bu dünyaya kendi biricik özelliklerimle ne değer katabilirim diye. İnsanlığımız için dikte edilen bu oyunu oynamayı bırakıp, değer kavramını dönüştürerek, yepyeni bir gerçeklik tasarlayabilir miyiz diye.  

İş seçerken ilk motivasyon kaynağımız başarılı olup para kazanabileceğimiz bir iş sahibi olmaktı. Bizlere  aktarılmış ve bizlerden beklenen bir yaşam vardı. Okulu bitirip daimi kazanç sağlayabileceğimiz bir işe kapak atacaktık ve ardından da beklenilen ve belki de toplumsal olarak talep edilen adımlar izleyecekti bu yolculuğu. Evlenip, çocuk sahibi olacak ve sonsuza kadar mutlu yaşayacaktık. Emekli olana kadar keyif alsak da almasak da mümkünse aynı işte ve aynı firmada çalışacak ve akabinde de sudan çıkmış balık gibi “ben” kavramının ne olduğunu bilmeden emekliliğimizi yaşayıp, yaşama veda edecektik.  

Ve fakat, arada, dünya değişti. Bizler teknolojinin hızlı gelişimi ile yepyeni bir dünyaya uyanırken ve yaratımına onay verirken COVID-19 gibi bir pandemi eşliğinde gerçek değerlerimize uyanmaya başladık.

Teknoloji ile hepimiz birbirimize yaklaşırken bir o kadar da ayrıştırıldık. Gelişen tıbbın etkisi ile yaşamlar uzarken, neyi niye yaptığımızı daha sık sorgular hale geldik. Kadim bilgilerin yüzyıllar boyunca sunduğu araçlar hepimiz tarafından bir click ile ulaşılabilir oldu.Kendi iç sesimize daldıkça, bizlere dikte edilen yaşamın sorgusuz sualsiz yaşanmasının mümkün olmadığına uyanmaya başladık adım adım. Yaşamın kısalığının farkındalığı ile bırakacağımız el izinin kıymetine uyandık belki de. Bir tanecikliğimizin farkına varmaya başladık. Bu dünyanın gidişatına, insanlığımızın bir sonraki evresine nasıl değer katacağımızı sorgulamaya başladık. Ve sorgulayanlar, başka bir dünya mümkün ütopyasına inananlar, birbirine çekilmeye başladı. Birbirinden kıymetli sosyal kabileler birleşmeye, gerçek işbirliği kavramını tanımlamaya ve hayata geçirmeye başladı.

House of Beautiful Business bu sosyal kabilelerden biri işte. Benim için ise, dünyanın keşmekeşinden, günlük hızdan, belki de bilgi kirliliğinden uzaklaşmak için sığındığım sımsıcak bir yuva. 4 senedir yolculuklarına eşlik ettiğim bu sosyal kabileden beslenirken değer katmak ise öylesine kıymetli ki. Diliyorum ki bana dokunan bu ekosistemlerden siz sevdiklerim, kıymet verdiklerim de faydalanabilin. Başka bir dünya mümkün, biliyorum, hissediyorum ve tercih ettiğim yolda her gün buna inanan ve niyet eden başka ruhlarla kesişiyor yolum.

Bizler, hepimiz, doğanın bir parçasıyız ve nihayetinde bir frekansız, enerjiyiz aslında. Ve istesek de istemesek de sosyal kabilemiz diye nitelendirdiğimiz insanların frekansı ile ahenk içinde olmaya başlıyoruz zaman içinde. Ümitte kalmak, kendi enerji alanımızla dünyaya değer katmak istiyorsak kurban psikolojisinin ötesinde işleyen ekosistemlerin bir parçası olmamız ve bir’likte üretimde olmamız ise kaçınılmaz.

COVID-19’un güzelliği ise bizlere böylesine sosyal kabilelere ve bilgilere evimizin rahatlığında ulaşma imkanı sunuyor. Gönül istese de maddi, manevi, yaşamsal bazı zorunluluklar ve kısıtlamalar neticesinde seyahat edip, tecrübe edemediğimiz bu organizasyonlara dahil olma ve ilham alma imkanı sağlıyor. Gelişmemek, öğrenmemek ve yaşama farklı bir açıdan bakma olasılığını göz ardı etmek için hiçbir sebebimiz yok artık. Ve açıkçası… lüksümüz de yok.

Kendi vazgeçmişliğimizi ve inançsızlığımızı dönüştürme zamanı ŞİMDİ!

Bu sene House of Beautiful Business ilk defa 3 gün online olarak gerçekliyor. 16-19 Ekim tarihlerinde bu yuvanın kapıları dünya çapında dahil olmak isteyen herkese açılıyor. Ana etkinliğin yanı sıra 35 ülkede lokal hublar ile iş yaşamının güzelleştirilebileceğine inanan ve araştıran kalpler bir araya gelecek. Biz, Joint Idea olarak, bu sene de Istanbul’daki gerçekleştirilecek olan hubın tekrar ev sahipliğini yapmaktan gurur duyuyoruz. Tüm festival dahilinde 18 Ekim Pazar günü, baharın son günlerini yaşarken, Bomonti Ada’da sizleri bekliyor olacağız. 10 tane kıymetli konuşmacı eşliğinde ben kavramının biz kavramına dönüşüne ve üstel teknolojilerin bir’lik bilincine nasıl hizmet edebileceğine dair alan tutuyor olacağız. Pandemi sebebi ile bu fiziksel birlikteliğimizde kısıtlı sayıda izleyici kabul edebiliyoruz. Bu sebeple Great Wave’e biletinizi alırken bizlere sosyal kabilelerimize ulaştırmak için sunulan %25’lik indirim kodunuz için şifremiz “SPLASH_ISTANBUL”u girmeyi unutmayın. 18 Ekim’deki bu birlikteliğimizde yerinizi ayırmanızı gönülden tavsiye ederim.

