Bazen iyileşme acıda saklıdır

“Sometimes the healing is in the aching” (Bazen iyileşme acıda saklıdır) bu yazıyı gördüğüm anda bir sonraki yazımın konusunun bu olması gerektiğini içimde hissettim. Son zamanlarda evren bana gerekli olan sözleri, insanları, olayları kendiliğinden önüme çıkarıyor, bana ise sadece onların farkına varmak kalıyor. Akışta olduğum bir dönemdeyim diyebilirim, gelen her şeyi heves ve sevgi ile hayatıma kabul ediyorum ve izliyorum.
Ruhani arayışım esnasında çok güzel bilgilerle ve insanlarla karşılaştım. Bu sözü görünce, Art of Living’deki eğitmenim Nathalie’nin anlattığı bir hikâye geldi aklıma aniden. Sevdiği bir öğrencisinin ne kadar acı çektiğinden ve değer verdiği bu insanın acısını hafifletecek hiçbir şey yapamamanın verdiği acizlik duygusundan, bunun ona verdiği çaresizlikten yakındığı bir noktada Art of Living’in kurucusu Sri Sri Ravi Shankar ile yaptığı bir telefon konuşmasından bahsetmişti. Sri Sri ona sevdiklerimizin acılarını hafifletmeye çalışmamızın bazen onların gelişimini ve bu hayattaki tecrübelerini kısıtlayacağından bahsetmişti. Kimi zaman bizlere çok acı verse de sevdiklerimizin iyiliği için kendi gelişimlerine katkı sağlayacak, belki de bu hayata geliş amaçlarına ışık tutacak acılara müdahale etmeden gözlemci olarak destek olmamız gerekmekte. Bazen iyileşmenin, ilerlemenin tek yolu acının içinden geçmekte saklı. Ve biz bunu her ne kadar onlar için yapmaya hazır olsak da, bu onların kaderi. Vakti geldiğinde ve o farkındalığa ulaştıklarında değişim kendiliğinden hayata geçecek. Bu hikâyeyi çoktandır unutmuştum ama yakın zamanda kendimi çok değer verdiğim bir insana yardım edemez halde buldum. Elimden geleni yapma telaşında iken aniden fark ettim ki, benim yapabileceğim hiçbir şey yoktu, içinde bulunduğu ruh halinden çıkabilmesinin anahtarı bir tek kendinde bulunuyordu. Ve ben ne kadar çok üzülsem de, onun yerine tüm bunlarla başa çıkabilmeye hazır ve istekli olsam da bu onun içsel yolculuğuydu. İstediği zaman elini tutarak ve tüm kalbimle yanında olarak destek olabileceğimi fark ettim aniden. Bu konuda ne kadar başarılı olabileceğim bilemiyorum, sadece inançla yanında olmaya çalışıyorum.
Geçen haftalarda, Cihangir Yoga’da benim için en özel eğitmen Chris Chavez ile yaptığımız yoga seansında yine aklıma geldi bu söz. İlk olarak şunu belirtmeden geçmek istemiyorum, Chris dünya çapında izlenen ve beğenilen bir eğitmen olmasının yanı sıra, benim için şu an Türkiye’de bulunan en etkileyici, eğlenceli, derin, eğitici ve varlığı ile insanları iyi hissettiren bir eğitmen. Benim yogaya tekrar geri dönüşümümün de sebebi diyebilirim kendisi için. Bilginin derinliğinin yanı sıra çocuksu ve eğlenceli tarafını da kucaklamamızı sağlıyor. Derslerinde derin bilgisini güncel yaşamımızdan örneklerle bize sunuyor ve bunu yoga’nın vücudumuza ve ruhumuza etkisi ile öylesine bağlıyor ki, verilen mesaj kemiklerinize kadar işliyor. İşte bu derslerden birinde “no pain