İçinizde hissettiğinizi biliyorum…. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Bizler yepyeni bir varlığa dönüşmekteyiz ve yaratımlarımızın da aynı hızda ve derinlikte dönüşmesi de kaçınılmaz. Ütopya mümkün, evet. Ve fakat, hep beraber niyet edersek yaşama geçirebileceğimiz de kanıksanamaz. Hadi gelin… adım adım dokunarak, dokuyarak, dönüştürerek insanlığımızın bir sonraki evresini beraber tanımlayalım, değer katalım.

House of Beautiful Business’ın bu seneki organizasyonu Great Wave’e katılmadan ana programa göz atmanızı öneririm…. Bu birbirinden kıymetli konuşmacı ve konuların sizleri heyecanlandıracağına eminim. Istanbul’daki etkinliğimiz “Trancendance” ‘da ise sizleri aramızda görmek için sabırsızlanıyorum…

Görüşmek ve kavuşmak dileklerimle…

Sağlıcakla hep sevgide kalın!


yeniden yenide

Yaşamın dönüştüğü günlerden birinden tekrar merhaba, 

Biz bu yaz, yaşamı daha üst bilinçten gözlemleyebilmek ve yolculuğumuzu yeniden tanımlayabilmek adına kendimize alan açtık ve şehrin keşmekeşinden uzaklarda doğayı kendimize mesken edindik. Son 1,5 aydır sosyal kabilemiz olarak nitelendirdiğimiz dostlarımız ve yol arkadaşlarımızın eşliğinde gezegenimizin en keyifli topraklarından biri olan Ege’de güne uyanmaktayız. Doğanın şefkatli ritmine kendimizi bıraktık, içimizde uyananları izliyor, dinliyoruz. Bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi besliyor ve dönüşümlerine tanıklık ediyoruz. Her gün büyüyor, kendimizi ve yolculuğumuzu yeniden yenide tanımlıyoruz.

Astrologlar içinden geçtiğimiz bu dönemi bir fırtına olarak nitelendiriyor. Etrafımızdaki her şey hızla dönüşüyor, değişiyor. Bizlere düşen en büyük görevin ise fırtınanın merkezinde köklenerek ve dengemizi koruyarak yaşamımızda her şeyin dönüşmesini izlemek olduğunu dile getiriyorlar. Belki de bu kıymetli topraklarda bizim de yapmaya özen gösterdiğimiz bu; fırtınanın ortasında dengeli bir şekilde gözlemcide kalmak. Kolay olmuyor tabi. Bizlerin de yaşamı kolektif değişimden payını alıyor, hızlıca dönüşüyor. Bizlere hizmet etmeyen hikayeler yaşamımızdan adım adım çıkmaya başlıyor ve biz de şefkatle yolcu ediyoruz her birini. 

Joint Idea bundan 6 sene önce Arnavutköy’deki ofisi ile ortak fikirlerden doğabilecek sinerjilerin buluşma noktası olarak yaşam buldu. Arnavutköy’deki mekanımız, kendi iş yaşam dengemizde dönüştürmek istediklerimizi deneyimleme laboratuvarımız oldu. Love Mafia’nın birbirine çekildiği, Life Works Labs’in tanımının, hikayesinin yaşam bulduğu mekan oldu. Jam sessionlar ve pot luck yemeklerle bir topluluk olarak yaşamı kutladığımız yuvamız oldu. 

Her sohbet kalpten geçti, her kelime özenle seçildiHer toplantı yol arkadaşlığına, dostluğa dönüştü.

2020 Ocak ayında, insanların genelde yaşamlarını gözden geçirdiği bu dönemde, ortak çalışma mekanı olarak tanımladığımız bu fonksiyonun, artık bizlere daha fazla hizmet etmediğinin farkındalığı ile Arnavutköy mekanımızı kapatma kararını aldık. 2020 Mart ayında veda ettiğimiz bu mekanımız, bizlere ev sahipliği yaptığı süreç boyunca,  kendimizi tanımamıza ve yolculuğumuzun o günkü gidişatını tanımlamamıza kucak açtı. Hayatımızdan çıkışı bile bir öğreti oldu bizler için. Ruhumuzun dilediği iş birliklerini tanımlı bir alanın ötesinde, ülkemizin sınırlarının ötesinde gerçekleştirebileceğimiz farkındalığı ile geleneksel ofis kavramına veda etmemize vesile oldu. Bizler nerede olursak ofisimizin orası olduğu gerçeği ile egomuzun arzu ettiği, öğretilen mekansal ofis kavramını dönüştürmeyi kabul ettik bu veda sayesinde. 

Arnavutköy mekanımızın akabinde 5 sene önce Joint Idea Kanyon yaşam bulmuştu. Kurumlara yenilikçi tasarımı ile yeni dünyaya dair yaklaşımlarını tanımlamaları için alan tutan Kanyon Joint Idea, aynı zamanda Love Mafia’nın sözlendiği yuvamız oldu. Ruhlarında insanlığımız için başka bir gerçekliğin mümkün olduğuna inanan birbirinden kıymetli kalbin aktarmak istediklerine alan tuttu. Daimi gelişim platformumuz Life Works Labs’in yaşam bulduğu ve topluma değer kattığı bu mekanımızı kapatma kararını da bugünlerde vermekteyiz. 

Değişime inancımızla fırtınanın tam ortasından sesleniyorum bugün siz sevgili yol arkadaşlarımıza.

Değişim kaçınılmaz. Bizlere hizmet etmeyen, yük olan, enerjimizin doğru kanallara akmasına mani olanlardan arınma zamanı şimdi. Her şey hayırlısı ile olur. Gelen de giden de kabulümüzdür. Yaşama inancın zaruri olduğu bu günlerde bizler de aynı inançtan huzurla yolculuğumuzu dönüştürmekteyiz. Bugün, anda anında, (2021’de ne yolculuklara yelken açacağımızın sözünü şimdiden verememekle beraber, yaşamın sunacaklarına dair oldukça heyecanlı olduğumuzu da belirtmek isterim. Ve bugün, ruhumuzda tasarımında olduğumuz yolculukların bizleri heyecanlandırdığını fısıldayabilirim sizlere ancak) mekansal yolculuklarımızdan arınma kararımızı hayata geçiriyoruz.