no gain” kavramından yola çıkarak, kimi zaman bizim için iyi olan şeyin, bizi iyi hissettirmediğine değindi. Vücudumuzu güçlü ve esnek tutabilmek için emek vermemiz gerekiyor, bunu hepimiz biliyoruz, bu sebeple spor yapıyoruz. Ruhumuza iyi gelmesinin yanı sıra bedenimizde hissettiğimiz gelişim, hareket edebilme rahatlığı bizlere spor esnasında harcadığımız eforu unutturup tekrar yapmamızı sağlıyor. Kimi zaman ise vücudumuzun gerçek potansiyeline ulaşabilmek için ekstra çaba harcamamız, güvende hissettiğimiz sınırların dışına adım atmamız gerekebiliyor. Bu esnada vücudumuz çeşitli ağrılar, sancılar yolu ile bizimle iletişime geçiyor, bunlar değişimin başladığına işaret eden sağlıklı işaretlerdir. Yogada hareketin hayata geçişi ve vücudun bulunduğu pozun içinde bütüne ulaşması zaman içerisinde oluyor. Bu zaman zarfında vücudumuzda çıkan ağrılara gösterdiğimiz direnç akabinde, bu ağrılar boyut ve şekil değiştirmeye başlıyor. Çekilen ağrı kendi içsel anlayışına, arayışına ışık tutmaya başladığında, yoğunluğu azalmaya başlıyor ve hareket oturmaya başlıyor. Bu esnada omuzların, kolların, bacakların bir bütünün parçaları olup harekete teslim olurken, beynin boşalmaya başlıyor. Ağrının içinde düşüncelerin yok olmaya başladığı anda kendinin gerçek yansımasını görürsün bir nevi, kendini olduğun gibi gördüğün ve kabul ettiğin bir aydınlığa çıkarsın.
Chris bu konudan bahsederken şu örneği verdi; bazen yolda yürürken kaldırımda hiç beklenmedik bitkilerle karşılaşırız ya, betonun içinden fışkıran doğaya tanık oluruz. İşte, bazen doğanın günışığına ulaşabilmek için, hayata geliş amacını gerçekleştirebilmek için, kaldırımı delip geçmesi ve bunun için olağanüstü bir efor sarf etmesi gibi, bizlerin içimizde de aynı doğada olduğu gibi böylesine bir arzu bulunmaktadır. Bazen verdiğimiz savaşla başa çıkamayacakmışız gibi gelebilir, onun yükü öylesine ağır gelir ki, bunu kaldırabilecek güce sahip olduğumuzu unutabiliriz. Ancak, şunu da unutmamalıyız ki, aynı doğanın güneşe ulaşmak için verdiği çaba gibi, aydınlığa ulaşmak ve gelişmek için verdiğimiz savaşımızda her gün kendi gerçeğimize adım adım yaklaşmaktayız.
Diyorum ya, bu sıralar insanlar, sözler, olaylar gelişimimde bana ışık tutmak için, olaylarla başa çıkabilmem için önüme çıkıyorlar. Bu sözle karşılaşmam, önüme çıkan güzel insanların paylaştığı hikâyeler ve bilgiler, yoga’daki tecrübelerimle birleştiğinde ruhumun derinliklerinde anlam buluyor. Yoga’nın da güzel ve özel yanı bu zaten… Duyduğun şeyleri sindirmene ve yaşama geçirmene vesile oluyor. Biliyorum biraz delice gelebilir ama içinde bulunduğumuz pencerenin dışına çıkıp geniş açıdan bakabildiğimiz noktada hayatımıza giren her şey biraz daha anlam kazanıyor ve o an için iyi ya da kötü gözüken her şeyin aslında belirli bir amaç için, bizi tekrar ruhumuzun gitmek istediği yola sokabilmek için geldiğini görebiliyor, bir nevi minnet duygusu ile dolabiliyoruz. Aynı bugünlerde benim hissettiğim gibi:)