Love Mafia olarak Covid-19 dönemi boyunca online olarak gerçekleştirmekte olduğumuz alan tutma çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Uni.verse ile başlayan online festivallerimizin devamını planlamaktayız.  Dünya çapındaki iş birliklerimize büyük bir inançla değer katmaya ve insanlığımızın bir sonraki aşamasının tasarımında yer almaya keyifle devam etmekteyiz. Hiç üzülmeyin, sosyal kabilemiz olan sizlerle fiziksel olarak bir araya geleceğimiz tecrübeleri hayal etmeye ve tasarlamaya da niyetliyiz. 

Arnavutköy ve Kanyon’daki mekansal yolculuklarımızın bugün gururla taşıdığımız “Utopian” titrini yaşama geçirmemize vesile olduğu için minnettarız.  İnsanlığımızın bir sonraki tasarımına kendi üstel insanlığına niyet etmiş, gözlemci konumunda olmaya özen gösteren insanlar olarak giriyoruz. Yaşamın sunmakta olduklarını iyi ya da kötü olarak nitelendirmeden “hadi bakalım” edasıyla merakla yaklaşıyoruz. Biliyorum bazılarınız bu mekanların kapatılmasına bizler kadar üzülecek, içleri burkulacak. Hadi gelin bana her zaman ilham veren bir Budist hikayeyi beraber okuyalım, bence hepimizin bu süreci anlamlandırmasında yardımcı olacak;

Bir zamanlar, vaktinin çoğunu tarlasıyla ilgilenerek geçiren yaşlı bir çiftçi varmış. Bir gün, bu çiftçinin atı kaçmış. Durumuna üzülen komşuları, çiftçiyi teselli etmeye gelmişler. “Ne kötü şans” demiş bir komşusu.
Belki” diye cevap vermiş yaşlı çiftçi.

Ertesi sabah çiftçinin atı, peşine taktığı üç vahşi at ile geri dönmüş. Bu durumu hayretle karşılayan komşular “Ne kadar da harika!” demiş.
Belki” diye yanıtlamış yaşlı adam.

Bir sonraki gün, çiftçinin oğlu yabani atlardan birine binmeye çalışırken düşmüş ve ayağını kırmış. Komşular, bu talihsizliğe ne kadar üzüldüklerini dile getirmek için yaşlı adamın evine gelmişler.
Belki” demiş çiftçi.

Ertesi gün, köyün erkeklerini orduya almak üzere askerler gelmiş. Çiftçinin oğlunu ise ayağı kırık olduğu gerekçesiyle es geçmişler. Komşular her şeyin nasıl da güzel bir sonuca bağlandığını söylerken,
Belki” demiş yaşlı çiftçi.

Yaşamda hiçbir şey iyi ya da kötü değil. Başımıza gelenlere gözlemci konumundan bakmaya niyet eder, gelenin hayırlısı ile geldiğine dair inançta kalırsak yeniye alan açma olasılığımız da o kadar fazla oluyor. Tutunma zamanı değil bugün. Bırakma ve dönüşüme izin verme zamanı. Önce kendimizden başlayacak bu yolculuğun dünyamızda da hayat bulmasına izin verme zamanı.

Artık bildiğimize ihtiyacımız yok. Artık bilmediğimizi öğrenmeye, araştırmaya ve günlük yaşamımızda uygulamaya ihtiyacımız var. Mor Alev

Kendi kalıplarımız ve yargılarımız ile başlayacak bu dönüşümün dünyada yaşam bulabilmesi için bildiğimiz ve kabul ettiğimiz sistemlerin ötesini hayal etmeye ve sonra da yaşama geçirmeye ihtiyacımız var. Ve gün, bugün. Bugün teknoloji sayesinde hepimiz küresel olarak iletişim içerisindeyiz. Bir tane güzel adımın, bütüne faydalı bir niyetin yaşam bulması ve doğru sosyal kabileler tarafından duyulabilmesi için inanılmaz bir ağa sahibiz. İmkansızı gerçekleştirmenin günü bugün. Ve bunun için, bizlere hizmet etmeyen inançları, sistemleri, uygulamaları, işleyişleri, yaşamları bırakma ve hatta unutma zamanı ki, insanlığımız için yepyeni bir gerçekliği bir’likte tasarlayabilelim, yaratabilelim. 

Evet… Şimdi bırakma ve sizlerin huzurunda birçoğumuza ortak akılda birleştiğimiz bir kabile ile bir araya gelme imkanı sağlamış olan Kanyon Joint Idea’ya veda etme zamanı. 

Online alan çalışmalarımızda ve Love Mafia online platformumuzda görüşmek, birlikte gelişmek ve yaratmak dileklerimle. 

Sağlıcakla sevgide kalın. 


Neowise

Scroll down for English version

Son bir aydır doğanın iyileştirici enerjisini her an damarlarımda hissettiğim vahamdan sesleniyorum bugün size.

Her gün sabah erkenden cırcır böceklerinin ve doğanın uyanışının sesleri ile kalkıp köpeğimi bostanların arasında yürüyüşe çıkartıyorum. Onu izledikçe içimde yepyeni bir zeka uyanıyor. Köpeklerin bebeklerle olan benzerliği, her gördüğü yeni şeye dair duydukları heyecan ve yaşama dair içlerinde uyanan merak bana ilham veriyor. Ardından sabahın erken saatlerinde göl gibi berrak denizimize atlıyorum. Birbirine fısıltıyla “gün-aydın” diyen, çocukluğuma tanıklık etmiş büyüklerimi izliyorum. Sabah ritüellerine olan sadakatleri ile şifa niyetine denize girişlerine, şehrin keşmekeşinden uzak huzur içinde var oluşlarına tanıklık ediyorum. Tavukların altından taptaze soframıza gelmiş yumurtalarımızın, bostanlardan toplanmış domateslerimizin keyfi ile güne başlıyorum. Bu topraklarda bedenime gösterdiğim saygı beni çok mutlu ediyor. Yaşamının en güzel versiyonunu yaşadığını hissediyorum. Bugün, anda anında.  

Günler sakin bir rutin içinde akıyor. Şehirdeki yaşamdan farklı olarak burada program yok, yetişmen gereken hiçbir şey yok. Uyanıyorsun ve yaşamın akışına bırakıyorsun kendini. Toplantılarımız ve işlerimiz baki olmakla beraber onlara bakış açımız bile dönüşüyor bu sakinlik içerisinde. Teslimiyet hakim yüreğimde. Gidenler hayırlısı ile gidiyor, dönüşen hikayeler yeni yollara vesile oluyor. Bazı yüreklerde uyanan (ki bu yürek kimi zamanda benim yüreğim oluyor) çelişkilerin yüksek bilinçle hızlıca çözülüp dönüşmesine tanıklık ediyorum. Etrafımda yol arkadaşım dediğim sevdiklerimin eşliğinde büyüyorum, anlamlandırıyorum, kabule geçiyorum.

Akşamları ise en sevdiğim ritüel olan yıldızları izlemeye çıkıyoruz. Yerleşimin doğaya saygılı olduğu bu topraklarda, akşam şehir ışıklarının yokluğunda, gökyüzü bizlere kendi yüceliğini sunuyor. Uçan uydular, takım yıldızları, kayan yıldızlar ve şimdi de kuyruklu yıldız Neowise bizlere gökyüzünde eşlik ediyor. Her akşam yapmakta olduğumuz bu ritüel içimde bir farkındalık uyandırıyor adeta. “Beni her akşam görebilseydiniz kabınızı anımsardınız” dercesine fısıldıyor.

Şehirlerde yaşamımızda belki de en eksik olan şey gece yıldızları hissedemiyor ve göremiyor oluşumuz. Yıldızları izledikçe bir küre üstünde yaşayan tek bir insan ırkı olduğumuzu, tüm yaradılış içinde ne kadar küçük olduğumuzu anımsıyorum. Sorun dediklerimiz eriyip yok oluyor. Ben dediğimiz görkemli egomuz kabına geri giriyor. Ülkeler arasına insan eli çizilmiş sınırlar yok oluyor, aynı gök kafesin altında yaşayan dünyalılar olduğumuzu anımsatıyor. Ve belki de diyor yüreğim… belki de hepimiz her akşam gök yüzüne bakabilsek, yıldızların altında bu dünya üstündeki varlığımızı kutlayabilsek, bedenimizin ötesinde açlıkla kükreyerek ilgi isteyen egomuza seslenebilsek…

“Sen bana hizmet etmek üzere varsın, ben sana değil. Ben senden ötesiyim. Ben yaratanın ve evrenin bir parçasıyım.”

Ve yaşamda sözlerimize, kendimize, toplumlarımıza, iş yapış şekillerimize, sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz kalıplarımıza evrensel bir bilgelikle bakabilsek. İşte belki o zaman Ütopya’yı yeniden yenide tanımlama ve yaşama geçirme imkanımız olur gibime geliyor, hep beraber.

Bugün neredesiniz bilemiyorum ama her nerede olursanız olun, eminim azıcık şehir dışına çıkma imkanınız olacaktır. Çıkın o çok değer verdiğimiz sistemlerin dışına ve insanlığımızı anımsak adına gözlerinizi göğe çevirin, onun görkemi altında susturun sorunlarınızı içsel teyit eden sesinizi. Ve bugün yaşamda olmanın keyfi ile, nefes aldıkça dönüştürebileceğimiz insanlığımıza olan Tanrısal inançla gök yüzüne bakın. Ve eğer içinizde uyanırsa bırakın sözlesin o tek kelime … şükür. İşte ancak o noktadan sonra yaşamda dönüşmesini istediklerimizi daha net görebilecek ve onları dönüştürebilecek gücü kendimizde bulabiliriz.

Şükür

English Version

Today, I am reaching out to you from my oasis. From a land where I have been feeling the healing energy of the nature in my veins for the past month. Every day, I wake up early in the morning with the sound of the crickets and nature’s transition to awakening. I take my dog ​​for a walk amongst the fields. As I watch her, a whole new intelligence awakens within me. Her excitement, curiosity and joy resemble those of the babies, our purest form. Then, I jump into our crystal-clear sea. I watch those who have witnessed my childhood whisper good mornings to each other. I observe their loyalty to this morning ritual, soaking in the healing power of the sea and being present within their bodies, far away from the chaos of the city. I start my days with the pleasure of eating freshly laid eggs, tomatoes collected from the farms. The respect I display for my body in this land makes me very happy. I feel that I am experiencing the best version of me now. Today.

Days flow in a calm routine. Unlike the city life, there are no programs here, there is nothing I need to catch up with. I wake up and surrender to the flow of life. Even though our meetings and work remain, our perspective is calmer. The feeling of surrender is dominant in my heart. I let go of those who do not serve and transform our story to the new paths that are being reveled. I witness the agitations that rise within our hearts (sometimes in mine, sometimes in others) are being resolved quickly with higher consciousness. I am growing, evolving, transforming to a new me in company of my tribe, my consciously chosen partners in life.  

The evenings are reserved for my favorite ritual; stargazing. In these lands where settlements are designed respectfully to nature, the sky displays its glory in the absence of the evening city lights. Flying satellites, constellations, shooting stars and now comet Neowise accompany us in the sky. This ritual, which we perform every evening, started to evoke an awareness within me. I feel it whispering gracefully; “If you could see me every night, you would remember your container.”

Perhaps the most incomplete thing in our city lives is that we cannot feel or see the night sky. As I watch the stars, I recall that we are a single human race living on this globe. One again, I realize how tiny we are within all creation. And suddenly, what we call problems starts to melt away. I call back my magnificent ego back into its container. Human-drawn borders between countries disappear, reminding me that we are earthlings living under the same night sky. I start to wonder, maybe if we can all look at the sky every evening and celebrate our presence on this earth maybe we can control our egos roaring beyond our bodies seeking for attention. Then perhaps we can whisper these words

“You are here to serve me, not me to you. I am beyond you. I am a part of the creator and the universe.”  