Argos in Cappadoccia, Turkey

Argos in Cappadoccia, Turkey


Sessizlik

Sessizlikte kaybolduğum ve onun içinde kendimle yüzleştiğim zamanları özlüyorum bazen. Yoga’nın ana prensiplerinden biri olan ve bir nevi inzivaya çekildiğin, sözlere gerek duymadan iletişim kurduğun, etrafında seni sarmalayan doğada, gözlerde ve tekrar tekrar dönüp baktığın özünde yaradılışın güzelliği ile yüz yüze geldiğin özel bir zaman sunuyor sessizlik insana. Böyle ağdalı anlattığıma bakmayın, kimi zaman sıkıldığım, iç sesimi susturamadığım, kaçıp gitmek istediğim anlar da olmuyor değil bu esnada. Ama tüm bu çelişkileri insan olarak dünyaya gelmiş olmanın bir parçası ve kişisel gelişim süreci için yaşanması gereken aşamalar olarak görünce, bazen zor da olsa o sürecin de kendine hoş bir gerçekliği olduğunu kabulleniyorum.
İlk sessizliğimde Hindistan’da ashramda kendimi zaten gönülden inandığım, hissettiğim, bildiğim bir bilginin içinde buldum. Dünyanın her köşesinden bir haftalık bu kurs için gelmiş olan 300 kadar kişi ile sessizliğe başladığımızda son derece heyecanlıydım. Beni bilenler heyecanımın neden kaynaklandığını daha iyi anlarlar. Konuşmayı ve paylaşmayı çok seven kişiliğim için öylesine tezat bir kursudaydım ki, başlamakta olduğum sürecin bilinmezliği beni son derece heyecanlandırmaktaydı.
Kursun üçüncü günü diğer günlerden farklı bir güne uyandım. Hâlbuki önceki günlerden hiç farkı yoktu. Sabah uyanmış, nefes egzersizimi ve meditasyonumu yapmış, kahvaltının ardından yürüyüşümü yapmaktaydım. Ve işte o esnada bulunduğum anın önceki günlerden derin bir farklılığı olduğunu hissettim ve bunu isimlendirebilmek neredeyse günümün geri kalanını aldı. Fark ettim ki, sessizliğin ilk birkaç günü oldukça sesli geçmiş hâlbuki kendi iç sesim beni hiç yalnız bırakmamış. Baktığım her şeye bir şekilde yorum yapıp duruyormuş ve ben, bu çok sesli sessizliğin içinde debelenip duruyormuşum. Ve işte o gün, günlerdir beni yalnız bırakmayan ve kafamın içinde dönüp dolaşan yorumlar, ön yargılar bedenimi terk etmiş ve beni kendimle baş başa bırakmıştı.
Kendinle baş başa kaldığında öylesine bir sürece giriyorsun ki, kalbin açılmaya başlıyor. Bütün duyuların uyanıyor ve gördüğün, dokunduğun, tattığın her şey yeni bir anlam kazanmaya başlıyor. Attığın her adımına, yaptığın her işe 100%’ünü verdiğinde yaradılışın, yaşamın, dünyanın, etrafında seni çevreleyen insanların ve her şeyden önce kendinin ne kadar özel ve güzel olduğu gerçeği ile baş başa kalıyorsun… Minnet duygusu seni öylesine ele geçiriyor ki gözlerini kapattığında içinde hissettiğin tek gerçek sadece sevgi oluyor. Ve biliyorsun, derinlerde bir yerde biliyorsun ki, sen de bu sevgiden yaratılmışsın ve işte o noktada teslimiyet tüm benliğini ele geçiriyor.
Sessizliğin içinde aynı zamanda hislerinle de yüzleşiyorsun. Hislerle yüzleşmek en zoru bence, içinde önyargıları, anıları, endişeleri ve üzüntüleri de barındırmakta. Bu aşamada kaybolduğum, sinirlendiğim, direndiğim öylesine çok an oldu ki, bazen neden böylesine bir kursa katılmış olduğumu bile sorguladım. Bu süreçte öğrendiğim, yapmam gerekenin sadece hislerime güvenmek olduğu ve zaten kalbimin tüm sorularımın cevabını bilmekte olduğuydu. Yaşamına sadece kalbinle bakmaya başladığın anda hislerine güvenmen gerektiğini de artık biliyorsun demektir.
“Meditation is seeing God in yourself. Love is seeing God in the person next to you. Knowledge is seeing God everywhere.” (“Meditasyon Yaratanı kendinde görmektir, aşk Yaratanı yanındaki varlıkta görmektir, bilgi ise Yaratanı her yerde görmektir.”) Sessizlikte bilgiyi öylesine derin hissetmeye başlarsın ki, baktığın her yerde yaratanı, sevgiyi ve yaradılışın büyülü güzelliğini görmeye başlarsın. Kalbinle bakmaya başladığında bu süreç kaçınılmazdır.
Ne yazık ki yaşamın bizlere şehir hayatında unutturduğu bu gerçeği tekrar hayatımıza sokuyor sessizlik; iç sesimizi ve duygularımızı dinliyor ve onların yol göstericiliğine teslim oluyoruz. Bu bilginin derinliğine teslim olduğum noktada zaman zaman şehirde de bu çok sesliliğin içinde sessizliğe gömüldüğümü fark ediyorum. Bazen yaşananlar, hissedilenler öylesine yoğun ve yorucu olabiliyor ki… İçimdeki sessizliğe dönüp sebep aramaksızın büyük resme bakmaya odaklanıyorum, biliyorum ki her olan olması gerektiği için oluyor… İnanıyorum ki, mutluluk kaçınılmaz ve ben farkında olduğum sürece, hissettiğim sürece, içimdeki sesin yolumu aydınlatmasına izin verdiğim sürece her şey hayırlısı ile olacak. Sessizliğin içinde yine ruhumun çok iyi bildiği ve anımsadığı minnet duygusu ile yaşamıma sımsıkı sarılarak geri dönüyorum …. Ve teslim oluyorum.

Cihangir Yoga, Istanbul

Cihangir Yoga, Istanbul