May be then we can look at our words, ourselves, our societies, our ways of doing business, and the patterns that we accept without question, with a universal wisdom. Maybe then we will have the opportunity to redefine Utopia and put it into practice.

I don’t know where you are today. But wherever you are, I am sure you will have the opportunity to get out of the city for a while. Get out of those systems that we value very much and turn your eyes to the evening sky to remember our humanity. And under its glory, silence that voice within which constantly confirms the self, of your problems and worries. Gaze at the sky with the pleasure of being alive today, with your belief in our humanity and divinity. Trust that you can transform all as long there is breath within you. And if a feeling arises within you, let it out with a “thank you”. Only after that point can we perceive what we want to transform in life and manifest a new reality.

Gratefulness is the key… a simple thank you for all that is.  


Unutmayalım

Sımsıcak bir iklimden hepinize merhaba.

Yazın gelmesi ile hepimizin içindeki Covid-19 endişelerinin bir nebze azaldığı ve belki de yakın çevremizle yaşamın güzelliklerinin tadına tekrar varmaya niyet ettiğimiz bir dönemdeyiz. Bu kutlama hissi hepimizin gönülden ihtiyaç duyduğu bir his olduğu kanıksanamaz. Ülkemizin doğası ile inanılmaz imkanlar sunduğu bu mevsim hepimiz için keyifle geçsin.

Covid-19 dönemini anlamlandırma aşamasında bütün sevdiklerimden duyduğum ortak bir endişe vardı, bugün sizlerle onu paylaşmak istiyorum. Belki insanlığımıza olan inanç eksikliğinden (ki eski bilinç seviyesinde yaşayan hepimiz bu inancı her daim teyit ettik) Covid-19 döneminde insanlık adına yarattığımız gerçekliğe dair hepimizin duyduğu endişeyi ve dönüştürmek istediklerimizi unutacağımıza dair bir hissiyat var. Haklı da olabilirler. İnsanlık tarihi bizlere defalarca ne kadar unutkan olduğumuzu kanıtladı. Hızlıca adapte olan ve yaşanmışlıkları unutup eski yaşam sistemimize hızlıca geri dönme isteği olan varlıklarız. Bu harika bir şey. Esneklik bugünün insanı için en kıymetli olan özelliklerden biri.

Ve fakat… yaşananlar bizlerin sorumsuz tercihlerimiz yüzünden yaşananlarsa… dünya hepimize bir şekilde, insanlık tarihinde ilk defa, toplu olarak evde oturma ve yaratımlarımıza ve var oluş şeklimize dair düşünmemiz üzere bir alan tanıdıysa… ben bunu unutma ve eskiye geri dönme lüksümüz olduğunu da zannetmiyorum. İnanılmaz bir imkan tanındığını düşünüyorum bizlere.

Yeniden yenide, üst bilinç farkındalığı ile insanlığımızın gidişatını ve yuvamız dediğimiz bu kıymetli küreyi, dünyamızı, dönüştürme anı bugün.

9-6 çalıştığımız ve sadece tüketim ihtiyaçlarımızı gidermek üzere para kazanmak için yaptığımız iş modellerini, öğretilmiş kalıplar doğrultusunda yönetmeye çalıştığımız ilişkilerimizi (başkaları ve her şeyden öte kendimiz ile), içimizdeki bitmek tükenmek bilmeyen açlığımızı gidermek üzere edindiğimiz tüketim alışkanlıklarımızı, yaşamın koşturması içinde özensiz seçtiğimiz tepkisel kelimelerimizi ve yaklaşımımızı, ego’muzun dürtüleri ile yarattığımız gerçekliğimizi, dünyanın ihtiyaçlarından öte kazanç odaklı kurduğumuz iş modellerini, dostlukların ötesinde kurulan çıkar ilişkilerini dönüştürme zamanı şimdi. “Ben” kelimesini “biz” kelimesi ile değiştirme zamanı şimdi!

Ve öğrendiklerimizi unutma lüksümüz yok arkadaşlar. “Oh bitti” deyip eski yaşam şeklimize ve alışkanlıklarımıza dönme lüksümüz de yok. Bugün bizlere evrenin sunduğu bir armağan. Yeniden yenide insanlığımızı tasarlama imkanı sunuluyor bizlere. Ben şahsen yaşam şeklimizin değişmesinin zaruri olmuş olduğunun farkında olarak bizlere sunulmuş ve yaşama “es” verdiğimiz bu zamanı unutmak istemiyorum, unutturmak da istemiyorum. Belki de onun için yazıyorum bugün. Eski kalıplarımıza, tüketim alışkanlıklarımıza, yaşam şeklimize döndüğünüz anda evrenin bizlere yeniden bir zorluk çıkartarak bizleri kendimize getirmek için hazır olduğunu hissediyorum.

Yaratan da bu üstünde yaşadığımız capcanlı varlık olan toprak ana da bizleri cezalandırmak istemiyor, niyeti bizi öldürmek de değil… belki de sadece bir durun ve bakın diyor. Üstel insanlığımızın en büyük aracı olan gözlemci konumumuzu uyandırmak istiyor. Neden sonuç ilişkilerine öğretilenlerin ötesinde bakmamızı istiyor. Yaşam dediğimiz bu yolculukta bütüne ışık tutmamızı ve dönüştürmemizi istiyor. Ve bu süreci kısacası hızlandırmak istiyor. Çok yavaş gelişen, rahatsızlığının içinde rahatlığını yaşayan ruhumuzu biraz sarsmak istiyor.

Tanrının özelliklerinden beden bulmuş varlıklar olarak bu dünyanın bugün geldiği konumdan hepimiz sorumluyuz. Belki de sorumluluğumuzu bizlere geri vermek istiyor, her birimize, tek tek. Ve dönüşüm her birimizin adım adım kendi gerçekliğimize yaklaşmamızla gerçekleşecek. Onu fısıldıyor bizlere sanki, uyanın diyor.

Çok sevdiğim bir hikayeye değinmek istiyorum burada;

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan bir adama rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.

“Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. “yaşamaları için”  diye yanıt verir deniz yıldızlarını toplayan adam.

Diğeri bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.

Bu deniz yıldızları bizleriz. Her birimiz. Önce kendimizi dönüştürmeliyiz ki diğer deniz yıldızlarını görebilme erdemi geliştirebilelim içimizde. Önce biz uyanmalıyız yaşam oyununa ki akabinde şefkatle etrafımızda iletişimde olduğumuz herkese minik dokunuşlarla tohumlar atabilelim, tek tek her birini denize geri atabilelim.

Ve asla unutmayalım; o atılan tohumların gelişimi de herkesin kendi yolculuğuna, kendi niyetine bağlı. Zorla güzellik olmaz, biliyorum. Ama bir bildiğim daha var ki, atılan her tohum büyür, yeşerir. Gelişim hızı ise, bireysel olarak onu ne kadar özenle suladığımıza, beslediğimize bağlıdır.

Bizlerin her birinin içine tohumlar atıldı Covid-19 döneminde. Bu tohumları toprağın en dibine itelemek, çürümeye bırakmak ve belki de alıştığımız sistemlere “peki” deyip geri dönmek bizlerin elinde. Ve fakat, aynı zamanda, bu tohumların içimizde yeşermeye ve yeniyi tasarlamaya hazır olduğunu unutmamak da bizlerin elinde. Her eskiye dönmek isteyen içsel sesimizi, algımızı, kalıbımızı kucaklayıp, görüp, bırakmak ve dönüştürmek de bizlerin elinde.

Bizler yaratanın bir parçası olarak onun en erdemli vasıflarına doğuştan sahip olan ve sonradan unutmuş, şekillendirilmiş varlıklarız. Hatırlamak, yeşertmek, dönüştürmek ve yaratmak aynı yaratan gibi bizlerin de elinde. Unutmayalım.

Şimdi tatilin, doğanın, yaşamın, yine dışarıda sevdiklerinizle olmanın keyfini çıkaralım. Yaşamı doya doya içimize çekelim. Ama yaşama geri dönerken içimize dikilmiş olan tohumları da unutmayalım. Özellikle bu içinden geçmekte olduğumuz dolunayda naçizane tavsiyem, tepkisel olmayalım. Susalım biraz. İçimizde kabaran hisler olursa unutmayalım. İçimizde kabaran hisler bizim tek kontrol edebileceğimiz. Kimin, hangi sohbetin, hangi olayın içimizi kabarttığı ve yaramıza bastığı bizim yetki alanımızda değil. Karşımıza çıkıp bizleri rahatsız eden insanların ve olayların bizlere ayna tutmak için geldiğini unutmayalım. Cennet ve cehennemin bu dünyada, bu bedenin içinde tecrübe edildiğini hatırlayalım. Bizim olaylara yaklaşımımız bireysel yaşam algımızdan kaynaklanır. Gelen bizleri geliştirmek, daha büyük bir varlık olmamıza vesile olmak için gelir. Rahatsızlık hissettiren bir kişi ve/veya olay varsa tepki vermeden önce içimize bakalım. İçimizdeki rahatsızlığın gözlerinin içine bakalım. O kırılgan varlığımızı kucaklayalım. Gelene tepkisel olmayı bıraktığımızda onu dönüştürme imkanımız da yaşam bulmaya başlıyor.

Duralım, susalım, gözlemleyelim, dönüştürelim.

Ve yaşamı kutlayalım. Bugün, anda anında.


Observer and the Observed

Türkçe versiyonu aşağıda

Age 46… four to 50… it is not a joke!

It is now time to celebrate 46 years of life and the breath taken in and out all through those years. In my opinion, as a woman, real life begins at 40. Step by step, the ability to respect one’s story and make sense of life’s occasions starts to awaken within you.

By 40, the possibility and the ability to observe increases day by day. It provides the opportunity to gaze back and evaluate a life story of 40 something years. If we have developed the ability to look at ourselves and what life has to offer from a more virtuous place, if we can remain curious rather than being fearful of what future may bring, then we can have the ability to observe our own life.

Observation takes place with the awareness of two different energy sources within a single body: the observer and the one in the action, the observed. With the observer state of mind, the responsiveness to the different colors of the life – which is an extension of duality – diminishes and the awareness of the observer awakens. Our ability to observe the body we occupy, and its story, is awakened. The best part of observation is that it provides neutrality. When the mirror is held to the self, without being attached to self, cause-effect relationships begin to be perceived more clearly. The prediction of which choices in quantum reality were chosen from the heart and which were chosen as a result of our patterns deepens. By the way, even though it may seem to have emerged from the heart, some of our deep patterns may still exist in that preference, which probably is the case. The awareness, acceptance and release of the existing pattern may lead to the choices that can be made at an elevated level of consciousness. In this way, the observer position within us can be activated, and manifested.

Reveal. Feel. Heal. See and Free Yourself. – Mor Alev

If you have opened a space for that observer in your life, it means you have intended to look at your own story and your choices with an elevated consciousness. If you have increased the frequency of your intuition, strengthened your love muscles, and chosen to act from trust and belief, you have stepped into the concept of exponential humanity – our new human potential. In my opinion, beyond our university degrees, theses completed, and titles accumulated, we will have the opportunity to realize our true potential by taking the leap of faith into ourselves, taking the pathless path to reach home, to our true essence.

According to studies by Dr. Joe Dispenza, in individuals over the age of 35, approximately 70,000 thoughts arise in our minds in a single day. This is a very impressive statistic. It confirms that the mind is constantly originating thoughts beyond our ability to grab them. It means the brain is an organ that largely functions beyond our direct control or awareness. 80% -90% of these 70,000 thoughts passing through our minds are the same thoughts we had the previous day! This means we are living within the cycle of the same thoughts every day.

If we have the same thoughts every day, things stay the same. If we don’t open up space for the new in our lives, everything in life remains the same. New thoughts open up space for new preferences. New choices lead to new ways of behavior, new ways of behavior lead to new experiences and new experiences lead to new emotions. It confirms the fact that we can create the world we want to see only if we transform ourselves, awaken our potential, and open space for the new to enter.

We have to awaken our own potential to be able to intend ourselves. In order to realize our potential, we have to experience, live and live out our various abilities in this body. If we follow the same mental patterns every day and do not add new preferences, conversations, and habits to our lives, our ability to realize our upper potential is restricted.

In my opinion, the first step to awaken our potential is to reach the observer state. We need to go beyond the concept we define as “ourselves” and dive into areas open to exploration within us. The heaviest judgments in life are the judgments we make about ourselves. Our resistance to freeing ourselves from that transparent box we have self-trapped ourselves.

I am 46 years old today and would like to celebrate my awareness of the self, my desire to break my patterns, my belief in life. Today and every day, I intend to look at myself in the now, again. Observation is the most effective meditation in my life. It is the means I use to shed light and give meaning to myself and my life. Love allows me to hold firmly to all that comes my way, and faith allows me to let go with grace.

On my birthday my only request from you, who has valued me and touched my life, is to open space for the new and welcome transformation in your life. Without question, please include those concepts that are a little mysterious and esoteric into your lives. Gaze at yourself with the perception of an observer and let go of those you believe to be unchanging. Gracefully create space to become what you were intended to be and provide space for those you think will never change to transform at their own pace.

Before I go, I would like to include a few of Dr. Joe Dispenza’s explanations about what happens when we go over the concept we define as “ourselves”;

  • Our narrow view of life shifts into a broad perspective. We can open space for our humanity, which is “one” across the world, religion, language, race, borders.
  • Our focus starts shifting from things, people and places to energy, frequency and information
  • From material world and matter to spiritual, beyond matter
  • We move from a 3-dimensional Newtonian perception to a 5-dimensional Quantum perception.
  • We open a space to the unknown from a predictable perception of reality
  • Our perception of time changes, we begin to experience timelessness and the present moment.
  • We shift from duality, polarization, regionalism and separation to unity, integrity and impermanence.
  • From known to unknown,
  • From limited possibilities to unlimited possibilities,
  • From single universe to multi-universe perception,
  • From our senses directing us to an area beyond our senses.

May our exponential humanity and the new frequency of our existence heal us all…

It is a very special birthday for me, to be experiencing the challenges of Covid-19 within the hope that collectively we are entering into a period of elevated humanity! However, 46 is merely a number. I feel that I have entered into a period in which the words that desire to be voiced in my body are coming to life and the creativity within me is finding a space to shine. I intend to realize my human potential, day by day, and honor this journey called life. I am so happy to be born during this era where we are witnessing a new page of our human history. It’s such a privilege to be alive today!

May you all stay with love in good health!

Meet Maze! She is the new addition to our family. Every new love that enters our lives teaches us something new about ourselves and the Divine. She is my new perception to life these days. And I am learning tremendously about myself, everyday.

Gözleyen ve Gözlemlenen

Yaş 46… 50’ye dört kala … şaka değil yani!

46 senelik yaşamı ve arasında alınıp verilen nefesi kutlama zamanı şimdi! Kanımca bir kadın olarak gerçek yaşam 40’lı yaşlarla başlıyor… hikayene saygı ve geleni erdemle anlamlandırma yetisi uyanıyor adım adım.

40’lı yaşların üzerine çıktığımızda gözlem olasılığımız ve yetimiz gitgide artıyor. Geçmişe dönüp baktığımızda üzerine düşünebileceğimiz, değerlendirebileceğimiz 40 senelik bir yaşam, bir hikayeye sahip oluyoruz. Eğer kendimize ve yaşamın sunduklarına daha erdemli bir yerden bakabilme yetisini geliştirdiysek, gelenden korkmak yerine merakta kalabiliyorsak, kendi yaşamımızı gözlemle yetisine sahip olmuşuz demektir.

Gözlem, gözleyen ve aksiyon içinde bulunan “gözlenen” olmak üzere iki farklı enerji kaynağının farkındalığı ile yaşama gelir. Düalitenin, ikilemin, bir uzantısı olan yaşamın sunduğu farklı renklere tepkisellik azalır, gözlemleyenin farkındalığı uyanır. İçinde bulunduğu bedeni ve onun hikayesini gözlemleme yetisi kıvılcımlanır.

Gözlemin ise en güzel tarafı tarafsızlık sağlamasıdır. Kendine taraf olmadan ayna tutulduğunda neden-sonuç ilişkileri daha net görülmeye başlar. Kuantum gerçeklikteki seçeneklerden hangilerinin gönülden ve hangilerinin kalıplarımız doğrultusunda seçildiği öngörüsü derinleşir. Gönülden gelse de, o tercihimizde de katman katman kalıplarımızdan bazıları hala mevcut olabilir, ki öyledir. Var olan kalıbın farkındalığı, kabulü ve bırakılması tercihin üst bilinç seviyesinde yapılmasına vesile olabilir. Bu şekilde de içimizdeki gözlemci konum aktive olur.

Açığa Çıkar. Hisset. Şifalandır. Gör ve Özgürleş. – Mor Alev

Yaşamında o gözlemleyene alan açmışsan, kendi hikayene ve gerçeklerim dediğin yaşamındaki seçimlerine üst bilinç ile bakmaya niyet etmişsin demektir. Vücudunda yer alan sezgi frekansını, sevgi kaslarını, güven ve inancı yüceltmek üzerine yaşam alışkanlıklarını, sözlerini, tercihlerini değiştirdiysen üstel insanlık kavramına, ya da yeni insan potansiyelimize adım atmışsın demektir. Kanımca, üniversite tahsillerinin, yazılan tezlerin, lakapların ötesinde kendini gerçekleştirmeye niyet etmiş ve kendine yolculuğa çıkmış bir birey olmakla gerçek potansiyelimizi yaşama geçirme imkanımız olacak.

Joe Dispenza’nın bahsettiği bilimsel verilere göre 35 yaş üstündeki bireylerde günde yaklaşık 70,000 düşünce zihnimizde uyanıyormuş. Bu çok etkileyici bir bilgi. Zihnin durmadan işlediğini, kontrolümüz dışında işlemek üzere yaratılmış bir organımız olduğunu teyit ediyor. Bundan sonraki veri ise daha da ilgi çekici; zihnimizden geçen bu ortalama 70,000 düşüncenin ortalama %80-%90’nı bir önceki gün geçen düşüncelerin aynısı! Durmaksızın aynı düşüncelerin döngüsünde kendimizi yaşıyor var sayıyoruz adeta.

Ve birey aynı kalırsa, kendinde yeni’ye dair alan açmazsa, yaşamındaki her şey de aynı kalıyor. Halbuki, yeni düşünceler yeni tercihlere alan açıyor. Yeni tercihler yeni davranış şekillerine, yeni davranış biçimleri yeni tecrübelere, yeni tecrübeler ise yeni duygulara alan açıyor. O çok değiştirmek istediğimiz dünyayı ancak kendimizi dönüştürürsek, kendi potansiyelimizi uyandırırsak ve yeniye alan açarsak dönüştürebileceğimiz gerçeğini teyit ediyor.

Kendimize niyet edebilmek için kendi potansiyelimizi uyandırmamız gerekiyor. Potansiyelimizi fark edebilmek için de bu beden içinde yer alan değişik yetilerimizi deneyimlemek, yaşamak ve yaşatmak durumundayız. Her gün aynı zihinsel kalıpları izlediğimiz ve yaşamımıza yeni tercihler, yeni sohbetler, yeni alışkanlıklar eklemediğimiz noktada üst potansiyelimizi yaşama geçirme imkanımızda kısıtlanmakta.

Kendi potansiyelimizi uyandırmanın ilk adımı da gözlemci konumuna ulaşmaktan geçiyor kanımca. Kendimiz diye tanımladığımız kavramın üstüne çıkıp içimizde keşfe açık alanlara dalmaktan geçiyor. Yaşamda yargıların en ağırı kendimize dair koyduğumuz yargılar. Kendimiz diye tanımladığımız o şeffaf kutunun içine hapsedilmiş benliğimizi serbest bırakmaya dair olan direncimiz.

Ben, bugün 46 yaşıma giriyorum… 40’lı yaşların hayatıma getirdiği kendime dair farkındalığı, kalıplarımı kırma arzumu, yaşama inancımı kutlamak istiyorum bir kez daha, sizlerin eşliğinde. Bugün ve her gün, kendime yeniden yenide bakmaya özen gösteriyorum. Gözlem yaşamımdaki en etkin meditasyon, kendime ve yaşama dair anlam ve ışık tutma aracım. Sevgi her gelene sımsıkı sarılmamı, inanç ise gidene erdemle yol vermemi sağlıyor.

Bu doğum günümde bana değer vermiş, yaşamıma bir şekilde dahil olmuş sizlerden tek ricam yeniye ve dönüşüme alan açmanız hayatınızda. Biraz ezoterik gelen kavramları sorgusuz sualsiz dahil etmeniz yaşamınıza. Kendinize gözlemci kıvamında bakabilmeniz ve değişmez dediklerinizi belki de bir nebze bırakabilmeniz. Siz dönüşün yeter ki ve o hiç değişmeyecek dediklerinize de kendi hızında dönüşmeleri için alan sağlayın.  

Yazıma son vermeden önce Joe Dispenza’nın kendimiz diye tanımladığımız kavramın üstüne çıktığımızda neler olacağına dair açıklamalarına yer vemek istiyorum;

  • Yaşama dair dar olan bakış açımız geniş bir bakış açısına dönüşüyor – bugün dünya üzerinde din, dil, ırk, sınırların ötesinde “bir” olan insanlığımıza alan açabiliyoruz
  • Odağımız eşyalar, insanlar ve yerlerden enerjiye, frekansa ve bilgiye kaymaya başlıyor
  • Materyal dünyadan ve maddeden ruhani olana, maddenin ötesine geçiyoruz
  • 3 boyutlu Newton dünya algısından 5 boyutlu kuantum algısına geçiyoruz.
  • Öngörülebilir bir gerçeklik algısından bilinmeze alan açıyoruz
  • Zaman algımız değişiyor, zamansızlığı ve anı yaşamaya başlıyoruz
  • Dualiteden, kutuplaşmadan, bölgesellikten ve birbirimizden ayrı olduğumuz gerçeğinden birliğe, bütünlüğe ve yer bilmezliğe doğru geçiyoruz
  • Bilinenden bilinmeyene,
  • Limitli olasılıklardan limitsiz olasılıklara,
  • Tek evrenden çoklu evren algısına,
  • Duyularımızın bizi yönetmesinden duyularımızın ötesinde bir alana geçiyoruz.

Yeni insanlığımız ve bu dünyadaki varlığımızın yeni frekansı hepimize şifa olsun…

Çok özel bir yaş günü bugün… Covid-19’un ertesinde yepyeni bir gerçekliğe adım atmaya başladığımız bu dönemin ilk doğum günü! 46 ise sadece bir rakam… bedenimde seslendirilmek isteyen sözlerin yaşam bulduğu, içimdeki yaratıcılığın parlamak için alan bulduğu bir döneme girdiğimi hissediyorum. İnsanlık tarihimizin yeniden yenide yazıldığı bu dönemde yaşamda olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ve kendimi, gerçek potansiyelimi gerçekleştirmeye niyet ediyorum. İyiki doğmuşum.

Sağlıcakla sevgide kalın

Maze ile tanışın! Kendisi ailemize yeni katıldı. Hayatımıza giren her yeni aşk bize kendimiz ve İlahi Olan’a dair yeni bir şey öğretir. Maze’i gözlemleme kendime dair yeniliklere alan açıyor. Her gün kendim hakkında yepyeni şeyler öğrenmeme vesile oluyor.